Yaşam

“LGBTİ+lara, queerlere, feministlere diyalog çağrısı”

Çarşamba, 4 Temmuz 2018
Haber: Kaos GL

İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın ardından diyalog çağrısı: “İroni dili yerine, değerini kolektif üretimle oluşturacak bir iletişim alanının açılmasını istiyoruz.”

Fotoğraf: İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü, 2018, Veysel Mamuk

İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın ardından haftanın inşa biçimi, hafta öncesi ve sonrası yaşanan sorunlar, zeminsizlik ve sinik alaycılığa ilişkin diyalog çağrısı yayınlandı.

“LGBTİ+lara, queerlere, feministlere diyalog çağrısı” başlığı ve LGBTİ+ aktivistlerin imzasıyla yayınlanan metnin tamamı şöyle:

“26. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nı geride bıraktıktan sonra, hareketi güçlendirmesi gereken Onur Haftası etkinliklerindeki özensizlikler başta olmak üzere hafta boyunca ve öncesinde yaşananlar bir diyalog ortamı kurmak ve bir arada düşünmek için bizi bu metni yazmaya yönlendirdi. Tek başına da zaten önemli olan bu meselelerin bir araya geldiğinde daha temel bir soruna işaret ettiğini düşünüyor ve bu metni Onur Haftası Komitesi örgütlenme biçimi üzerine bir daha düşünmek üzere komitede yer alan almayan herkesi bir diyalog ortamı inşa etmek için bir adım atmaya davet etmek üzere yayınlıyoruz.

“Onur Haftası’nın, yürüyüşe ve görünürlüğe verdiği kadar diğer etkinliklere de (panel-söyleşi-forum-atölye) aynı değeri göstermesi gerektirdiğini düşünüyoruz. Onur Haftası’nda aktivistlerin yanı sıra alandan daha uzak insanların da etkinliklere katılım gösterdiğini biliyoruz. Bu etkinliklerin katılımcılarına – aktivist olsun ya da olmasın - hitap edebilmesi adına, harekete dair düşünsel tartışmaların üretilebildiğini düşünmüyoruz. Oysa Onur Haftası etkinliklerinin, hem hareketin deneyim aktarımlarının yaşandığı hem de bireysel deneyimleri aşmaya çalışan bir kolektif aklın oluştuğu alanlar olmasını arzu ediyoruz. Yani etkinlikler, hareketin ne olduğu üzerine yapılacak tartışmalarla, daha büyük bir kitleyi yaratabilme umudunu taşıyabilir.

“Bu sene Onur Haftası süresince neler yaşadık?

“Programın Onur Haftası’na sadece altı gün kala açıklanması, son anda iptal edilen ve gecikmelerle başlayan etkinliklere dair herhangi bir açıklama çabasının olmaması; etkinliklerin genel içeriğinin yaratıcı süreçlere ve ihtiyaca yönelik değil kalıplaşmış temalara göre hazırlanması organizasyon sürecinin özenli bir şekilde kurgulanmadığının göstergesiydi. Ağır politik şartlar altında düzenlenen Onur Haftası’nda herhangi bir etkinliğin gecikmeli başlaması ya da aksamasını tek başına bir sorun olarak görmüyoruz. Ne var ki açık çağrı ile etkinlik talebinde bulunulmasına rağmen, içeriği temellendirilmemiş etkinlikler bütününün konuşmaya alan açmadığı gibi, özensizliği ve bunun tüm etkinliklere yansıyan bir alışkanlığa dönüşmesinin hareket açısından düşünülmesi gereken bir konu olduğuna inanıyoruz. Etkinliklerin içeriklerine dair ayrıntılı bilgiye ulaşılamaması, katılıma dair teşvik edici bir hava yaratmadığı gibi Onur Haftası etkinliklerinin bir gündem belirleme yetisinden uzaklaşmasına, dolayısıyla yeni tartışma ve uzlaşmalar kurma eksikliğine sebep olduğunu görüyoruz.

