Gökkuşağı Forumu

En iyi başa çıkma stratejisi eşit yurttaşlık mücadelesidir

Pazartesi, 21 Mayıs 2018

Kapitalizm, eşit yurttaşlık ve cinsel yönelimini özgürce yaşamak için mücadele eden LGBT'lerin kazanımlarını araç haline getirir ve kendi çıkışsızlığını açmak için kullanır.

“Beyaz Yakalı Eşcinseller, İşyerinde Cinsel Yönelim Ayrımcılığı ve Mücadele Stratejileri”, aylar önce okuyup çok beğendiğim bir kitap. Ayrımcılığın daha çok metropol yüzünü, yani üretim ilişkilerinin gelişkin olduğu kentlerdeki boyutunu gözler önüne seriyor. 17 Mayıs Uluslararası Homofobi ve Transfobi Karşıtı Gün’ü arkamızda bırakırken bize şunu da tartıştırma olanağı veriyor: Homofobi ve ayrımcılık salt dışlama, dayak ve şiddetle olmuyor. Örtülü ayrımcılık da en az açık şiddet ve hedef gösterme kadar tehlikeli ve her gün mücadele edilmesi gerekilen bir başlık. Öner’in kitabı yazarken görüştüğü ve fikirlerini aldığı lezbiyen Zeynep'in kurduğu bir cümle bunu oldukça açık bir şekilde gösteriyor: " ...Ben onlara sevgilimle yaşadığım sorunları anlattığımda, yaşadığım ilişki eninde sonunda bitecekmiş gibi davranıp pek dikkate almıyorlar. Erkekle olan ilişki daha sürdürülmesi gereken bir ilişki gibi…” (1)

Modern kölelikte mobbing kuraldır

Türkiye, dünya devlerine göre geç kapitalistleşen bir ülke. Doktorluk, öğretmenlik gibi eskiden orta sınıf olarak tanımladığımız hizmet sektörüne ait iş kolları kapitalizmin gelişmesiyle birlikte proleterleşmeye, yani işçileşmeye başladı. Günümüzde kapitalizm esnek üretim koşulları, home-ofis kavramı, beyaz yakalı, mavi yakalı, pembe yakalı çalışma alanları gibi tanımları karşımıza çıkardı.

Türkiye'de üretim süreci hızla dönüşürken üretim ilişkilerinin değişme hızı gerek toplumsal kültürel yapı, gerekse bürokratik kurumların hantallığı sebebiyle eş güdümlü ilerleyemedi. Dolayısıyla toplumsal alanda fazlaca uyum sorunu tezahür etmeye başladı.

Modern kölelik devrinde sermaye egemenliğinin emekçiler üzerinde kurduğu psikolojik baskıyı en yalın haliyle "mobbing" olarak tanımlıyoruz. Bu yazının esas odaklandığı kısım ise, toplumsal cinsiyet eşitsizliği sebebiyle zaten hakları ve varoluşu adımlarca geride tutulmak istenen LGBT’lere uygulanan mobbing.

Fotoğraf: 1 Mayıs 2015, Ankara

İnsanlık tarihinin büyük bir kısmında ilkel komünal toplum yapısı mevcuttu. Ataerkil kültürün kaynağı ise insanlık, sınıflı toplum yapısına geçmeden önce anaerkil bir yapıdaydı. Avcılık toplayıcılıktan köleciliğe geçerken toplumsal ilişkiler ataerkil bir forma büründü. İçerisinde yaşadığımız kapitalist düzen de sınıflı bir toplum yapısını tahsis eder ve dolayısıyla ataerkil yapı devam eder. Ataerkillik her gün medya, eğitim ve hukuk gibi birçok alanda yeniden ve yeniden üretilir. Böylece günümüz kapitalist toplumunda, ikili cinsiyet rejimi her gün hepimizin gözüne sokulur.

Pembe sermaye ve LGB dostu işyeri kavramı

Her üretim süreci, var olduğu andan itibaren aslında kendi sonunu da hazırlar. Çünkü tıpkı doğada olduğu gibi toplumlarda da, toplumları şekillendiren sistemlerde de sürekli bir değişim söz konusudur. Bu değişim süreci bazen yavaştır, bazı noktalarda hızlanır. Çok hızlandığı zamanlarda çelişkiler birikir. Artık var olan işlememeye başlar. Aslında kendi yarattığı mekanizmalar kendi sonunu hazırlar.

