Hadi beni güldür | Kaos GL Haber Portalı

Gökkuşağı Forumu

Hadi beni güldür

29 Mayıs 2018

LGBTİ oldukları için değil, kişilikleri, davranışları, durumları dolayısıyla güldürsünler bizi. 

“A efendim, senin yaptığını soğan da yapar, ağlatır insanları” demiş ya hani dram oyuncusuna komedi oyuncusu… 

Pardon ya çok ortadan mı oldu yazıya giriş. Giriş, gelişme sonuç şeklinde olmalıydı ama ben kafamda öylesine geliştirmişim ki girişemeden yazdım. 

Aslında günümüzde her türlü sanat zor iş. Yok yok siyasi dokundurma yapıp sansürdü, oto sansürdü, üretilene bilip anlamadan yapılan saldırılardı demeyeceğim. Orasını günümüzde yaşayan, okuyup duyduklarını kafasında tartmasını analiz etmesini bilen herkes biliyor zaten. Artık orijinal, daha önce hiç yapılmamış, denenmemiş, akla gelmemiş bir sanat ürünü üretebilmek zor. Ne yalan söyleyeyim, “ünlü sanatçı şu’nun bu şarkısı ahan da yıllar öncesinin o şarkısından apartmaymış meğer” gibi haberleri duyunca hemen “vay şerefsiz bizleri mi kandırmış” diyemiyorum, orijinal üretecek ne kaldı ayol, hepi topu 8 nota var diye apartmamıştır da aynısını üretmiştir diyerek suçlananı savunuyorum. Gerçi ben bunu 25 yıl önce dediğimde müzik konusunda yetkin bir arkadaş “yapan bal gibi de yapıyor, o 8 notayı çok güzel kullanıyor, orijinal eserler üretiyor” diye ağzımın payını da vermişti. (Ay için elvermedi, o kadar da cahil değilim olayın sadece 8 notadan ibaret olmadığını çeşitli varyasyonlarla matematiksel anlamda kullanımın çok zengin olduğunu elbette biliyorum, da ay ne bilim her nota da birbirine uymaz-yakışmaz gibi geliyor bana). 

Müzikten girmiş oldum ama asıl derdim sinema. Neredeyse bir film vizyondan kalkmadan “yeni çevrim” haberi almamıza az kaldı gibi geliyor bazen. Hani 40 yıl önceki filmin yeniden çekilecek olmasını anlarım. Çok da yeni eklemeler yapılmayacaksa, günümüze uyarlanmasının anlamı büyük değilse, teknolojinin geldiği nokta ile uçuk kaçık bir film haline getirilmeyecekse aman be ya ne gereği var, çekmeyiverin yeniden derim ama anlarım yine de. Ama işte senaryo konusunda o kadar sıkıntı yaşanıyor ki, konu sıkıntısı o kadar büyük ki, bir konunun çeşitli varyasyonlarını yapmak yerine “yeniden çevrim” yap dur. Risksiz iş diycem, öyle de olmuyor ki anacım. Risksiz diye bir şey kalmadı. İşte budur, çok tutuldu seri halinde filmi yapalım deseniz bile gittikçe düşen gişe geliri ile maazallah filmin finalini çekemeden bitiveren seriler var. Ha derseniz ki o finaller final olmaz hiç, üçlemenin beşinci üçlemesi şeklinde çekilir de çekilirler tutarsa da. Sonsuz bir çeşitleme yapılır. İşte yine düştük konu sıkıntısına zannımca. 

LGBTİ filmlerinde de aynı şey geçerli. Şimdi benim nesil ya da benim yarı yaşımda olup senelerdir filmlerle haşır neşir olan nesil “açılma” hikâyelerini görünce filmde “ıyh gene mi yahu, gençliğimin hikâyesini niye çekip duruyorlar” denmekte. Oysa henüz mini minnak bir LGBTİ birey böyle bir film görünce kendini görmenin mutluluğunu yaşıyor olabiliyor. Diğerlerimiz unu elemiş eleği asmışken daha çetrefilli güzel hikâyeler beklerken açılma hikâyesine pek tahammül edemeyebiliyor. Yine mi coming out, yine mi açılma diye diye kafasında kalmış son üç telden birini daha kopartabiliyor. Uslu uslu hikâyelerden bıktık, açılmaktan gına getirdik, farklı senaryoların zengin kıvrımlarında açık seçik ve açık saçık LGBTİ karakterleri görmek istiyoruz. Bolca bunlardan üretilsin, söz veriyoruz, açılma hikâyelerine laf etmeyeceğiz. 

