Dorsay ya da Türkçesi sinema yazarı olamamanın zorlukları | Kaos GL Haber Portalı

Gökkuşağı Forumu

Dorsay ya da Türkçesi sinema yazarı olamamanın zorlukları

Cuma, 20 Nisan 2018

Bu yazı bir film eleştirisi yazısı değil; bir film eleştiri yazısının eleştiri yazısı aslında. Biraz da “Atilla Dorsay’a mektup şeklinde okunması sevindirir” yazısı. 2018 En İyi Yabancı Film Ödülü alan Şili’li yönetmenin Sebastian Lelio’nun A Fantastic Woman/ Una Mujer Fantastica hakkında yazan SİYAD üyesi ünlü sinema yazarının yazısını oldukça transfobik bulup, sinirden ne yapsam dediğimde en iyisi yazı karalamak dedim.

Öncelikle bahsedilen yazı şurada.

Ama ben zaten tek tek incelemeye alacağım; filmi izlemeyenler için çok fazla içerik vermemeye çalışacağım. Başlayalım:

Hayli yaşlı bir adam, kendisinden çok daha genç, ama yine de yüzünde insanı rahatsız eden tuhaf bir anlam taşıyan bir kadınla sınırsız biçimde sevişir. Aralarındaki yaş farkı öylesine belirgindir ki, babası yaşında bir adamla seks yapan kadın görüntüsü seyirciyi hayli tedirgin eder, giderek iter.”

Sinema yazarının görevi; bir konu üzerinden seyircinin duygu durumunu anlatmak mı yoksa kamera açıları, planları, sekansları yorumlamak mı emin değilim. Tartışılır. Ama her “yaşlı” adamla sevişeni izlemek, seyirciyi neden tedirgin ediyor, ediyorsa altyapısı olacak şekilde açıklanamaz mı? Yaptığı “yaşçılık” ayrımcılığına girmiyorum, o başka bir yazının konusu olabilir.

“Yüzünde tuhaf anlam taşıyan kadın”

İşte transfobik diye yorumladığım yazıda ilk adıma giriş yapıyoruz bu cümle ile. Tuhaf kelimesini bizim Butlervari kullandığını sanmıyorum. Çünkü yazıyı geriye sarın başlığa bakın: Türkçesi “Dönme”.

Dönme kelimesini cinsel yönelimini bilmiyorum ama yazılarındaki beyanlarına dayanarak erkek bir sinema eleştirmeninin kullanması, doğrudan dildeki ayrımcılığı oluşturuyor. Bir ibneye, ibne arkadaşı ibne diyebilir ama heteroseksüel biri ibne derse, dilsel iktidar kurmuş olur. Ayrıca başlık hâlâ sorunlu “Dönme olmanın sorunları” olmamalı zira dönme olmak sorun değil, zorlukları desen samimi olurdu. Ben samimi bir insan olarak başlığımda senin için “zorluk”u kullanacağım.

Yazıya devam edersek; seyircinin tedirginliği geçmiyor! Be adam, ışıktan, renkten, hikayeden bahsetsene biraz! Oh olsun demişiz adama, o yaşta ne işi varmış “kızla?” Hâlâ bizim üzerimizden yorum yapıyor. Sonra şu satıra geliyor:

“Ama sonrası sürprizlerle gelir. O genç kız aslında erkektir. Yani günümüzde sokak lehçeşiyle ‘dönme’, kibar deyişiyle ‘trans’, en amiyane tabirle erkek-kadın diye adlandırılan türden.”

Kaos GL Derneği’nin “Sık Sorulan Sorular” kitapçığı armağan etmelik bir paragraf. LGBTİ 101 Dersi alsa keşke. Koskoca SİYAD’a atölye filan mı yapılsa? Kibar deyişi ile değil Atilla Bey? (kusura bakmayın bey deyip cinsiyet ataması yaptım o konu sizi biraz aşar sanırım) 1973 Amerikan Psikiyatristler Derneği DSM Kitapçığı ile “trans” kelimesi kullanılıyor. Çünkü trans. Amiyane değil, kibar değil, bilimsel tanım. Bitti. Ayşe Kulin’den hallice bir “tercih/iradi” seçenek gibi sunmana izin vermiyorum kendi adıma.

Hakkını yemeyeyim; sonrasında hikaye hakkında ucundan bilgi veriyor, sinema konuşuyor.

Ama yine de yeterince ilginç. Farklı bir ülkeden (Şili) ve kültürden gelen film, radikal biçimde aykırı bir karakteri oldukça etkileyici biçimde verirken, eşitliği ne gelir dağılımı, ne de adalet dağılımı açısından sağlayamamış, halkını büyük çoğunluğuyla mutlu edememiş sorunlu bir toplumda temel insan hakları üzerine bir soruşturmaya da dönüşüyor.”

Atilla Bey’i Kaos Atölyesi’nden çıkarıp Af Örgütü’ne yönlendirip, Temel İnsan Hakları’nın yaklaşımı anlatılmasını rica edelim. İnsan hakları hiyerarşik değildir. Herkesin haklardan herkes kadar yararlanma hakkı vardır. Aynı anda savunulduğunda o zaman temel insan haklarına sahip çıkmış olunur. Ama dikkatimi çeken, yukarıda dediğim gibi hikayeyi kuruyor, güzel yazıyor sonradan “ama” diyor. Yani gerektiğinde “iyi” bir eleştiri kurabilme yeteneğinden yoksun değil ve o zaman ortaya şu çıkıyor: Ama kelimesini kullanarak transfobiyi bilinçli yapıyor. Daha kötü. Eyvahlar.

Paragrafa dönelim; Şili sosyo – ekonomik, gelir dağılımı, eğitim dağılımı… Bir şeyler geveliyor. Haklar hiyerarşisi kurmasa bence güzel bir analiz yapmış. Duyarlı. “MY GOD!” Şili hakkında hassasiyetini peki biraz da buraya gösterseniz: şuraya; hemen bakın, şuraya tutuklanan gazetecilere, KHK ile açlığa mahkum edilenlere, öldürülen kadınlara, koca adamların kucaklarındaki çocuk mültecilere, bakınız. Tamam sinema yazarının bu meseleler hakkında konuşması tabi ki gerekmeyebilir ama bunlar hakkında tek kelime dahi etmeyen kişinin, Şili’deki adaletsizlikten bahsedip, “trans kadın sorununa çok var demesi” ne kadar samimi?

Atilla; çok fazla acı var be, cidden bak, samimi söylüyorum, sinema ile dışarıdan ilgilenen ve mesleği yukarıdaki bahsetmediğin konulara içkin biri olarak söylüyorum. Zaten köşeleri tutup gençlerin yazmasına izin vermiyorsunuz, bari daha az transfobik, daha çok sinema konuşursanız filmleşir dünya belki de. Sinema olmasa ne yapardık? Lelio’yu ben de eleştiririm, filmi de senin gibi çok beğenmedim ama Marina’nın yaşadığı şey çok gerçek. Ve sinema bence budur. Benim için en azından bu…

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.