Yaşam / Siyaset

“LGBTİ’lerin mücadelesi, adıyla çağırılma mücadelesidir”

Perşembe, 21 Haziran 2018

Mülkiyeliler Birliği Çarşamba Söyleşileri’nde Özlem Akarsu Çelik ve Ali Erol'un katılımı ile “Seçimlerin Cinsiyeti” konuşuldu.

Fotoğraflar: Mehmet Özer

Mülkiyeliler Birliği’nin Ankara Genel Merkezi’nde, Çarşamba Söyleşileri’nde dün (20 Haziran) Özlem Akarsu Çelik ve Ali Erol'un katılımı ile “Seçimlerin Cinsiyeti” konuşuldu. Siyasetin cinsiyetçi ve heteroseksist yüzünün tartışıldığı söyleşide kadın ve LGBTİ’lerin siyasetteki temsili ve mücadelesi tartışıldı.

Mülkiyeliler Birliği’nden Pınar Ecevitoğlu yaptığı açılış konuşmasına, eril tahakküme dayalı toplumsal cinsiyet rejiminin siyaset alanında da karşılığını bulduğunu ve seçimlerin de bunun en iyi gözlendiği dönemlerden biri olduğunu belirterek başladı.

Ecevitoğlu, “Kadınlar ve cinsel yönelimler ile cinsiyet kimlikleri lehine eşit ideallerden bahsediyoruz. Bu idealin karşılığı var mı, gerçekleştiriliyor mu önemli ama yetersiz bir soru. Bu soru kadın ve LGBTİ’lerin temsil meselesine indirgenemez, siyasetin dili, adayların kullandıkları sözcükler ve hal ve hareketleri de burada ele alınmalı. Tüm bunlardan hareketle seçime günler kala bu konuyu konuşmak istiyoruz” dedi ve sözü konuşmacılara bıraktı.

“Siyasetin heteroseksizm bağlamında ele alınabilmesi eşcinsel hareketin kazanımıdır”

24 Haziran Milletvekili ve Cumhurbaşkanı seçimleri öncesinde gerçekleşen etkinliğin konuşmacılarından Kaos GL Derneği’nden Ali Erol sözlerine eşcinsel hareketin Türkiye’de çeyrek yüzyılı geride bıraktığını hatırlatarak başladı.

Siyaset gündeminde LGBTİ meselesinin de konuşulmasının bu hareketin bir kazanımı olduğunu belirten Erol, ikili cinsiyet sisteminin LGBTİ’leri ‘günah’, ‘hasta’ ve ‘suçlu’ olarak işaretlediği tarihsel sürece değindi.

“Muhalefetin dili mevzuatın kapsayıcı olmayan dilinden farklı olsun diye mücadele ettik”

Erol, “LGBTİ’lerin mücadelesinden, inkâra karşı bir tanınma mücadelesi olarak da bahsedebiliriz. Bu adıyla çağırılma mücadelesidir. Anayasanın 10. Maddesi, İş Kanununun 5. Maddesi, Türk Ceza Kanunu’nun 122. Maddesinde biliyoruz ki ayrımcılık için belirtilen ‘herkes’ ve ‘kimse’ ifadeleri cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini kapsamaz. O ‘herkes’e kadınların, işçilerin, yoksulların dâhil olmadığını biliriz. Mevzuatın dili böyle sorunlu ve kapsamaz şekilde kurulurken bizlerin mücadelesi, toplumsal muhalefetin dilinin ondan farklılaşması içindi.

Toplum hazır değil yalanı!

Erol, siyasette birçok şeyin değiştiğini de söyledi. Feminist ve LGBTİ hareketinin kendisini siyaset alanında var ettiğini belirten Erol, konu LGBTİ’ler olduğunda hazır olmadığı söylenen toplumun siyaseten hazır olduğu, ‘toplum hazır değil’in bir “yalan” olduğunun anlaşıldığını hatırlattı.

LGBTİ’lerin (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks) taleplerini siyasetine dâhil eden partilerden bahseden Erol, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 24 Haziran seçim bildirgelerinde LGBTİ’lerin nasıl kayda geçirildiğini anlattı.

Erol, “Artık siyaset kendi adıyla konuşan LGBTİ özneleri ile karşı karşıya. Bu öznelerin norma ve siyasete dâhil edilmesi politik tercih olduğu gibi bugün yaşadığımız gerileme dönemlerinde sisifosun kayası misali her şeye en baştan başlamak zorunda da kalabiliyoruz. Ama kadınların ve LGBTİ’lerin hayatı böyle geçti. Düşe kalka da olsa mücadeleye devam edeceğiz ve vazgeçecek değiliz” diyerek sözlerini tamamladı.

“Siyasetçi kadınlar kendi özgün karakterini yansıtamıyor”

Gazeteci Özlem Akarsu Çelik sözlerine “Feminizmin kişisel olan politiktir, sloganından hareketle kendi kişisel deneyimimden bahsetmek istiyorum” diyerek başladı. Çelik gazeteci kimliğiyle Saadet Partisi, İyi Parti, CHP ve HDP politikacıları ile yaptığı görüşmelerden örnekler verdiği konuşmasında, kadın politikacıların toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden nasıl etkilendiğini konuklara aktardı.

Akarsu Çelik, “Türkiye’de Kürt, sosyalist kadın siyasetçiler için kullanılan sıfat çirkindir. Emine Ayna için Bülent Arınç kullanmıştı. Bu çok incitici bir şey. Benzer şekilde sağ siyasette kadın politikacılar için abla, ana kullanılıyor. Sosyal demokrat kadınlarda ulusalcı tandanslarda olanlara laikçi teyze, bacı deniyor. Kadınların bu şekilde sınıflandırılıyor olması bana çok trajik geliyor” dedi ve siyasetçi kadınların kendi özgün karakterini yansıtamadığına dikkat çekti.

“Biz tekrar o kayayı en yükseğe çıkaracağız”

Mecliste temsil edilen partilerin kadın kollarına da değinen Çelik, bu kolların nasıl işlevsizleştirildiğini anlattı.

Ak Parti’li (AKP) kadınların, parti iktidar olmadan önce kapı kapı dolaşıp siyasi propaganda yapmalarına rağmen zaman içerisinde kadın kollarının önemsiz hale getirilmesinden bahsetti.

Politikadaki cinsiyetçi dile de değinen Çelik, feministlerin mücadelesi ile bu dilin değiştiğini, siyasetçilerin de cinsiyetçi olmayan kalıpları kullanmaya başladığını zaman içerisinde öğrendiğini hatırlattı.

Çelik sözlerine “Her dönemin en kıymetli değeri dayanışma. Feminist ve LGBTİ’lerin dayanışmasında da gördük. Biz tekrar o kayayı en yükseğe çıkaracağız” diyerek son verdi.

Söyleşi katılımcıların konuşmacılara yönelttiği soruların cevaplanması ile sona erdi.

Toplantının tamamını buradan izlemek mümkün.