Gülmek pek kolay değil. Bir filmi izlerken gülmek hiç kolay değil. Sosyal mesaj içermese de olur ama kaliteli bir espri bekliyorsunuz kahkahanızı salıvermek için. İnsanları küçümsemek değil ama çevrenizdekiler karınlarını tuta tuta gülünce de kendinizi çok akıllı hissedemiyorsunuz. Egonuz aşırı şişkin kibirli biri değilseniz tabii. Bende bir eksiklik var zaar, böylesine sersem sepelek espriye gülememek benim hatam, eksikliğim, zavallılığım deyip moralinizi de iyice bozup es kaza gülebileceğiniz bir yerde bile gülemiyorsunuz. Ama hakikaten de komedi filmi zor iş. Bir de güncel konular üzerinden komedi filmi yapmak kısa zamanda tüketilmesi gereken eserler olmasına yol açıyor. 3-5 yıl sonra kimseye bir şey ifade etmiyor. Oysa her vakit gülünecek konulardaki filmi aç aç izle. Her daim güldürür. Her daim güldüren konulardan biri de kırıtık bir tip, zırıl bir eşcinsel karakter. Öyledir yani, öyle olmasa yıl olmuş 2018 hâlâ niye bir karakter öyle yapılarak gülme unsuru şeklinde kullanılsın ki? Komik olduğu düşünülüyor. Ha yok mu öyle tipler? Çok var, olsun da yani, insanların kırıtmasından zırıllığından ne zarar var ki? Stereotipleştirip tek ve biricik tipleme budur, bu tiplemeye de ancak gülünür dediğiniz noktada sorun başlıyor. Film değil ama dizi dünyasının efsanelerinden Will & Grace’deki Jack mesela stereotiplemeyi başarıyla kullanmıştır… 200 küsur bölümde zırıl davranmadığı uslu usturuplu durduğu hemen hiç olmamıştır. Karakter çeşitleri içinden nadide bir kişilik olarak güldürür. Tabi o kadar bölüm başarıyla sürmüş olsa da bu dizinin de günahları çoktur ve kıyasıya eleştirenler olmuştur LGBTİ karakter çeşitliliği barındırmadığı için. Yeniden başlayan sezonu ile bunu aşmaya çalıştığı yönünde haberler okuduysam da izleme şansım olmadı. Uzun soluklu bir dizi hatalar yapsa da bunu düzeltme şansı vardır. Ama bir film baştan çok iyi düşünülerek çekilmek zorundadır. Hayaller ile ortaya çıkan iş birbirini tutmayabilir, olur öyle kazalar ama yine de mümkün oldukça çok yönlü düşünüp, akla hayale gelmeyecek sonuçların çıkabileceği, şirinlik olsun diye konulan bir hareketin tüm filmi batırabileceği, iyi niyeti yerle bir edeceği düşünülmelidir. Büyük umutlarla izlemeye başladığınız bir filmdeki tek bir replik ile canınızın sıkılıp, bundan sonrasında filmle bağınızın kopması ne kadar kötüdür. Düşündükçe filmi yapan değil de izleyen bir konumda olmak ne de rahatmış diyorum. 

