Kuir Karikatürler: Hayret Ya Baya Da Var Gibiyim! | Kaos GL Haber Portalı

Kültür Sanat

Kuir Karikatürler: Hayret Ya Baya Da Var Gibiyim!

Cumartesi, 26 Mayıs 2018

Kuir (Queer) Karikatürler Facebook sayfasının yöneticileri ile konuştuk: Hangi stereotipleri bağrımıza basıyor hangilerini madiliyoruz!

Sosyal medya platformu “Kuir (Queer) Karikatürler”in yöneticileri anlatıyor: Hangi stereotipleri bağrımıza basıyor hangilerini madiliyoruz!

Bir Facebook sayfası olan “Kuir (Queer) Karikatürler”, 2012 yılından beri yalnızca LGBTİ içerikli ya da çağrışımlı karikatürlerin paylaşıldığı ve tartışıldığı bir sosyal medya platformu. Bu söyleşi yapıldığında 5282 üyesi bulunan platformun yalnızca iki kuralı var; ayrımcı karikatürlerin kısa bir eleştirel notla paylaşılması ve gerek duyulan çizimlerin ‘tetikleyici olabilir’ uyarısı ile sayfada yer alması.

Sayfanın yöneticileri olan Özgür Azad, Eda ve Sinan ile çizgili mizahın iktidara karşı kuşandığı gardı heteroseksizme karşı kullanamamasını, karikatürde LGBTİ temsilini, hangi stereotipleri bağrımıza bastığımızı hangisini madi bulduğumuzu konuştuk. Onlar karikatürle yalnız hissetmediklerini, mizahla güçlendiklerini ve belki en önemlisi heteroseksizme en ağır darbeyi dönüştürebileceğimiz mizahla indirebileceğimizi söylüyor.

Nerden çıktı “Kuir (Queer) Karikatürler” sayfası?

Sinan: Benim bildiğim kadarıyla bu sayfa Özgür’cüğümüzün dâhiyane fikrinden çıktı, ben sonradan eklendim. Görür görmez de heyecanlandım çünkü hem pratik anlamda (hepimize gullüm lazım), hem LGBTİ+ hareketi ilgilendirebilecek bir arşiv oluşturması açısından (mizah toplumların nabzını tutar), hem de canlı ve hareketli bir eleştirel-kültürel platform oluşturması yönüyle değerli buluyorum.

Eda: Ben de Özgür grupta admin (yönetici) olmamı istediğinde ‘nereden çıktı’ demiştim içimden. Bu kadar fazla katılım ve paylaşım olacağını düşünmemiştim. Şimdi ise burada grubu konuşuyoruz.

Özgür Azad: Çocukluğumdan beri karikatür meraklısıydım. 80’lerde tüm dergileri takip ederdim. Cinselliğini anlamaya çalışan, hiçbir rol model bulamayan bir çocuk olarak kendime benzeyenleri ilk görebildiğim yer sanırım karikatürlerdi. Çok stereotip çok "karikatür" örneklerdi tabi. Yine de "bir ben bir Zeki Müren" kuşağından birisi için hemcinslerinin izini bulma anlarıydı. Ben de "tuhaf" biriydim onlar da. Ergenlik ve ilk gençlik zamanlarımda da bu dergileri takip etmeye devam ettim. Herkesin hikâyesi, komik anları buralarda yer bulurken LGBTİ+’larınki hep eksikti veya negatif, ucube, hedef gösterici şekilde resmedilirdi. Karikatür dünyasındaki temsilimiz pek gündemimize almadığımız bir meseleydi. Bunu hep istemiştim. 2012 yazında bir Facebook grubu kurup olumlu-olumsuz, LGBTİ+ temalı ve toplumsal cinsiyet kalıplarını konu edinen tüm karikatürleri arşivleyebileceğimiz, üzerine tartışıp aynı zamanda eğlenebileceğimiz bir mecra olsun istedim. Grup ismi ne olsun diye düşünürken “Kuir-Queer” ismi kapsayıcı gelmişti. "Bunun nesi kuir" diye ara sıra eleştiren arkadaşlar olabiliyor.

