İnsan Hakları / Mülteci

“LGBTİ mültecilerin hayatı homofobi ve transfobi nedeniyle ciddi ölçüde kısıtlanıyor”

Perşembe, 28 Haziran 2018
Haber: Kaos GL

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nin düzenlediği Dünya Mülteciler Günü söyleşisinde LGBTİ mülteciler, tarım işçisi mültecilerin sorunları ve medyadaki nefret söylemi ele alındı.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi, 21 Haziran Perşembe günü, Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi’nde Dünya Mülteciler Günü söyleşisi düzenledi.

Söyleşiye, İnsan Hakları Derneği’nden Derya Uysal, Haber Ankara’dan Muratcan Işıldak ile Kaos GL Derneği’nden Sengül Kılınç ve Koray Arkadaş katıldı.

Türkiye'de mülteci olmak, mültecilere yönelik ayrımcılık, medyada nefret söylemi, mülteci tarım işçileri ve mülteci çocuk işçilerinin konuşulduğu söyleşi Kaos GL Derneği Mülteci Programı'ndan, Program Asistanı Sengül Kılınç’ın konuşmasıyla başladı.

Sengül Kılınç: “En üzücü olanın kimliksizleştirme olduğunu düşünüyorum”

Sengül Kılınç, LGBTİ mültecilerin yabancı düşmanlığının yanı sıra homofobi, transfobi ile de mücadele ettiğini belirterek konuşmasına başladı. Kılınç LGBTİ mültecilerin, sokakta hakarete maruz kaldığını, takip edildiğini ve bu takibin kamusal alandan taşarak özele alana yöneldiğini şu cümlelerle ifade etti: “Çoğu zaman evlerine kadar takip edilen LGBTİ mülteciler kamusal alanın dışında, özel alanında da güvenlik hissinden faydalanamamakta. Bu da mütemadiyen güvensizlik hissi anlamına geliyor.”

Kılınç, Haziran ayında Yalova’da transfobik nefret saldırısına uğrayan Ayda’dan da bahsetti: “Bizim de danışanımız olan mülteci trans kadın Ayda, Türkiye’de trans kimliği nedeniyle yedinci defa nefret saldırısına uğradı ve 3 gün hastanede yatmak zorunda kaldı. Ayda’nın nefret saldırısının ardından KaosGL.org’a verdiği demeç bize gösteriyor ki nefret saldırısına maruz kalan LGBTİ mülteciler çoğu zaman şikayet etme hakkını bilmedikleri, ayrımcılık yaşayacakları korkusu nedeniyle ya da saldırganların ceza almayacağını düşündükleri için bu kişilerden şikayetçi olmuyorlar.”

Kılınç, LGBTİ mültecilerin sosyal hayatının homofobi ve transfobi nedeniyle ciddi ölçüde sınırlandığını, kişilerin sosyal baskıya ek olarak psikolojik sorunlar yaşadığını belirtti: “Sosyal baskıya ek olarak psikolojik sorunlar beraberinde intihar girişimini getiriyor. Hem arkalarında bıraktıkları toplum hem de yaşadıkları Türkiye’de kabul görmeme düşüncesi çok yüksek olduğu için çaresiz hissediyorlar.”

Danışan aktarımları ile konuşmasını sürdüren Kılınç, LGBTİ mültecilerin barınma sorununa da değindi. LGBTİ mültecilerin barınma sorununu kendilerinin çözmek zorunda olduğunu bu süreçte de yabancı düşmanlığından dolayı ayrımcılıklarla karşılaştıklarını ve ev tutabilenlerin de ev sahipleri tarafından sıklıkla özel hayatlarına müdahale edildiğini belirtti.

Kılınç, LGBTİ mültecilerin çalışma haklarının kısıtlı oluşunu, kayıtsız çalışmak zorunda kalanların da yaşadıkları mobing ve tacizi aktarabileceği şikâyet mekanizmalarının olmadığına dikkat çekti.

Kılınç sözlerini şöyle sona erdirdi:  “LGBTİ mülteciler, geldikleri ülkede çok değerli sanatçı, akademisyen, sporcu olabilir. Ama buraya geldiklerinde bir mülteci ve bir ibnenin ve hatta bir dosya numarası olmanın ötesine geçemiyorlar. En üzücü olanın bu kimliksizleştirme olduğunu düşünüyorum.”

Koray Arkadaş: “LGBTİ mülteciler doktora ulaşıncaya dek karşılaştıkları tüm sağlık çalışanlarından ayrımcı bir tutumla karşılaşabiliyor”

Kılınç’ın konuşmasının ardından söze başlayan Kaos GL Derneği Mülteci Programı Sosyal Hizmet Uzmanı Koray Arkadaş, LGBTİ mültecilerin sağlık hakkına erişimi üzerine dinleyicileri bilgilendirdi. Arkadaş konuşmasına şöyle başladı: “Türkiye’deki sağlık sisteminin heteroseksist oluşuyla başlamak istiyorum. Türkiye’de doktorlar kendilerine gelen tüm hastaları heteroseksüel olarak kabul ediyorlar. Bu yaklaşım da LGBTİ’lerin kendilerini ifade etme, kimliklerini paylaşmaları için olumsuz bir durum.”