İllüstrasyon: Amelie Faliere

Sinema pahalı iş de günümüzde tamamıyla cep telefonu ile çekilmiş filmler de yapılabiliyor. Eskinin metrelerce filmin boşa gitmesi, film bobinleri arttıkça masrafının artması gibi sorunlar yerine dijital kameralar sayesinde çek gerekiyorsa 500 kere aynı sahneyi zaman ve emek kaybı olsa da materyal olarak film kaybı yaşanmadığından daha rahat davranılabiliyor. Eşinden dostundan sağ olsunlar üç-beş neyse toplanan paralar ile film yapma aşkını tatmin edenlerin ürettiği bir film türü var. “Ben iyi rol keserim apla” diyen dostlar oynatılıyor. Oyunculuğu kötü bir film çıkıyor karşınıza. Müziği çok kötü, kurgusu başarısız, yönetmen yönetememiş. Haliyle nerden baksanız kötü bir film çıkıyor ortaya. Hayallerle gerçekler karşılaştırılıp “aslında kafamdaki çok farklıydı başarsaydım bir şaheser ortaya çıkacaktı” diyor da kahır mektubu yazar gibi öz eleştiri mi veriyor filmi üretenler, yoksa “oldu ayol, nesini beğenmiyorsun bunun” diye çemkiriyor mu bilemem. Ortada olmamış binlerce film dolaşıyor. Sırf tamamıyla LGBTİ konusunu işliyor diye heyecanla oturuyorsunuz izlemeye. Midenize yediğiniz yumrukla kalakalıyorsunuz. Beğenmediğinizden hissettiğiniz bu yumruk çok kötü bir tat bırakıyor zihninizde. Neredeyse sinemadan soğuyacaksınız. Hani bazen iki güzeli görmek de bir lezzet bırakır damakta, film kötü olsa ne yazar, gözüm gönlüm şenlendi ayol, deseniz de 1.5 saatlik bir işkenceye de göz için katlanılmaz, acısı sonradan çıkar benden demesi. 

Bilimsel yazı yazmıyorum, akademik çalışma yapmadım tamam ama işkembe-i kübradan da atmıyorum yani, illa ki bir Google araması yaptım bu yazıyı yazmak için. Komedi LGBTİ filmlerini arattım ki ne göreyim çoğu sadece gey karakterler içeriyor. En iyi LGBTİ filmi diye arattım ilk sıralarda mümkünü yok komedi filmi göremedim. Dram, kriminal polisiyeler, cinayetler, kıyımlar, ağlamaktan helak olmuş insanlar. Severim ben de dram izlemeyi. Bir de hakikaten şöyle ağlatıyorsa, gözyaşları aktıkça insanın içindeki zehir dökülüyor, bir rahatlıyorsunuz ki sormayın gitsin. Dram olacaksa damardan olsun da ama niye hep dram oluyor ki? Hayatlarımız dram zaten biliyoruz. Bitmek bilmeyen “hele şu sorunu çözeyim hayatım rayına oturacak” iyimserliği yıllar geçtikçe her çözülen sorunun peşinden daha güçlü sorunların hayatta peşimizi bırakmadığını öğretiyor bize. Dramın kallavisini hepimiz yaşıyoruz kesin bilgi yayabilirsiniz… Madem dramlarımız büyük bunun layıkıyla perdeye getirildiği filmlere de lafımız yok. Ama bünye arada kıkırdamak, ağız dolusu gülmek istiyor. Bünye bu isteğine zaman zaman kavuşmuş ve de gülmüştür illa ki de hafıza ihanet ediyor bir türlü hatırlayamıyor. E arşivi karıştırıp üstünden tekrar geçecek, bu komedi başarılıydı galiba tekrar izleyeyim de hatırlayayım diyecek vakit mi var? Ben de “güldürür demiştin hiç gülmedim” diye üstüme üstüme gelmeyeceğinize söz verirseniz bulunabilir filmlerden seçtiğim birkaçından kısaca bahsedeyim, sizlere önereyim istedim. 

Yakın tarihlerden Pride-Onur filmi komedisi bol olsa da biyografik içeriği ile tam da komedi sınıfına sokulmaz. Ama keyifle, hayran oluna oluna izlenir. 

Eating Out serisi yer yer komik olsa da kötü filmler kategorisinde daha kolaylıkla yer bulacaktır. Eğlenip göz şenlendirebilirsiniz ama sinema adına beklentiye girmemeniz gerekir. 