“Son dönemde queer denebilecek işlere rastlıyoruz”

LGBTİ’lerin yer aldığı her çizime queer demek mümkün mü?

Sinan: Benim gördüğüm kadarıyla Kuir (Queer) Karikatürler sayfası “queer”i baya kapsayıcı olarak ele alıyor. Yani, cinsellik ve toplumsal cinsiyet tabularını konu edinmiş her şey paylaşılıyor. Bu yüzden yorumlarda “bunun neresi kuir” sorusu çok konuşuluyor. Bence bu yerinde bir yaklaşım çünkü mizah da çok net ve kategorik olmayan, aksine aynı anda birden çok bam telini titreten bir mecra. Çelişkilerin, abartıların, iç çatışmaların cirit attığı bir yere kategorik yaklaşmak yavanlıkla sonuçlanabileceğinden, platform da kategorilere saplanmayı reddediyor. Bu arada kuir muğlaklık ve kapsayıcılıktan kastım elbette sonsuz bir kavram karmaşası veya vurdumduymazlık değil. Aksine kavramları derinleştirme arzusu. Mesela trans olmak veya transfobi kelimeleri yaşayarak bedenimizde biriktirdiğimiz bir takım deneyimlere atfedilmiş kelimeler. Kendisi trans olup da bu kelimeleri anlamayan yoktur ama bu “trans olmak nedir” veya “transfobi nedir” sorularına herkes aynı cevabı veriyor demek değil, hatta kendi aramızda buradan çok fırtına kopuyor. Peşin fikirliliğe teslim olmamak gerek, “tutuculukta” da “en son trendcilikte” de bu tehlike var. Tartışmaya açıklık bu yüzden değerli. Benim gördüğüm kadarıyla da kuir karikatürlerde olan şey insanları cinsellik ve toplumsal cinsiyet kavramları üzerinde tartışmaya sevk eden bir muğlaklık ve kapsayıcılık.

Eda: Aslında son dönemde queer denebilecek işlere rastlıyoruz çok şükür. Ama genelde gruptaki paylaşımların queer olmasından ziyade bizim aramızda bir tartışma başlatabilir mi açısından değerlendiriyoruz. Bazen ‘ama bu karikatür çok homofobik’ gibi yorumlar gelebiliyor. Ama zaten grubun bir amacı da çizgi aralarındaki homofobiyi fark etmek, tartışmak, daha iyisi nasıl olur kafa yormak…

“Herkes erkekliğin sert ve sahte yüzünden bıkmış, en sert erkeklik ‘zıttı nonoşlukla’ hicvediliyor”

Karikatür dergileri LGBTİ’leri nasıl görüyor sizce?

Eda: Toplumun genelinin bakış açısından farklı olduğunu söyleyemeyiz. Elde mizah gibi güçlü bir silah olunca nefreti ve homofobiyi, transfobiyi kusmak için bir zemin oluşuyor. Geyleri efeminelik üzerinden aşağılamak, trans bireyleri ucubeleştirmek gibi. İstisnalar da yok değil tabi. Özellikle son dönemde stereotiplere yaslanmayan, LGBTİ’lerin yaşadığı zorluklara dokunan, hatta LGBTİ mücadelesini konu alan örneklere az da olsa rastlıyoruz.

