Kültür Sanat

“LGBTİ’ler toplumun görünmez kahramanlarıdır”

Çarşamba, 2 Mayıs 2018

Toprak Bekİstanbul Galeri BU’da 10 Mayıs Perşembe günü açılacak olan “Kayıp Çocuk Cinayetleri” sergisinin hazırlık aşamasını KaosGL.org okurlarına anlattı.

Toprak Bek, "Flower of the future" detay

İstanbul Galeri BU’da 10 Mayıs Perşembe günü açılacak olan “Kayıp Çocuk Cinayetleri” sergisi öncesinde Toprak Bek ile konuştuk.

Bek, KaosGL.org’a  sanatla ilişkisini, son sergisi olan “Kayıp Çocuk Cinayetleri”nin hazırlık aşamasını ve sanata bakışını anlattı. “Samimiyet ve emek içeren hiçbir çaba boşa gitmez” diyen Bek sanatsal üretimin LGBTİ’lere iyi geleceğinden de bahsediyor.

Ne zamandır sanatla haşır neşirsin?

Çocukluğumdan beri hep sanata ilgili olmuşumdur. Özellikle sinema hem düşünsel hem de görsel anlamda algımı açmıştır. Çok sosyal bir çocuk değildim, o yüzden genelde evde geçirdiğim zamanlarda hep kitap ve sinema ile bilmediğim dünyaları keşfederek hayal dünyamı kurmayı öğrenmiştim. Kendimi hep bir üretme arzusuyla dolu buldum. İster istemez bu arzu varoluşsal sorunlarla birleşince bir şekilde insanın içinden taşıp kendi varlığını ortaya koymak istiyor.

Ayrıca lisans ve master eğitimimi Yeditepe Üniversitesinde Moda Tasarım alanında aldım.

“Perihan Mağden’in ‘Haberci Çocuk Cinayetleri’ adlı romanı, serginin temasını oluşturmama yardımcı oldu”

Bu serginin hazırlık aşamasından bahsedebilir misin?

Bu sergi üzerinde yaklaşık üç yıldır çalışıyorum. Çalışma dönemine bazı araların girmesi uzamasına sebep oldu. Ama iyi de oldu bence. Perihan Mağden’in okuduğum ‘Haberci Çocuk Cinayetleri’ adlı romanı serginin temasını ve adını kafamda şekillendirmeme neden oldu.

O süreçte Mamut Art Project 2015’te yer almıştım ve onun hemen ardından bu serinin üretimine başladım. Bir kereden bir şey olmaz dedim ve herkesin sözde duyarlı özde önemsemediğini düşündüğüm ve beni rahatsız eden çocuk meselesine naçizane el atmak, bu meseleyi yorumlamak istedim. Ülkemizde ve dünyada çok sayıda çocuk işçi, çocuk istismarı ve eğitimdeki kötü gidişatla beraber bir sanatçı olarak duyarsız kalamazdım. En azından bu durumu kendi adıma becerebildiğim noktada yorumlamak istedim. Çünkü medyada saçma sapan birçok habere yer verilirken böyle konular satır altı veya saklı köşelerde durabiliyor.

“Anne kucağındaki bebek gibiyiz”

Galeri BU’da 10 Mayıs Perşembe tarihinde açılacak olan sergin “Kayıp Çocuk Cinayetleri”nin çocukluk ve yetişkinlik bağını nasıl kurdun?

Bu bağı kurarken aslında ikisini de ayrı bir taraf olarak görmekten ziyade bir bütün olarak gördüğüm için hazır bir bağ önümde duruyordu. Sadece onu yorumlamak istedim. Yetişkin kelimesini küçüklüğümden beri sevmemişimdir belki ‘Peter Pan’ etsi altındayımdır. Yetişkinler yaşlandığında çocuklaşır daha kırılgan olurlar ama bence bu işin sadece görünür kısmı. Doğanın kendi içinde bir tekâmülü vardır. Bizler de o döngünün içinde kendi tekâmülümüzü şuursuzca yaşıyoruz. Bu şuursuzluk durumu benim çocuk ve yetişkin arasında kurduğum bağın kendisi. Bir çocuk doğduğunda çevresindeki hiçbir şeyi algılamaz, annesi üzerinden yaşamı algılamaya başlar ve aylar geçtikten sonra, büyüdükçe kendisi ve annesi dışında bir yaşamın olduğunu kavrar ve insan dünyasının bir parçası olur. Yetişkinler de tıpkı o yeni doğmuş bebekler gibidir.