Sağlık çalışanlarının LGBTİ farkındalığının olmadığına değinen Arkadaş, LGBTİ mültecilerin sağlık hizmeti almak için başvurduğu hastanelerde neler yaşandığına değindi: “Türkiye’de yaşayan LGBTİ mülteciler bir sağlık sorunu yaşadığı zaman kamusal alanda bir ayrımcılıkla karşılaşmaktan çekindikleri için hastaneye gitmek istemiyorlar. Onları sokağa çıkıp hastaneye gitmeleri için ikna ettiğimizde önce danışma ya da güvenlikle sorun yaşıyorlar. Hastaneden içeri girdikten sonra diğer hastaların bakışı çok kötü. Diğer hastalar dalga geçiyor ya da elle onları işaret ediyor, küfrediyor. Sektererlik bölümünde de cinsiyet kimliği ve yönelimlerine dair ayrımcılıkla karşılaşabiliyorlar. Doktora ulaşıncaya dek karşılaştıkları tüm sağlık çalışanlarından ayrımcı bir tutumla hakim olabiliyor. Ve doktora vardıklarında, hastalığıyla bir ilgisi olmasa bile cinsel yönelimi ya da cinsiyet kimliğinin sorulmasından rahatsızlar.”

HIV’le yaşatan LGBTİ mültecilerin yalnız bırakıldığını şöyle anlatıyor Arkadaş, “HIV ile yaşayan LGBTİ mültecileri Türkiye’de doktorlar muayene etmek istemiyor ve başka doktora da yönlendirmiyor. Ayrıca bu kişiler HIV pozitif olmayan LGBTİ’ler tarafından da ötekileştiriliyor. Bunun da sebebi HIV hakkındaki ön yargılar.”

Arkadaş konuşmasına trans mültecilerin geçiş ameliyatlarını Türkiye’de yaptıramadığını, hormon sürecinde 6-7 ay sonrasına atılan randevularla uzadıkça uzadığını belirterek ve sağlık hakkının herke için en temel insan hakkı olduğunu belirterek bitirdi.

Derya Uysal: “Mülteci düşmanlığı ülkenin politik süreçlerine bağlı olarak her geçen gün artıyor”

İnsan Hakları Derneği’nden Derya Uysal, Koray Arkadaş’ın sunumundan sonra konuşmasına başladı. Uysal, mülteci olmanın her ülkede bir ayrımcılığı beraberinde getirdiğini ancak Türkiye’de ayrımcılığa maruz kalma şiddetinin daha yüksek olduğunu belirtti.

Göç İdaresi’nin Türkiye’de yaşayan mülteci rakamlarını paylaşan Uysal, Türkiye’nin sosyo-ekonomik olarak göçe yönelik bir hazırlığı olmadığını belirten Uysal, mültecilerin Türkiye’de yaşadığı kayıt sürecinden başlayarak anlattı.

Türkiye’nin içinde bulunduğu politik sürecin, mülteciler için artan yabancı düşmanlığı olduğunu belirttiğini şöyle ifade etti: “Mülteci düşmanlığı ülkenin politik süreçlerine bağlı olarak her geçen gün artıyor.”

Mültecilerin çalışma izni sorununa değinen Uysal, “Çalışma izni çok kronik bir sorun. Gerek koruma altında olanlar gerekse uluslararası koruma altındakiler açısından çok ciddi bir geçinememe ile yüz yüze bırakma politikası söz konusu” dedi ve mültecilerin çoğunlukla kaçak çalıştıkları bu sebeple de birçok haklarının gasp edildiğini belirtti.  

Tarım dışında mültecilerin çalışmasının çok zor olduğunu ve tarım işçisi mültecilerin çok düşük günlük ücretlerle çalışmak zorunda kaldığını belirten Uysal, Türkiye’de tarım işçiliği yapan nüfusun %80’inin mültecilerden oluştuğunu hatırlattı.

Sahadan edindikleri verileri aktararak konuşmasına devam eden Uysal, Kilit Mülteci Nüfusunun Koruma Hizmetlerine Erişiminin Önündeki Engellerin Azaltılması projesinden bahsetti.

Muratcan Işıldak: “Medyada nefret söyleminde bulunan kuruluşlar ceza almıyor”

Panelin son konuşmacısı Haber Ankara gazetesinin köşe yazarı, Gazeteci Muratcan Işıldak oldu. Işıldak, anaakım medya kuruluşlarının mültecilere yönelik ayrımcı dil kullandığını belirterek başladı konuşmasına.

Medyada nefret söyleminde bulunan kuruluşların ceza almadığına dikkat çeken Işıldak sözlerine şöyle devam etti: Medya nefret söylemi üzere 2017’den bugüne dek yaptığımız araştırmalardan bahsedeceğim. İncelememize göre medyada nefret söyleminin %57’si yerel gazetelerde, %43’ü de ulusal medyada bulunuyor. Bu nefret söyleminin %57’si köşe yazarları tarafından kullanıldı, %40’ı haberlerde oldu. %3’ünü ise akademik makalelerde bulabiliyoruz. Nefret söylemi üzerinden sıralama yaptık. Bu sıralamada Yeni Akit birinci sırada, Milli Gazete ikinci ve Yeni Mesaj gazetesi üçüncü oldu. Mültecilere yönelik nefret söylemine baktığımızda Yeni Akit yine birinci, Yeni Mesaj ise ikinci oldu.”

Işıldak konuşmasına mültecilere yönelik nefret söyleminde bulunan haberlerden örneklerle sona erdirdi.