Sinan: Bu yayınlarda bir klişe olarak LGBTİ olmak alay konusudur ama mizah tabi çok tarafı keskin bir bıçak. Yani bu klişeye atıf olsa da karikatürlerin pek çoğunda alttan alta hicvedilenin erkeklik ve özellikle maço kültür olduğunu da düşünüyorum. “LGBTİ’lerin kurtuluşu heteroseksüelleri de özgürleştirecektir” derken biz ataerkinin, eril iktidarın sadece şu kimliği, bu kimliği değil aslında bütün toplumu mağdur ettiğini söylüyoruz.  Son derece baskıcı, saldırgan ve güce tapınan bir erkekliğin sadece bizleri değil erkekleri de mağdur ettiğini söylüyoruz, hatta insan dışındaki varlıkları mağdur etmesini de dert ediniyoruz.  Toplumsal bir hareket olmamız, toplumu dönüştürme inancımız ve ümidimiz buradan besleniyor. Bence bu karikatürlerin pek çoğunda bu inancımızı doğrular bir alt nabız var. Baksanıza, herkes erkekliğin sert ve sahte yüzünden bıkmış, en sert erkeklik “zıttı nonoşlukla” hicvediliyor. Üzerimizde diretilen ama sanki var oluşu öyleymiş gibi pazarlanan temelsiz erkeklik iddialarından herkes mustarip. Bu tip erkin korkularıyla yüzleşememesinden, özgüven noksanlığından, hıncından, hırsından, sömürücülüğünden herkese gına geldi bence.  Bizzat erkeklere de gına gelmiş, çünkü insan omurgasını ne zamana kadar sikle-taşakla ikame edebilir ki? Bu bir yük, bu sürdürülemez bir manyaklık. Tabi ki bu mizaha yansıyor. Birileri sadece bir tekme de ben atayım diye düz bir LGBTİ+ karakter güzellemesi yapınca bu çiğlik ve sığlık karikatürde kapı gibi sırıtıyor. Hâlbuki içinde LGBTİ+ atfı olsa da aslen işin içinde düz mantıkla çözülemeyen çelişkilerin ifşası varsa yani en nihayetinde iktidara kafa tutma cesareti varsa durum değişir ve işte orada hep beraber basarız kahkahayı, kendisine gülemeyenin karşısındakine gülmesi kolaycılığından farklı bir durum oluyor o, daha keskin bir zekâya işaret ediyor belki de.

“Lubunya için mizah ekmektir sudur dahası oksijendir”

Peki, “lubunya” nelere gülüyor?

Sinan: Bence lubunyaların zekâsı çok keskin çünkü kadınlığa, erkekliğe, heteroseksist kültüre ve çelişkilerine son derece vakıftır.  Mizah sayesinde muhalif olduğu ama muaf olamadığı bu kültürün hem içinde hem dışında aynı anda var olmayı becerebilir. Türkiye’de gullüm diyoruz, lubunya için mizah ekmektir sudur dahası oksijendir; gullüm olmasa belki bugün üç çocuklu heteroseksüel muhasebeci olurdum, var oluş kaynaklarımızdan biridir gullüm, çok güçlü ve önemli bir silahtır, silahsızlanmadır. En komik lubunyalar en cesurca gözlem yapabilen ve kendini bu gözlemden muaf tutmayanlardır. Mizahın gözlemle yakın ilişkisini içgüdüsel olarak biliyoruz. Lubunya, özellikle de sokakla içli dışlı lubunya herkesi görür, görmeseydi tehlikenin nereden geleceğini kestiremez çünkü. Erilliğin içini dışını bilmesi ve saçmalığının farkında olması bir korunma mekanizmasıdır belki de. Erk ne kadar kuvvetliyse kendine benzemeyeni o derece düzleştirir, hâlbuki geri kalanlar hem kendisini hem de iktidarı tanımak konumunda.  Erk asar keser, atar tutar, kendini var eden şarlatanlıkları mutlaklaştırıp eleştiriye kapatır. Lubunya ise bu kapılardan yüzüne çarpmış olanı pıt diye açmıştır.  Bize büyürken “siz yoksunuz, ahlak, mantık ve doğa dışısınız, var olamazsınız” denirken, biz el yordamıyla “hayret ya baya da var gibiyim” diyerek kendimizi inkardan kurtardık. Bize dayatılan dünyayı çok ciddiye alsak hayatta nasıl kalırdık bilemiyorum. Gullümü kaçmış lubunyaların bunu hatırlamasını dilerim.

Özgür Azad: Özellikle gündelik hayatta sıkça yaşadığımız durumlarla ilgili karikatürlere gülüyoruz sanırım. Fobik davranışların aptallığını resmeden, az sayıda bulunan ama günden güne örnekleri artan olumlu karikatürlere de.

