İnsan Hakları / Mülteci

Denizli Onur Haftası’nda “mülteci LGBTİ+ olmak” konuşuldu

1 Temmuz 2018

Denizli Onur Haftası’nın ikinci gününde “Türkiye’de mülteci LGBTİ+ olmak” konuşuldu. TOG’tan Özge Sever, Türkiye’deki yasal prosedür ve yaşanan hak ihlallerini aktardı.

Denizli LGBTİ ve Aileleri Oluşumu’nun bu yıl ikincisini düzenlediği Denizli Onur Haftası panel ve atölyelerle devam ediyor.

Denizli Onur Haftası’nın ikinci günü (1 Temmuz) Toplum Gönüllüleri Vakfı’ndan Özge Sever’in “Türkiye’de Mülteci LGBTİ+ Olmak” sunumuyla Sığınmacı ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği’nde başladı.

Türkiye’de yasal düzenleme

“Türkiye’de mülteci LGBTİ+ olmak üzerine konuşurken bizi sınırlayan en önemli mesele yasal düzenlemeler” diyerek konuşmasına başlayan Sever, Türkiye’nin 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne taraf olduğunu ancak ek sözleşmeler ile mülteci tanımını daralttığını hatırlattı. Cenevre Sözleşmesi’nde coğrafi kısıtın olmadığını ancak Türkiye’nin 1967’de ek protokolle coğrafi çekince koyduğunu söyledi. “Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle” ibaresini koyarak Avrupa Konseyi üyesi olmayan ülkelerden Türkiye’ye gelen kişilerin mülteci statüsüne sahip olamadığını belirtti.

Sever; konuşmasının devamında Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) ve prosedürleri aktardı. “Hukuken mülteci tanımı dar olsa da hak savunucuları olarak biz sığınmacıların tümü için mülteci tanımını kullanmakta ve hakları talep etmekte ısrarcıyız” dedi.

Gelinen ülkeye göre değişen mekanizma ve prosedürler

Geçici koruma, şartlı mülteci ve ikincil koruma kavramlarını açıklayan Sever, “Hizmet sunucuların tıkanmasına, hak ihlallerinin görünmezleşmesine yol açan bir durum var Türkiye’de. Mültecilerin geldikleri ülkelere göre prosedür ve mekanizmaların değiştiği, yasa ve mevzuatın çok hızlı değiştiği koşullardayız” şeklinde konuştuk.

Sever; uluslararası koruma başvuruları ve dosyalama sürecinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün (GİGM) yer aldığı ikili bir sürecin ilerlediğini vurguladı.

Sever; uluslararası koruma başvurularında statü belirleme sürecinden sonra üçüncü ülkeye yerleştirilme sürecinin ülkelerin kendi iç politikaları ve yine ülkeler arası politikalardan etkilendiğini söyledi.

Veriler açık değil

Yakın zamana kadar GİGM internet sitesinde uydu kentlere dair verilerin açık olduğunu ancak artık verilerin kamuoyuna açık olmadığını söyleyen Sever, “Şu anda aslında uydu kentlerde kaç mültecinin yaşadığı gibi verileri sivil toplum örgütlerinin sahadaki çalışmalarından öğrenebiliyoruz” ifadelerini kullandı.

“Zulme uğradığını ispatlamak zorunda kalmak”

Mülteci LGBTİ+’ların uluslararası koruma başvuru süreçlerinde geldikleri ülkelerde yaşadıkları travmatik deneyimleri tekrar tekrar anlatmak zorunda kaldığını, hikayelerini çok net ve açık bir şekilde ifade etmesinin beklendiğini hatırlatan Sever, şöyle devam etti:

“Bir birey yaşadıklarını açık bir şekilde ifade edemediğinde bu statülerin hiçbirini alamayabiliyor. Mülteci LGBTİ+’lar geldikleri ülkede zulme uğradıklarını birden kez ispatlamak zorunda bırakılıyor. Bu durum da ikincil travmalara yol açıyor.”

Geçici Koruma Yönetmeliği

Sever; kitlesel hareketlilik diye tabir edilen durum ve Suriye’de on yıla yakın bir süredir devam eden koşullarla birlikte Türkiye’nin 2014 yılında “Geçici Koruma Yönetmeliği”ni çıkardığını söyledi ve ekledi:

“İlk yıllarda Suriyeli mültecilerin kayıt olamama sorunu vardı. Kapıların kapalı olduğu dönemde geçici koruma için Türkiye, Suriye’den doğrudan giriş yapma şartı arıyordu. Ancak kapılar kapalı iken bu fiziken mümkün değildi ve birçok Suriyeli mülteci Lübnan gibi ülkeler üzerinden Türkiye’ye geliyordu. Bu durumda Türkiye, ikinci değil üçüncü ülke olduğu gerekçesiyle geçici koruma için kayıt yapmıyordu. Bu sorun sivil toplumun mücadelesi ile aşılabildi.”

Mülteci LGBTİ+’ların yaşadığı sorunlar

Sever konuşmasının devamında mülteci LGBTİ+’ların yaşadığı en temel problemleri ise şöyle sıraladı:

*Dil bariyeri

*Hizmet sunucuların yaklaşım ilkelerini ve özel ihtiyaçları değerlendirebilecek yeterli bilgiye sahip olmamaları

*Haklar ve yükümlülükler hakkında yeterli bilgilendirmenin olmaması

*Temel hizmetlere erişimde yaşanan sorunlar

*Sağlık

*Cinsiyet ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet

*Ayrımcılık ve damgalama

*Sosyalleşememe

*İş bulamama

*Zulüm riski

Sever; hizmet sunucuların toplumsal cinsiyet konusunda önyargılarının mülteci LGBTİ+ların hizmetlere erişimini engellediğini belirterek, “Örneğin sivil toplum merkezlerinde dil kurslarının açılması Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile protokole bağlandı. Eğitmenler MEB’in eğitmenleri. Haliyle söz konusu LGBTİ+’lar olduğunda bu ciddi sorunlara yol açıyor” dedi.

Sever, “Türkiye gibi homofobi ve transfobinin bu kadar yaygın olduğu bir ülkede mülteci LGBTİ+’lar katmerlenmiş ayrımcılıkla karşılaşıyor. GİGM’den diğer kamu kuruluşlarına bütün hizmet sunucular homofobi ve transfobi ile karşılaşılabilecek yerlere dönüşüyor” şeklinde konuştu.

Denizli Onur Haftası’nın tam programı için tıklayınız.

İlgili haberler:

Denizli Onur Haftası başladı: Beni adımla çağır!

Denizli Onur Haftası: Queer hareketten teoriye…