Gökkuşağı Forumu

Üçüncü dalga yükselirken sosyalist feministlere düşen görevler

Pazartesi, 11 Haziran 2018

Geçtiğimiz 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yarattığı ağır sömürü koşulları, mobbing ve tacize karşı yükselen tepkilerin somutlaştığı değerli bir eylem olarak tarihte yerini aldı. Yürüyüşte dile getirilen talepler ve öne çıkarılan başlıklar, emek hareketinin özneleri olan sosyalist partiler ve sendikalarda ciddi tartışmaları da beraberinde getirdi.

Kürtaj hakkı, cinsel tacize karşı öz savunmanın meşru olması, anneliğin görünmeyen emek kapsamında ele alınışı ve ağırlaşan sömürü koşullarında artık kadının üzerinde bir yük haline gelmesi gibi başlıklar yıllardır feministlerin üzerine kafa patlattığı konular. Üçüncü dalganın yükselişi ile beraber bu başlıklar böylece yeniden tüm insanlığın gündemine girmiş oldu.

90’lı yıllarda SSCB’nin çöküşü ve sosyalizmin yenilgisi ile beraber dünya kapitalizmin yeniden yükselişine sahne oldu. Bunun Türkiye’ye yansıması ise kamu kurumlarının hızlıca özelleştirilmesi, bunu sağlamak için de neoliberal politikaların önünün açılması biçiminde seyretti. Her ideolojinin tarihte sınıf mücadelesinden etkilendiği gibi feminizm de bundan nasibini aldı. İkinci dalga, özellikle Türkiye’de neoliberal politikaların önünün açılmasında katalizör rolü üstlendi. 90’ların sonunda Türkiyeli feministlerin öncülük ettiği ‘üniversitelerde başörtüsüne özgürlük’ eylemleri buraya oturur. Neoliberalizm kadın haklarını ve Türkiyeli feministlerin özgürlük mücadelesini araçsallaştırdı ve kardeşi olan gericiliğin yükselişine de sebep oldu. Elbette burada 1923’le beraber gerçekleşen burjuva devriminin başlattığı aydınlanma atağının artık miadını doldurması ve gericilikle mücadeleyi becerememesinin de rolü büyüktü.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması adına ortaya atılan “Mor Ekonomi” fikri bu tarihsel zemine oturmuş oldu. Yani sınıflı toplum yapısının ortaya çıkardığı ve kapitalizmin derinleştirdiği eşitsizlik, kadın emeği ve iş gücüne daha çok ihtiyaç duyuyordu. Bu durumda kadınların artık evlerden çıkmaları, birçok sektörde ve iş kolunda var olmaları gerekiyordu.

Kadınların, önceleri ‘erkek işi’ olarak bilinen birçok sektörde ve çalışma alanında kendini var edebilmesi bir taraftan büyük bir tarihsel ilerlemeye denk düşüyor. Ancak cinsiyetli toplumu ortaya çıkaran sömürü düzeni var olduğu için bu bile belli bir kalıbı, belli bir profili ortaya çıkarıyor. Yani aslında toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama adına bir adım atılırken cinsiyet rolleri ve belli bir kadın profili yeniden üretilmiş oluyor. Ayrıca kadınlar toplumsal hayatta daha fazla var olabilmek adına engelleri aştıkça sırtlarına çok daha büyük yükler biniyor.

Yine eşitsiz gelişim sebebiyle farklı toplumsal katmanlara mensup kadınların sınıfdaşlığına gölge düşüren, birleşik bir kadın mücadelesinin önüne geçen bir ayrımı da yeniden üretmiş oluyor. Özuğurlu, editörlüğünü yaptığı ‘21. Yüzyıl Feminizmine Doğru’ adlı kitabında bunu çok güzel özetliyor:

"...Emeğin güvencesizleştirilmesi, Türkiye'de olduğu gibi, aile ideolojisini yücelten ve kadını aileye mahkum eden klasik yöntemlere başvurduğunda da, 'çalışarak özgürleşen' bir kadın imgesini mihenk noktası olarak kullanıyor. Bu imge, yoksul kadınlar söz konusu olduğunda, onları ailenin 'fedakar, yılgınlık nedir bilmeyen, azim dolu' üyeleri olarak çağırıyor; kadın sermayedarların ve CEO'ların artan sayısı karşısında ise, 'birey' olmanın gücünden ve kadınların "aynı anda farklı işleri koordinasyon halinde yürüten ve sürdürülebilir yapılar kuran doğal" becerisinden dem vurabiliyor. Sonuç olarak farklı özellikleriyle sömürülmeye de sömürmeye de uygun görünen bu 'doğal' kadınlık hali, cinsler arası toplumsal ilişkiye sorgulanması ve değiştirilmesi imkansız bir düzen bahşeden o çok eski ve tanıdık bir ideolojik pratiğe tekabül ediyor...." (1)

Maalesef Türkiye’deki mevcut sosyalist yapılar da Türkiye’de emekçi sınıfın ne olduğunu, eski sınıf okuma alışkanlıkları yüzünden yeterince doğru tahlil edip dinamik bir örgütlenme hamlesi içerisine giremiyorlar. Mevcut durumlarıyla 2018’de tüm dünyada ciddi bir devrimci dinamik barındıran kadın ve LGBT hareketini kapsama, örgütleme ve dönüştürme konusunda oldukça hantal ve geri kalıyorlar. Emekçi örgütleri sınıfı salt mavi yakalı fabrika işçilerinden ibaretmiş gibi düşünüp çalışma yürütmeye devam ederlerse, gittikçe kadın ve LGBT’lerin barınamayacağı yerlere dönüşecek, dönüştükçe de sınıf mücadelesi ile sömürü düzeni sebebiyle doğal olarak toplumsal cinsiyet eşitliğine sahip olamayan ve eşit yurttaşlık için de mücadele veren bu toplumsal kesimleri kapsama becerisini kaybedecekler. Feminizm deyince kaşınmaya başlayan ve daha kendi üyelerinin homofobi ve transfobisi ile mücadele etmekten aciz örgütlenmiş yapıların bu haliyle yeni kadrolar yetiştirebilmesi, gençleşebilmesi ve yeni sınıfsal dinamiklere erişebilmesi pek mümkün görünmüyor.

Nancy Fraser, ikinci dalga eleştirisi ve üçüncü dalgayı doğru okuyabilmek, sosyalist cepheden güçlendirebilmek adına şu değerlendirmelerde bulunuyor:

"... Hareketin kültürü dönüştürmedeki göreli başarısının, kurumları dönüştürmedeki göreli başarısızlığıyla kesin bir tezat oluşturduğu sıkça söylenir. Bu değerlendirme iki boyutludur: Bir yandan feminizmin geçmiş 30-40 senede epey tartışmalı olan toplumsal cinsiyet ideali, şimdi artık toplumsal ana akımın doğrudan içinde yer almaktayken, öte yandan bu idealler uygulamada hala gerçekleştirilmiş değildir. Nitekim örneğin cinsel taciz, kadın ticareti ve ücret eşitsizliği gibi, kısa bir süre öncesine kadar fesatçılık olarak görünen feminist eleştiriler günümüzde artık yaygın bir biçimde desteklenmektedir; ancak ilkesel düzeyde yaşanan bu büyük değişim, söz konusu eylemleri hiçbir biçimde ortadan kaldırmış değildir...." (2)

Üçüncü dalga yükselirken sosyalist feministlere iki önemli görevi de devretmiş oluyor: 1) Yol arkadaşlarına feminizmin bir öcü olmadığını ve emek hareketinden ayrı düşünülemeyecek oluşunu anlatmak ve onları da harekete geçirebilmek  2) Kapitalizmin, hatta sınıflı toplum yapısının ortaya çıkardığı cinsiyet eşitsizliğinin bu sistemde çözüme ulaştırılabileceği yanılgısını besleyen ve bunun propagandasını yapan liberal feministlere nefes aldırmamak.

Kaynak: 21. Yüzyıl Feminizmine Doğru, Editör: Aynur Özuğurlu, 2016

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.