Eda: ‘Geymiş adam’ karikatürü var ben çok gülüyorum hâlâ ona mesela. Muhabbetlere dalıp gey ünlüler hakkında bilgi veriyor. Geymiş adam bence hayatının herhangi bir döneminde ‘Bir ben bir Zeki Müren’ hissiyle yaşamış LGBTİ’ler için gerçekten ihtiyaç duyulan bir süper kahraman. Keşke böyle biri gerçekten olsaydı diye düşünmüştüm. Gerçekten hayatın içinde yaşadığımız çelişkilere yer veren karikatürler de beğeniliyor. Düğünlerde taktığı altınlar geri gelsin diye gey oğluna gerekirse Amsterdam’da düğün yapmak isteyen anne figürü mesela. Bana artık düğünleri pek önemsemeyen kendi annemi hatırlattı. Gerekçesi de şu: “Nasıl olsa bize takı takan olmayacak.” Ama çoğunlukla günlük hayatta karşılaştığımız önyargıları ve stereotipleştirmeyi karikatürlerde tekrar yaşadığımız için ve sinirlerimiz bozulduğu için güldüğümüzü düşünüyorum.

“Amacımız sadece olumlu örnekleri paylaşmak değil çünkü”

Eşcinsel stereotipler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Eda: Eh sorgulamak gerekir tabi. Çünkü stereotipler hayatımızı zorlaştırıyor. Stereotiplere uymuyorsak kendimizi anlamamız ve anlatmamız zorlaşıyor. ‘Lezbiyen olmak şunu bunu gerektirir, ama ben böyle değilim. O zaman ben lezbiyen değil miyim?’ gibi. Bu stereotiplere uyan ama LGBTİ olmayanlar da olabilir tabi ki, onların da yaşadıkları zorluklar oluyordur mutlaka. Yani herkes için sıkıntı...

Sinan: Stereotipler insanların derinliğini es geçen kaba gruplamalar ve hariçten gazel okumalar, bunun farkındalığı tabi ki önemli. Ama stereotipler mizahta karşımıza çıktığında nüanslara dikkat etmek de önemli yoksa mizahın çok yönlü anlamlarını es geçmiş oluruz...

Grupta “Erk, hegemonya, heteroseksizm, seksizm, militarizm, türcülük, şiddet vb. LGBTİ hareketinin yıllardır eleştirdiği alanlara dokunan, ancak eleştirel olmayan bir üsluba sahip paylaşımların” yapılmaması gerektiğine dair bir uyarı var. Her zaman ayırmak kolay olmuyor. Nasıl bir yol izliyorsunuz bu ayrımı yaparken?

Sinan: Burada aslında bu tip paylaşımları eleştirisi ile birlikte paylaşın diyoruz. Mizahı kültürel üretim olarak ciddiye alan ve eleştiriye açan bir yaklaşım bence bu. Kültürel üretimin şiddeti, baskıyı, sömürüyü normalize eden ve hatta yücelten bir yönü olabileceğini yadsımadan, bunu görmezden gelmek veya gülüp geçmektense, bu konuyu meseleleştiren bir tavır. Olumlu-olumsuz örnekleri görelim, bunun üzerine eleştirel bakışımızı, direncimizi kuvvetlendirelim, belki bir şeyleri dönüştürmeye de başlarız diyoruz. Dönüşümün bir parçası olarak lubunya bakış açısını yansıtan mizahın güçlenmesi adına Queer/Kuir Karikatür ve Mizah atölyesi fikri çıktı mesela yakında başlayacak. Mizah dergiciliğinde kadınlar yakın döneme kadar baya azınlıktaydılar, feminist girişimler ve popüler olmuş tekil çizerler yok değil tabi ama genelde erkeklikle özdeşleşmiş bir tarafı var mizahın. Türkiye’deki mizah dergilerinde sürekliliği olan bir lubunya bakış açısını veya LGBTİ+ hareketin izlerini bulmak ise daha da zor. Bunu kadın çizerler şunu çizmeli, lubunya kendini temsil etmeli anlamında söylemiyorum ama mizahın “kurtarılmış eril bölge” olmaktan çıkarılması yönünde kadınların ve lubunyaların emeğinin seferber olması kaçınılmaz. Karikatür olmasa da mizah alanında varlık gösteren öncülerimizden Esmeray tek kişilik oyunlarıyla ve şimdilerde sahne alan Seyhan Arman Küründen Kabare’siyle, bizzat LGBTİ+ hareket ile temas etmiş insanlar olarak, kamusal alanda mizahın ufkunu genişleten işler yapıyorlar, ümidimiz karikatürde de örneklerin çoğalması yönünde.

