Medya

TT getiren görünürlük: #lezbiyenaçılmagünü

Cuma, 27 Nisan 2018

Lezbiyen Görünürlük Günü için başlatılan #lezbiyenaçılmagünü kampanyasında neler oldu?

26 Nisan Lezbiyen Görünürlük Günü için lezbiyen bir grubun düzenlediği #lezbiyenaçılma günü kampanyasında atılan tweetleri inceleyeceğiz.

Kampanyanın amacı, kadın kullanıcıların hislendikleri kadın ünlülere açılması, günün anlam ve önemini tam da bu noktadan öne çıkararak görünürlük sağlamaktı.

Kampanyanın Twitter hesabından #lezbiyenaçılmagünü hashtagiyle attığı tweetler 26 Nisan, 00:00 – 27 Nisan, 12:00 zaman diliminde 52.600 görüntülenme aldı. 2808 kez yeniden paylaşıldı ve beğenildi. Kampanyanın kendi hesabından attığı tweetlere etkileşim, yaklaşık %4 oranında geldi.

Hashtag, 26 Nisan’da 20:15 – 20:45 saatlerinde İzmir gündemine 6. sıradan giriş yaptı ve 3. sıraya kadar yükseldi.

Kullanıcıların, kampanya formatına uygun attıkları tweetlerde en çok açıldığı ünlülerin isimleri şöyle; Nesrin Cavadzade, Gonca Vuslateri, Berrak Tüzünataç, Monica Belluci ve Laura Pergolizzi (LP). Gonca Vuslateri, kendisine atılan tweetleri beğenerek etkileşim verdi.

Kampanyanın Twitter sayfası, formata uygun atılan tweetleri yeniden paylaşarak daha fazla kullanıcıya ulaşmasını sağladı. Kampanyaya katılan hesaplar arasında “Bugüne özel hesabımın kilidini açıyorum” diyenler de vardı.

Peki formatın dışındakiler?

Hashtagi sadece açılanlar değil, kampanya vesilesiyle nefret söylemini çeşitlendirerek yaygınlaştıran ve lezbiyenleri tehdit eden kitle de kullandı.

Lezfobik tweetleri yoğunluğa bağlı olarak üç başlıkta inceleyebiliriz: “Kendisi gibi bir erkekle karşılaşmadığı için lezbiyen oldukları” iddiasında bulunarak saldıranlar, dini referans göstererek bunun bir ahlâksızlık olduğunu söyleyenler ve “evlerinde yaşadıkları sürece sorun yok” diyerek ev dışı bir yerde karşılaşmaları hâlinde “her şeye hazırlıklı” olmaları gerektiğini duyurarak tehdit edenler.

“Benim gibisini bulsalar”

Kendisi gibi bir erkek bulamadığı için kadınların lezbiyen olduğunu iddia eden kullanıcılar, “ben de kadınlardan hoşlanıyorum yani ben de lezbiyenim”, “kadınlar çok estetik ya, sevişmelerini izlemek isterim”, “dünyaya kadın olarak gelsem ben de lezbiyen olurum erkekler çok iğrenç” diyenlerle el ele vererek hashtagi kullandılar. El ele verenlerin ortak noktası, erkek kimlikleri üzerinden lezbiyenliğin “geçici” ve “henüz doğruyu bulamamış” yerden tanımlamaları. “Eee, ben burada bi açılma göremiyorum” tweetleri ise aynı kullanıcılar tarafından etkileşim almayınca, lezbiyenlerden nü görsel talebiyle yaygınlaştırıldı.

“Dinimizde yok”

İkinci kitle toplumda ahlâksızlığı yükseltenlerin LGBTİ+’lar olduğunu, er ya da geç dinî bir güçle cezalandırılacaklarını iddia ediyor. Ortak nokta olarak “Lut Kavmi”ni örnek bu kişilerin bazıları eşcsinsellerin kafir olduğunu, “kafirin katlinin vacip” olduğunu belirterek açık tehditte bulunuyor.

“Dört duvar arasında yaşayabilirsin”

“Herkes evinde istediğini yaşasın buna saygımız var” diyen bir diğer kitle de, tehdidini bunun topluma açık bir yerde yaşanması durumunda “herkesin her şeye hazırlıklı olması” gerektiğini söyleyerek paylaşıma sokuyor.

“Acilen nefret söyleminin cezalandırmasına yönelik düzenlemelere ihtiyacımız var”

Kaos GL’den Av. Kerem Dikmen, sosyal medyada nefret söylemi ve siber ayrımcılıkla ilgili nefret söylemiyle ilgili bir düzenleme olmaması sebebiyle takipsizlik kararlarının ifade özgürlüğü ile ilişkilendirildiğini belirterek şöyle diyor:

“Türkiye hala nefret söylemini cezalandıran veya nefret saikiyle işlenmiş suçlarda bir ceza artışını sağlayan düzenleme yapmış değil. Literatürde nefret saikiyle gerçekleştirilen her suç eylemi, nefret suçu olarak nitelense de uluslararası alanda genel olarak geçerli bu durum Türkiye'nin güncel pozisyonunu yansıtmıyor.”

“Dolayısıyla açıkça nefret saikiyle sarf edilmiş bu sözlere karşı başvurulacak yargısal yollar, ceza hukuku anlamında takipsizlikle sonuçlanıyor. Açıkçası, LGBTİ'leri sapkın olarak nitelendiren haber metinlerinin herhangi bir yasal takibata uğramadığı ve bu durumlarda verilen takipsizlik kararlarının, ifade özgürlüğü ile ilişkilendirildiği bir ortamda kullanılacak araçların sayısı hayli az. Bu, sanal ortamda da aynı.”

“Özellikle failin anonim kalma olanağının daha fazla olduğu sosyal medya ortamlarında kullanılan araçlar, nefret dilini yeniden üretiyor. Alıntılama, yeniden paylaşma gibi yöntemlerle bu yaygınlaşma halini görüyoruz. Burada nefret söyleminin bir ifade özgürlüğü olmadığını, ‘ifade’ tanımının meşruluğunun içerisinde bulunmadığını öncelikle uygulama sahibi şirketlerin anlaması ve politikalarına yansıtması, bu konularda önlem alması gerekiyor. Öte yandan yasa yapıcıların bir an önce nefret söylemini önlemeye dönük çaba içerisine girerek bu tip söylemlerin kınanmasına, cezalandırmasına dönük teşvik edici bir tutum alması gerekiyor.”