Zalimin zulmü varsa direnenin mizahı var! | Kaos GL Haber Portalı

Gökkuşağı Forumu

Zalimin zulmü varsa direnenin mizahı var!

Perşembe, 7 Haziran 2018

Bayan Yanı’nın feminist bir dili olduğunu görebiliyorum ama bazen ‘kadın kadının kurdudur’ öğretisini yineleyebilen, tek bir kadınlık formu yaratan karikatürler de görebiliyorum.

Dikkat: Karikatürlerin bazıları kadına yönelik şiddet ve cinsel şiddet konusunda tetikleyici unsurlar içerir.

Şiddete, baskıya, ayrımcılığa, yok sayılmaya yönelik direniş pratikleri üzerine düşünürken kimin aklına gelmiyor, en güçlü olanlardan birinin mizah olduğu?

Mizah demişken kalemini "Karısının astımı olduğu için sigarayı bırakan adam "seni seviyorum" demese de olur lan!" şeklinde yazmak için oynatan Burak Aksak'tan bahsetmiyorum tabii ki.

Daha çok sevgili Aslı Alpar'ın "Do-laaap-ta zık-kı-mın kö-kü, soo-kak-ta is-yan vaaar!" dediği türden bir mizah. Toplumda güçlü atfedilmeyen kadınların, lubunyaların gücünü, cesaretini, dayanışmasını çizgilere, mikrofona taşıyan mizah alanı, aslında çok güçlü bir direniş alanı. "İşte bunu elimizden alamazlar!" diyerek tüm kırılganlığımızı siper ettiğimiz bir alan. Bize umudu aşılayan, bize ilham veren, bizi sıcaklığıyla sarıp sarmalayan bir yetenek ve oyunbozanlık işi. "Killjoy"luğun* pratiğe dökülmesi için biçilmiş kaftan. Hayatımızı sıkıştıran normatif rejim ve öğretilere çomak sokan, feminist ve kuirlere dost, hegemonyasından güç alan erkeklerin, cinsiyetçilerin, ırkçıların, bedenini "yabancı" korkusu salmışların üstüne çöken bir helâ**.

Çizim: Aslı Alpar

Mizah, iktidarı sorunsallaştırır aslında. İktidarla barışık değildir. Tarafsız da değildir. Orta yolu bulmak değildir niyeti, insanlarla temasın, günlük hayat pratiğinin kendine has bir biçimde kamusal alanda eleştirel düzlemde görünür olmasıdır. Mizah hayatla iç içedir ama bu demek değildir ki; hayat böyle olduğu için, "bu" kabul gördüğü için mizahta "bu" kullanılır. Mizah" bu"nu bir araç olarak kullanır sadece. "Bu" araçtan çıkıp fikrin kendisine dönüştüğü anda birtakım sorunların baş gösterdiğini, belirli bir otoritenin mizah dünyasında üstün geldiğini, borusunu öttürdüğünü görürürüz.

"Bu"yu açmadan önce şunu söylemekte yarar var: Savaş yahut direniş zamanlarında "belirli" hikayeleri duymak üzere toplum içinde yetiştiriliriz. Hegemonik bir erkeklik destanı. Kılıç kuşanma, silah tutma. Cephe, barikat önünde "savaşma". Başka direniş pratiklerini uygulayan, hayatta kalma mücadelesi veren özellikle kadınların, yahut "şu bildiğimiz erkeklerden"/"erkek" olmayanların hikayesi anlatılmaya, hatırlanmaya değer görülmez. Hayatı devam ettirmeye kendini adayan yürekler, işkence altında gullümü sürdüren bedenlerin sesleri, öldürme eylemiyle şanının yürümesi daha yüksek görünen bazı insanların ileri adım marşları yanında elimine edilmeye mahkum edilebilir. Mizah da biraz böyledir. Değer görmez bir yandan. Pasifmiş gibi görünür. Mizah yaparak "kahraman" olamazsın. Birinin yürüteceği bir kul olamazsın. Küçümsenmeye çok daha açıktır; birileri barikat, cephe önlerinde o kadar mücadele ederken, sen de kim yani?

Ama ne hikmetse(!) mizah, kamusal alanın pek çok noktasında olduğu gibi belirli erkeklerin egemen olduğu bir alan. Kadın sesi, ifadesi çok duyamayız, göremeyiz. "Kız mizahı" rajona terstir ama "kadınlarımızı" çizen erkek çizerlerin, "kadınlarımızı" çok düşünen erkek mizahçıların işleri öyle düşünüldüğü gibi kolay mıdır? Yani mizah "bu"mudur gerçekten?