Fakat burada tehlikeli olan, bir zamanlar çocukken bir önceki neslin öğretileriyle büyüyen bu yetişkinler yani ‘bizler’ yaşamı sadece bize öğretildiği şekilde algılamamız. Ve bu şekilde gerçekleşen bir algı dünyaya baktığımızda beraberinde kaostan başka bir şey getirmiyor. Çünkü yetişmiş olsak da aslında bizlerde yaşadığımız doğaya tıpkı anne kucağındaki bebek gibi yabancıyız. Bu hayatta bundan daha fazlası olduğunu düşünüyorum.

“Kendimizden uzağız”

Sergi tanıtımı “Her yetişkin bilinmeyenden korkan bir çocuktur ve her çocuk zamana karşı korkuyla büyümüş yetişkinlerin kurbanıdır” diyor. Bu çocuklar ne zaman mutlu ve özgür olacak?

Aslında bu biraz kişinin özgürlük ve mutluluk algısı ile değişkenlik gösterebilecek bir şey. İnsanlar mutlu olmak için meditasyon, yoga yapıyor, Hindistan’a gidiyor ama dünyanın en yoksul ülkelerinden biri orası. Mutluluk günümüzde insanlara bir paket içerisinde sunulmuş bir armağan gibi duruyor. Oysa mutluluk dışarıdan elde edilecek bir şey değildir, o insanın içerisinde mevcut bir mücevherdir. Ama bizler dışarıya o kadar odaklı yaşıyor ve yaşatılıyoruz ki kendimizden çok uzağız. Bence kendini bilmeyen bir insan mutlu olamaz. Kendini keşfetmeyen bir insan özgür olamaz. Özgürlükten ve mutluluktan ne anladığımıza bağlı olarak sadece özgür ya da mutlu olduğumuzu sanırız. Hepsi bu olur.

Buradaki işlerinden de bahsedebilir misin biraz? Sanatseverleri nasıl işler bekliyor?

Bu çalışmalarımda kolajı çok seven biri olarak, kolaj görüntüsünde resimlemek istedim. İşlerim ağırlıklı olarak bakıldığında kolaj gibi görünse de aslında kağıt üzerine akrilik, suluboya ve teknik kalemle yapılmıştır. Destekleyici anlamda da iki yağlı boya ve bir GIF iş bulunuyor. İlerleyen süreçte sergi ek olarak bir performans sergilemeyi de düşünüyorum.

“Samimiyet ve emek içeren hiçbir şey boşa gitmez”

LGBTİ sanatçıların, sanatta görünürlüğü hakkında ne düşünüyorsun?

Şunu söyleyebilirim ki, artık dünyanın birçok eşit haklara kavuşmuş LGBTİ’ler ülkemizde kabul görsün ya da görmesin varlar. İnsanlar ikiyüzlü, LGBTİ’lerden hoşlanmasalar da bugün hayatın birçok alanında LGBTİ’lerin ürettikleri ürünler yaşamlarının vazgeçilmezi.

LGBTİ’ler toplumun görünmez kahramanlarıdır. Sanat da bu anlamda görünür olabilmenin en esnek yolu belki. İnsanın kendi içindeki sıkıntıları sanatla ifade etme şansı daha yüksek. Taner Ceylan bunun en güzel örneklerinden biri bana kalırsa. O neden önemli olan görünür olmaktan ziyade kişinin yaptığı işte ve iletişimindeki samimiyettir. Zaten samimiyet ve emek içeren hiçbir şey boşa gitmez, gerisi kendiliğinden gelir.

“Kayıp Çocuk Cinayetleri” hakkında daha fazla bilgi için burayı ziyaret edebilirsiniz.