Eda: Aslında sorunlu gördüğümüz karikatürlerin paylaşımında bir sakınca yok, yeter ki gördüğümüz sorunu da kısaca anlatarak paylaşalım. Tartışma zemini oluşsun. Bir üşengeçlik mi oluyor o anda, bilmiyorum, genelde paylaşımlar açıklama yazılmadan paylaşılabiliyor. Bu fazla tercih etmediğimiz bir şey…

Özgür Azad: Aslında o uyarıda bu tür paylaşımları yaparken eleştirisi ve uyarısıyla yapılması ricamız var. Bu da sıkça tartışma nedeni oluyor. Amacımız sadece olumlu örnekleri paylaşmak değil çünkü. Karikatürlerdeki fobiyi ve ayrımcılığı deşifre etmek, tartışmak da en önemli amaçlarımızdan. Bazen kırılan ve sitem eden arkadaşlarımız olabiliyor ama sadece olumlu örnekleri görmek kafamızı kuma gömmek gibi de olabilir. Bir keresinde eleştirdiğim bir karikatürün çizeri gruptaymış meğer ve kötü bir niyetle çizmediğini savunmuştu düzgün bir üslupla. Umarım zamanla diğer karikatüristler de bu eleştirilerimizi ve fobilerini fark ederler. Grubu kurarken en önemli motivasyonum buydu aslında.

“Mizah toplumun aynası olduğu ölçüde görünürlük/görünmezlik orantısızlığı oraya da yansıyor”

Queer karikatürlerde LGBTİ’lerin tamamının görünürlüğünden bahsetmek mümkün mü? Mesela ‘karikatürler daha çok geyler hakkında’ demek mümkün mü?

Eda: Ağırlıklı olarak geyler hakkında diyebiliriz. Trans kadınlara da bolca yer veriliyor. Lezbiyen ve biseksüel kadınların görünmezliği bu alana da yansımış görünüyor. Arada kadınların yer aldığı bazı karikatürlere rastlıyoruz ama bunlarda ana akım porno kültürünün beslediği “lezbiyen fantezisi”nin izlerini görebiliyoruz. Kendisini bir kadınla aldatan karısını yakalayıp, bundan rahatsızlık duymayıp aksine onlara katılmak isteyen erkek karikatürü mesela bunun en belirgin örneği. Trans erkeklerin, intersekslerin görünür olduğu örneklere de pek rastlamıyoruz.

Sinan: Görünürlük konusu üzerinde tartışmaya devam etmemiz gereken bir mesele. Bize yoksunuz dedikleri ölçüde varlığımızı ortaya koymalıyız elbette ama bu ne zaman ittirme bir görünürlük politikasına dönüşür, ne ölçüde ABD’de olduğu gibi göstermelik kadrolu L’ler, G’ler, B’ler, T’ler tarzı düz hesaplarla geçiştirilebilecek bir noktaya evirilme tehlikesi barındırır bunlara dikkat etmek lazım. Böyle olursa bununla nasıl mücadele edeceğiz? Ya da böyle bir süreç bazı alanlarda başladı mı bile? Mizah toplumun aynası olduğu ölçüde görünürlük/görünmezlik orantısızlığı oraya da yansıyor. Ama bu tespitten sonraki adım konusunda emin değilim, çünkü çözümün ittirme bir görünürlüğe dönüşmesi veya buyurun bakir topraklar hemen dışardan gözler gelip maden çıkarsın aşamasına gelmesi trajik olur, belki de bu tür bir pesimizme kapılmaktansa bir an önce oturup çizmeye başlamamız lazım.

*Bu söyleşi Kaos GL Dergi’nin 159. sayısı “Mizah” dosyasında yayınlandı.

Kaos GL Dergi'yi online okuyabilirsiniz

Dergiye; online aboneler dergi websitesinden ulaşabilir. Basılı halini edinmek isteyenler ise kitapçılardan yeni sayıyı satın alabilirler. Dergiyi internetten satın almak için ise Notabene yayınları ile iletişime geçebilirsiniz.