Şimdi "belirli" direniş pratiklerini dava yolunda hakiki olarak gören bir zihniyet için mizah, pasif bir alan olarak görülür; eli silah tutmaktan çok kalem, mikrofon tuttuğu için. Yahut "yeteri kadar" ciddi, rasyonel olarak görülmediği düşünülerek burun bükülür. Ama baktığınızda sivil itaatsizliği başarıyla uygulayabileceğiniz bir yöntemdir. İğneleme, taşlama gibi güzide söz sanatlarından tutun  madilemelerceee günlük (alternatif) argo kullanımlarına kadar giden politik argümantasyon spekturumu mevcut. Gezi direnişine baktığınızda, feminist-LGBTİ+ mücadelesinde ya da başka muhalif hareketlerde mizahın gücü politik direniş olarak son derece yararlanılan, kuvvetli bir alan. Mutlu olmanın, gülmenin toplumun ayrıcalıklarına sahip olanlara daha fazla hak görüldüğü toplumda, kendini gerçekleştirme ve hayatta kalma mücadelesi veren kadınların, lubunyaların mutluluğu, gülmesi, kahkahası da son derece politik bir gerçeklik. Ama işte bunlara rağmen mizah, "erlerin meydanı" şekilde resmedilmeye çalışıldığından hem mizah aktörleri genelde erkek oluyor ve erkeklerin yaptıkları mizah, kadın bedeninin hedef alınmasından, kadın ve kadınsılığın yerilmesinden, cinsel şiddetin meşrulaştırılmasından ileri geliyor. "Düşman" olarak adledilen figürlerin, muhalefet edilen iktidar isimlerin karikatürleştirilen halleri, kırılgan erkekliğin savaş içinde olduğu, karşısında galibiyet kazanılması beklenilen kadınlık, translık, ne idüğü belirsizlikle tarifleniyor.

Cinsiyetlendirildiğimiz kadar militarizasyonlaştırıldığımız bir toplumda yaşıyoruz. Hegemonik erkeklikle militarizm birbirini çok güzel tamamlıyor, birisi diğerini kanıtlar nitelikte adeta. O yüzden bu "erler meydanı" haline getirilmeye çalışılan mizah dünyasında kalemi tutan, mikrofon ucunda duran genellikle "erkek". Bu erkeğin mizah anlayışı da hedefini küçültmek, alçatmak üzere kurguluyor. Bunun yöntemi de Carol Mann'in militarist tarih anlayışının gerektirdiği şekilde belirttiği gibi "kadın"ın toplumdaki konumunu biyolojik bir işlevselliğe indirgemek, biyolojiyi bir kader olarak belirlemek, böylece cinsiyetlendirilmiş bir şiddet yaratmak oluyor.1

Bu noktada kadın mizahçılar, çizerler, sadece ülkede kişinin -tabii ki ayrımcılık içermemesi gereken- düşüncelerini özgürce ifade etmesini engelleyen totaliter, baskıcı rejimle, sansürle uğraşmıyorlar, hegemonik erkek iktidarının devlet iktidarıyla olan işbirliğiyle de mücadele ediyorlar.

Karikatür dergileri bir bir kapanırken, iktidar karşıtlığı üzerinden karikatür, mizah yoluyla kişinin kendini ifade etmesi devlet eliyle zorlaştırılırken, karikatüristler hapse atılırlarken kadın mizahçıların bu sistematik baskının yanında hayatta kalma, ses çıkarma, görünmezleştirilmeye inat ürün verme mücadeleleri çok değerli. Çünkü bu mücadelenin çizimlere ya da gösteriye yansıdığını görebiliyoruz. Kadınları, lubunyaları dışlayan iktidarı, başka bir dışlayıcılık yaratarak üretmemek elzem oluyor. Fakat bunun daima yapılamadığını görüyorum maalesef. Bu konuda çeperimde Bayan Yanı dergisi var. Bayan Yanı, yıllardır Leman dergisi çatısı altında faaliyet gösteren, kadın çizerlerin ve karikatüristlerin yoğunlukta olduğu, kadın okuyucular arasında da çok fazla etki sahibi olduğunu gördüğüm bir mizah dergisi. Ben de bir feminist olduğum için takip etmeye çalışıyorum elimden geldiğince, mizah konusuna ayrı bir merakım var, aktörlerinden biri olmasam da ve olamayacak olsam da. (Efendim çizemiyorum asla ve şimdilik sadece hoşlaştığım kadınları güldürmeyi sevdiğim bir noktadayım) Dergiye ürün veren karikatüristlerin feminist bir dili olduğunu görebiliyorum ama bazen "kadın kadının kurdudur" öğretisini yineleyebilen, tek bir kadınlık formu yaratan, normatif kadınlık rollerini normalleştiren karikatürler görebiliyorum. Yok yahu, aynı gezegende yaşıyoruz. Tabii ki, haklısınız; ben de sizin gibi cinsiyetçi bir dünyada yaşıyorum, zaten queer demek aslında cinsiyetçi bir dünyada yaşamadığımızı beyan etmek, toplumsal bir gerçeklikten kopmak değildir aslında. Onunla uyumsuzluğunu, onun içine ederek hayatına işleme tahayyülüdür. Eleştirimi şu somut örneklerle detaylandırmak isterim.

*Başka gelin- kaynana ilişkisi mümkün olamaz mı hojam?

* Halt etmişler, eye liner sürmek kadın olmaya mı içkin yahu, tatlım?, diyesi geliyor insanın. Siz ne dersiniz?