“Hareketin, Onur Haftası Komitesi dışında kalan kesimle arasındaki güven bağının fazla cömertçe harcandığını düşünüyoruz -tıpkı LGBTİ+ ve queer politikaların suistimal edilerek her türlü iddiayı meşrulaştırmak için bir araç olarak kullanılması gibi. Queer politikaların sunduğu kaygan ve kimliksiz zeminin, topyekûn bir zeminsizliğe yol açmasını sorunlu buluyoruz. 

“Onur Haftası’nın son yıllarda tutunduğu tepkisel davranış kalıbından dolayı, birçok aktivistin Komite’ye katılmaktan imtina etmesi ise birlikte yeni alanlar açmanın önünde bir duvar gibi durmaktadır. Geçtiğimiz yıl düzenlenen Queer Olympix etkinliklerine Komite’nin “Onur Mafyası” yazılı tişörtler ile katılarak “mafya” gibi bir kelimeyi kendisine “içini boşaltma” ve “sahiplenme” iddiasıyla ad olarak seçmesi karşısında yaşadığımız büyük şaşkınlık ve kaygının temelinde ise bu tavrın bütün diyalog ihtimallerini ortadan kaldırması yatıyor. Ezilenler olarak, kendi ezenimizi rol model aldığımız bir kültürün oluşmaması, bu kültürü benimseyen bir topluluğa dönüşmememiz gerektiğine inanıyoruz. “Ezenin parmak sallayan dilinin bir benzerini yaratıyor muyuz?” gibi sorular aklımıza takılıyor. Güç odaklarıyla kendisi arasında “ironi” ile bir analoji kuran Komite, gerek Pre-Pride partisindeki şiddete dair açıklaması gerekse iki kişinin Komite’den ayrılmasına dair yaptığı baştan savma yorumlarla mafya yakıştırmasının sanılanın aksine içi boşalabilen bir kelime olmadığını göstermiştir.

“Onur Haftası’nın deneyim aktarımıyla, sürekli devinen bir ekip olması gerektiğine inanıyoruz. Onur Haftası’nın doğrudan LGBTİ+ların gündemine dair politika ve gündem yaratmasını bekliyoruz. Oysa son yıllarda Onur Haftası’nın politika üreticisi ve yürütücüsü olmaktan ziyade, aktardığı şeyin çoğunlukla madilik kültürü olduğunu görüyoruz. Bu madilik kültürü, hareketin tüm tartışmalarına rağmen bir arada kalmasını sağlayan güven ortamını zedeliyor. Çoğulculuğun, bir egolar çarpışmasına dönüşmemesini istiyoruz. Her geçen gün daha da yükselen ifşa kültürünün tek eleştiri yöntemi olarak benimsenmesinin yıpratıcı olduğunu, bu koşullar altında Komite’nin dışarıdan katılıma bir alan sağlayamadığını düşünüyoruz. Bu kadar kesin sınırlar çizen, davetkâr olmaktan uzak yapısıyla bu sene seçilen temayı manidar buluyoruz.

“Nurdan Gürbilek’in de Mağdurun Dili’nde bahsettiği “Her şeyi anında parodileştiren, akıl yürüterek yenemediğini şakanın gücüyle değersizleştiren, inançsızlığını başkalarını eleştirmeye değil, küçük düşürmeye adamış̧ sinik alaycılık”ın bu harekete zarar verdiğini düşünüyoruz.

“Biz bu alıntının bahsettiği ironi dili yerine, değerini kolektif üretimle oluşturacak bir iletişim alanının açılmasını istiyoruz. Eleştirinin ironinin tekelinde olması durumunun aşılmasını ve dahil olmaya teşvik eden yeni eleştiri kanallarının açılmasını diliyoruz. Hazırladığımız bu metnin, tek amacının bir diyalog ihtimali yaratma hayali olduğunun altını çizerek, bir süredir ayrı düşen fikirlerin karşılaşması ve kolektif bir akla dönüşmesi umuduyla.”