In&Out-Vücut Dili filmi ilk izlediğim 2-3 keresinde oldukça güldürmüş, yer yer beni benden almıştır. Her ne kadar çekildiği zamanlarda Tom Selleck’in homofobik açıklamaları beni filmden soğutup vizyonda izlememe engel olmuşsa da sonrasında videodan defalarca izlemiş, yerli ve de milli Türk oyunculardan farkı olmayan bu açıklamayı bir kenara bırakıp filmin keyfini çıkartmıştım. Ama tekrar izleyip aynı keyfi alır mıyım konusunda şüphelerim var. 

You Should Meet My Son! Oğluna gelin bulmaya çalışan kadının, onun gey olduğunu öğrenmesi ile hayallerinden vazgeçmeyip rota değiştirmesi üzerine eğlenceli bir filmdir, anne illa ki oğluna hayırlı bir eş aramaya devam edecektir ancak bu defa erkek bir eş peşine düşecektir. 

Patrik 1,5; 1,5 yaşında bir çocuğu evlat edinerek ebeveynlik yapmak isteyen gey çiftin evraktaki yanlışlıkla 15 yaşında bir ergene ebeveynlik yapmak zorunda kalmalarını anlatan komedi kategorisine de sokulabilecek filmlerdendir. E hep büyüklere mi açılıp LGBTİ hakkında ders verilecek? Ağaç yaşken eğitmek daha hayırlısı. 

Benden Bu Kadar-As Good As It Gets mizahı bol bir film olsa, ana karakterin komşusu gey karakter filmde oldukça önemli yer tutsa da gey karakter uğradığı şiddet dolayısıyla filmin dramının sebebidir. 

Düğün Yemeği-Xi Yan-The Wedding Banquet sonrasında damardan bir gey kovboylar filmi çekmeden önce yine gey çiftin ayrı etnik kökenden olmalarının da etkisiyle aileye açılma vb. üzerinden ilişkilerine komedi tarafından baktığı bir filmdir. Şüphesiz batılı olmak ile asyalı karakterin gizli olması oryantalizm içermektedir ama film belli bir seviyenin üstünde de komik anlar sunar. 

Zerophilia yaşadığı orgazm ile cinsiyeti değişen bir karakter üstünden en ayrıksı filmlerden biri olmayı hak ediyor. İlginç bir konu güzel bir değişim. Komik anları var. 

Kondom Des Grauens- Katil Kondomlar da farklı, oldukça da kitch yapısı ile herkesin haz etmeyeceği bir film. 

Gayby çokça olan heteroseksüel kız arkadaş gey erkek arkadaşın bir sebeple birlikte olması üzerinden ilerlese de sevdiğim, hoşuma giden, gülebildiğim bir filmdi. 

Priscilla Çöller Kraliçesi drag performans sanatçısı ve trans bir bireyin çöldeki yolculuğunu anlatırken oldukça keyifli anlar yaşatır seyircisine. 

Ama Ben Ponpon Kızım yıllar önce izlediğim lezbiyen karakterin başrol olduğu bir filmse de filmin pek çok seyirciyi memnun etmediği gibi bilgiler hatırlıyorum. 

Amy’nin İzinde filmini çok beğendiğimi hatırlıyorum da komedi miydi hakikaten kısmını hatırlamıyorum. Sonuçta romantik, drama ve komedi ibarelerin üçü de yer alıyor. Ne güldüm ne güldüm diye sizi gaza getirip de dramla karşılaşmanızı istemem. 

Gray Matters bir kendini keşfetme ve açılma hikâyesi olsa da eğlenerek izlediğim, keyfimi yerine getiren bir romantik komediydi. 

Uzay Yolu serisinden Güzel ve Çirkin’in yeniden çevrimine kadar LGBTİ karakterler ucundan köşesinden eklenmeye ihtiyaç duyuluyor artık. Normalleştirmeye yarayan bu girişimler olsun daha da artarak. Komedi filmlerinde de olsun, olacak elbette LGBTİ?ler. Ama LGBTİ oldukları için değil, kişilikleri, davranışları, durumları dolayısıyla güldürsünler bizi. Hadi bizi güldürsünler… 

Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergi'nin "Mizah" dosya konulu 158. sayısında yayınlanmıştır.