* Buna yönelik birden fazla itirazım var. Birincisi, şiddeti çok fiziki tanımlıyor oluyoruz. Sadece fiziksel şiddet olmadığı gibi hangi şiddet biçiminin kimi daha çok etkileyeceğini bilemeyiz. Travma tetikleyiciliği durumu var ve şiddetin bu kadar apaçık gösterilmesi, şiddetin estetize edilmesine ve sıradanlaştırılmasına yol açıyor. Buradaki örnek benim için Habertürk'ün dev manşetle kocası tarafından arkasından bıçaklanarak öldürülmüş bir kadının o şekilde fotoğrafını yayınlamaktan farksız. Karikatür ve fotoğraf bağlamında teorik olarak farklı argümanlar sunulacak noktalar var ama zihniyet anlamında fark görmüyorum.

* Tecavüzü mizah konusu edeceksek, nasıl etmeliyiz? Gerçekten "böyle" mi? Aldığımız titreşim kaç tane olursa olsun sonu "vermek"le mi biter? Hikayeyi kurgularken dili ne yapacağız? Cinsel şiddet- "titreşim almak ve (ne?) vermek" şeklinde üstü kapalı mizah konusu edeceğimiz bir şey mi? Eleştirdiğimiz şeye dönüştüğümüzde olanlar oluyor, bu karikatürdeki gibi. Cinsel şiddete ilişkin tetikleyici unsur var ayrıca karikatürde, bunlar geçiştirebileceğimiz olgular değil, kesinlikle. Evet, mizahta da. Cinsel şiddete dair karikatür üretirken, toplumda cinsel şiddetin konuşulmadığını, cinsellikle cinsel şiddetin ayrıştırılamadığı düşünüldüğünde bir kereden çok daha fazla düşünmek gerekiyor.

* Konu çocuk istismarı, cinsel şiddet olunca yeşilçamın klişeleşmiş karakterlerini kullanmaktan bıkmadık mı artık? Belki bu konularda, klişelemiş bu karikatür karakterlerini unutarak mizah anlayışımızı revize etmemiz gerekiyor. Evet bazı öğretileri unutmak gerekiyor, sil baştan başlamak gerek bazen.

* Çocuk istismarı konusunda odak noktamız çocukların bedensel söz hakkıysa, herhangi bir kişinin bedenine edilecek müdahalenin cinsel şiddete dair aynı pratiğin devamı olduğunu görebiliriz aslında. Ve konu gerçekten failin "uçkurunu tutamaması" mı? Yoksa bir zihniyet meselesi mi? Hadım edilmeyle çocuklara karşı cinsel şiddet bitecek mi? Konuyu arzuya değil iktidara, hiyerarşi yapısına odaklamak gerekiyor aksine. "Uçkur" odağının çocuk temsiliyle normalleştirilmesi de cinsel şiddetle ilgili çocuklara farkındalık sağlamak konusunda daha uzun bir yol katetmemiz gerektiğini bize gösteriyor bence. Cinsel şiddet hali hazırda kişinin bedenine, onayı olmadan -rıza inşasıyla- yapılan bir müdahaledir. Ve cinsel şiddeti "dişe diş, kana kan" bir yöntemle çözebilir miyiz? Bu yöntemi çocuk temsili üzerinden mizah konusu yapmayı da çocuk istismarıyla mücadele etme noktasında odağı ve önceliği yine çocuklara vermemek olarak alıyorum.

* Tek eşli kapalı ilişki sözüne uymayan erkekler ama yine kötülenen kadınların olması sorunsalı. Bu iş böyle zor ama sevgili Bayan Yanı. (İlk karikatür hayvan kullanımı meşrulaştırması içerir.)

* Bir şeyi eleştirmekle birilerine düşmanlık beslemek arasındaki fark? İkincisini normalleştirirsek ne kazanırız? Kimleri kaybederiz?

Yazımı Bayan Yanı'nda tespit ettiğim bazı iyi örneklerle bitirmek istiyorum ki eleştirdiğim karikatürlerin başka bir şekilde temsil edilebileceği konusunda ikna ediciliğim daha kuvvetli olsun.

Not: Sizin de bu karikatürler üzerine başka eleştirileriniz varsa lütfen paylaşmaktan çekinmeyin. Hatta benim iyi örnek sunduklarımda göremediğim hatalar varsa benimle paylaşabilir, siz de feminist-queer karikatür paylaşımlarıyla bu postu şenlendirebilirsiniz.

*ömür törpüsü, oyunbozan.

** aynı zamanda marvel tarafından yaratılmış kurgusal mitolojik karakter.


1    Mann, Carol, Women in War, syf. 5

*Bu yazı Kaos GL Dergi’nin 159. sayısı “Mizah” dosyasında yayınlandı.

Kaos GL Dergi'yi online okuyabilirsiniz

Dergiye; online aboneler dergi websitesinden ulaşabilir. Basılı halini edinmek isteyenler ise kitapçılardan yeni sayıyı satın alabilirler. Dergiyi internetten satın almak için ise Notabene yayınları ile iletişime geçebilirsiniz. 

**KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.