Kültür Sanat

Köçekler, züppeler ve queer imkânlar

Çarşamba, 16 Mayıs 2018
Haber: Kaos GL

Köçekler, Tanzimat’tan sonra heteronormativiteyi istikrarsızlaştıran anlatılar ve güncel edebiyatta norm kıran cinsellikler Feminist Forum’da konuşuldu.

Bu yıl yedincisi düzenlenen Feminist Forum, 11 – 13 Mayıs tarihlerinde Ankara’da gerçekleşti. Kova Art Galeri'de gerçekleşen Forum’un ikinci gününde; zaman içinde değişime uğrayan kültürüyle köçekler, Tanzimat sonrası dönemde heteronormativiteyi istikrarsızlaştıran anlatılar ve günümüz edebiyatında norm kıran cinsellikler konuşuldu.

“Toplumun cinsellik çırakları”

Mustafa Avcı, sunumunda Osmanlı’da kadınların ve erkeklerin ayrı mekanlarda vakit geçirmesinin homososyal etkilerini vurgulayarak köçek kültürüne değindi:

“19. yüzyıl öncesi oğlanın güzel sureti tanrının bir yansıması olduğu için saklanıyor, burada tabii kadın ve erkeğin o dönemki toplumsal cinsiyet rolleriyle birlikte paylaştığı mekânların birbirinden uzak olması önemli. Haremlik ve selamlık dediğimiz noktada erkekler, aynı alanı paylaştığı ‘güzel oğlanların’ yüzlerini peçeyle kapatıyor, bu güzellikler kavgalara sebep olabiliyor. Bu da homososyal ve homoerotik alan imkanı sağlıyor o dönemde.”

“Köçekler önceleri dansçı, rakkas, çengi, ve tavşan isimleriyle anılırken 19. yüzyılda birden köçek kelimesi kullanılmaya başlıyor. Köçek demek bazılarına göre küçük demek bazılarına göre çırak demek.”

“Hamam, enderun, medrese bunların hepsi yeniden üretiyor bu olanakları. Usta ve çırak ilişkisinde de böyle. Çırak, annesinden koparılıp başka bir erkeğin yanına verilen oğlan oluyor. Genelde ustanın tanrısal gücü, çırağın da o uhrevi aşkı ustaya yeniden tattıran bir etkisinden söz ediliyor.”

“Aşkın bir metodoloji olarak tanrıyı bulma yolu olarak kullanılması uzun yıllar sürüyor. Bu bir yöntem olarak çokça tutuluyor. O yüzden burada aşk yüzünden ‘kendini kaybetme’ en önemli duygulanımlardan biri ve köçekliğin ‘küçük / çırak’ anlamlarını taşımasıyla yakından ilgili.”

Tek cinsiyetli modelin getirdiği mizojini

Ezgi Sarıtaş, Tanzimat sonrası dönemde egemen iktidarın işleyişinde önemli bir yere sahip olan erotizmin ve aşkın etkisini vurguladı:

“Heteronormativite, doğal olan ve esas olan heteroseksüelliktir der. Bunun da etkilerini özellikle 19. yüzyıla gelmeden önce görüyoruz. Sadece cinsellik çalışmalarında değil, bu cinselliklerin konu edinildiği anlatılarda da aynı tabloyla karşılaşıyoruz. Bir anlatının heteronormativiteyi üretmediğini anlamak için özellikle marjinalleştirilmiş olması gerekiyor, çünkü anlatılar zaten hetero aşk varsayımıyla karşımıza çıkıyor.”

“Züppeler, çok ilginç, efeminelikleriyle anılıyor bu da onlar için ‘eşcinsel’ varsayımına sebep oluyor. Yani bir erkek, ‘kadınsı’ özelliklere sahipse onunla ilgili eşcinseldir algısını burada da görüyoruz. Oysa züppeler, kadınlara düşkünlükleriyle anılıyor. Yani bir kadınları o kadar seviyorlar ki, zamanla onlara benzemeye başlıyorlar.”

“Burada tek cinsiyetli bir model var ve buradaki mutlak cinsiyet erkek. Kadın ise erkeğin ‘kusurlu’ versiyonu olarak ele alınıyor. İki cinsiyetli modelde kadın ve erkeği birbirine karşıt olarak görürken, tek cinsiyetli modelde arzu nesnesinin belirsizliği 19. yüzyılda ‘kadınsılaşma korkusu’ ile birlikte mizojiniyi de beraberinde getiriyor.”

Queer perspektiften

Sevcan Tiftik sunumuna queer kavramının tarihsel değişiminden söz ederek başladı. Tiftik queerin, önceleri LGBTİ+ hareketiyle bir anıldığından şimdi ise sadece insanla ilgili değil aynı zamanda türcülük karşıtı ve ekolojik bir noktadan şekillendiğini ve alanını genişlettiğini belirtti.

“Ben tezimde çalışırken Ayşe Kulin’in dörtlemesi özellikle ilgimi çekmişti. Kendisi de bir gey roman serisi yazdığını söylüyor. Ancak, bu seri tamamıyla heteronormatif perspektiften ele alınarak yazılmış bir dörtleme.”

“Gizli Anların Yolcusu, Bora’nın Kitabı, Dönüş ve Handan diye gidiyor. İlk iki kitap olan Gizli Anların Yolcusu ve Bora’nın Kitabı’nda; beyaz, eşcinsel ve erkek bir aşk hikâyesi, yaşayanların ağzından anlatılıyor. Daha sonraki kitaplarda iş arkadaşları ve eşlerinin ağzından dinliyoruz.”

“Murathan Mungan’ın kitaplarında ise daha queer bir perspektiften içkin bir anlatı görüyoruz. Gerek lubunca kullanımı, gerek mekân seçimleri. Özellikle hamamları çok görüyoruz. Trans karakterlerin kimlik inşasını da Mungan’ın romancılığında takip edebiliyoruz.”

İlgili haberler:

Bu bir tatbikat değil: Eril sanat sembolizme ve muğlaklığa sığınır

Süper gücümüzü hatırladık: Yasaklara rağmen bir aradayız, güçlüyüz

Meyvelerin cebinde, o ağacın altında

“Cinselliğe dair büyük kırılmalar yeni söylemlerin ortaya çıktığı dönemleri işaret ediyor”

“Heteroseksüel varsayım şiddete maruz kalan lezbiyenleri sessizleştiriyor

Kadınlar arası ilişkilerde flört şiddetini nasıl karşılıyoruz?