İnsan denen canlı türünün cinsel skalası gelişip çeşitlenirken, 21. yüzyıl kapitalizmi de bu hıza bir ölçüde yetişmek durumundadır. Kapitalizm, dünya üzerinde yıllardır eşit yurttaşlık için ve cinsel yönelimini özgürce yaşamak için mücadele eden LGBT'lerin kazanımlarını araç haline getirir ve kendi çıkışsızlığını açmak için kullanır. Kendi yarattığı toplumsal cinsiyet eşitsizliğini tıkandığı yerlerde yeni iş sahaları oluşturarak yeniden perdelemeye çalışır ve böylece kendini yeniden üretmiş olur. 90’ların sonunda kadının eşitsizliği için ortaya atılan mor sermaye, şimdilerde ise aktivizmin ticarileşmesi ile de somut olarak hissettiğimiz LGBT’lere yönelik oluşturulan pembe sermaye kavramları buraya oturur. İşte bu yüzden pembe sermaye LGBT’lerin kurtuluşu olamaz.

Öner kitabında bunun somut örneklerini açıkça ortaya koyar. Örneğin, mevzuatında ayrımcılık karşıtı ibareler taşıyan ve kendini LGB dostu olarak tanımlayan bu iş yerlerinde bile, açılan gey çalışanların yöneticilerinin düşmanca tavırlara maruz kalabildiği görülmüştür. Öner’in kitabında bahsettiği üzere: “ ...Lezbiyen ve geyler hemen tüm iş çevrelerinde ayrımcı homofobik davranışlara maruz kalma riski altında oldukları için iş yaşamları devamlı surette kimliklerini hangi dereceye dek gizlemeleri yahut ifşa etmelerinin uygun olacağına ilişkin hesap kitap yapmakla geçmektedir. Lezbiyen ve geylerin kimliklerini yönetmeye dair aldıkları bu kararları etkileyen faktörler, çalışma ortamında karşı karşıya kaldıkları ayrımcılık riskinin yanı sıra kişisel bütünlüklerini korumak ve iş yerinde elde edecekleri faydalara ilişkin beklentileridir. Beyaz yakalı lezbiyen ve gey görüşmeciler tüm bu faktörleri gözeterek farklı yollarla ve farklı derecelerde cinsel yönelim kimliklerini gizleme stratejisi uygularlar.”(2) Cinsel yönelimlerini olması gerektiği şekilde yaşayamayan ve ifade edemeyen LGB’ler, aslında üretim verimini oldukça düşürür. Sermaye egemenliği, bu iş yükü veriminin düşüşünü keşfettiği andan itibaren ‘LGB dostu iş yeri’ kavramını ortaya çıkarmıştır.

Eşit yurttaşlık mücadelesi

Toplumda ataerkillik ve homofobi her gün yeniden ve yeniden üretilir. Kapitalizmin o kadar güçlü uyumlulaştırma mekanizmaları vardır ki; kadınlar kadın düşmanı haline gelir, LGBT'ler bile zaman zaman homofobik tutumlar içerisinde olabilirler. Çünkü bu bireyin var oluşu değil, bir toplumun nasıl incelikle inşa edildiğinin ürpertici bir göstergesidir.

Yazarın belirttiği üzere Güney Afrika Cumhuriyeti'nde cinsel yönelime dayalı yasalar ayrımcılığı yasaklar. Ancak bu ülkede gündelik hayatta ayrımcılık devam etmektedir. Homofobinin yasalarla sıfırlanamayacağına dair önemli bir örnek teşkil eder. Elbette bu yasa çıkana kadar verilen LGBT mücadelesi çok değerli ve anlamlıdır. Ancak nihai çözüm toplumu tüm cinsel çeşitliliğiyle kapsayacak ve değiştirecek yeni bir düzen kurmaktan geçer.

Bitirirken, yıllardır verdiğimiz mücadelelerin sonucu bizim için büyük bir kazanım olarak geride bıraktığımız 17 Mayıs, ancak eşit yurttaşlığın sömürüsüz ve sınıfsız şekilde örgütlendiği sosyalist sistemde mümkün olabileceğini anlamak ve hep birlikte dayanışma ile o toplumu örmek için yeni tartışmalara kapı araladığımız bir gün olsun, hepimize kutlu olsun!

(1)ve (2), Aysun Öner, Beyaz Yakalı Eşcinseller, İletişim Yayınları,2015

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir