Gökkuşağı Forumu

HIV ile yaşayan kişiler, haklarına erişebilmeli!

Cuma, 6 Temmuz 2018

Toplumdaki bilgi kirliliği ya da yanlış kaynaklardan edinilmiş yanlış bilgi oldukça fazla. Bunlardan biri de HIV ile AIDS'in aynı statüye konulması. HIV doğrudan bağışıklık sistemine zarar verir. AIDS, HIV'in tedavi ile baskılanmadığı durumda bağışıklık sistemini zayıflatmasından sonra ortaya çıkan sendromlar bütününe verilen isimdir. HIV vücuda girdikten sonra kişinin bağışıklık sisteminin durumuna göre uzun yıllar herhangi bir belirti göstermeden varlığını sürdürür. Erken dönemde ilaç tedavisine başlayan HIV pozitifler hiçbir zaman AIDS evresine gelmeden sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürürler. Geç HIV tanısı alan ve AIDS evresinde olan kişiler dahil, ilaç tedavisiyle sağlıklarına geri kavuşabilmektedirler.

Fobi, bir şeye karşı duyulan korkunun bireyin gündelik yaşamına olumsuz yönde etkilemesi halidir. Dolayısıyla HIVfobi diye bir kavramın olması bile özünde yanlıştır. HIVfobi'yi sistematik bir şekilde yaratan; kullanılan bu yanlış ve ayrımcı dildir. Kullanılan dil, yaratılan algı, sosyal yaşamdaki ayrımcılıklar, dışlanma, iş hayatındaki ötekileştirme, medyanın HIV ve AIDS bilinçsizliği, HIV ile yaşayan kişileri öcü gibi lanse etmeleri ve daha nice örnekler HIVfobi'yi ortaya çıkarıyor. HIV ile yaşayan bireylere uygulanan bu bilinçli veya bilinçsizce yapılan ayrımcılık ne insanidir ne de ahlakidir.

Bu fobinin yayılmasında medyanın rolü çok büyük. Zaman zaman hepimiz televizyonlarda ya da yazılı medyanın “AIDS bulaştırdı” minvalinde haberler yapıp, HIV ve AIDS ile yaşayan bireylere karşı fobi ve nefreti körükleyici haberler yaptığına şahit oluyoruz. Tüm bu uygulanan ayrımcılığın karşılığı HIV veya AIDS ile enfekte bireylerin sosyal yaşamdan dışlanması anlamına geliyor. Örnek verecek olursak, bir gazetede Nisan 2010 tarihli ''BU KIZLARA İYİ BAKIN'' başlığı ile yapılan haber İstanbul'da gerçekleştirilen bir fuhuş operasyonunu konu edinir. Haberde ön plana çıkan anlam söz konusu kadınların HIV taşıyıcısı olmalarıdır. Bu direkt olarak özel hayatın gizliliğinin ihlalidir. Haberdeki amaç diğer kişileri uyarmak (!) iken, ötekileştirmeye neden oluyor. Ve haberde HIV ve AIDS ile yaşayan bireylere karşı nefret söyleminde bulunulmuştur. Yine başka bir gazetede Nisan 2010 tarihinde ''AIDS'Lİ HAYAT KADINI'' başlıklı bir haber yayınlandı. Haber yine bir fuhuş operasyonunu konu ediniyor. Haberde söz konusu “yabancı kadının AIDS olduğunu bilerek fuhuş yapması”. Burada da ''AIDS'LI HAYAT KADINI'' ifadesi nefret söylemidir. Bu konuda gerekli organların toplumu HIV ve AIDS konusunda bilinçlendirmesi gerekir. Zira hali hazırdaki fobi korkunç raddeye ulaştı. HIV ile yaşayan kişilerin de her vatandaş gibi, bu ülkenin her bireyi gibi haklarından yararlanma hakkı vardır.

HIV ile yaşayan bireylerin toplumda görünür olabilmeleri ve yaşama adapte olabilmeleri için gerekli destek verilmelidir. Bu konuda bazı doktorların ve bazı psikologların ayrımcılığına şahit olabiliyoruz. Bu ayrımcılığın bu raddeye gelmiş olması bile içinde bulunduğumuz haksızlığın, mağduriyetin ve ötekileştirmenin fotoğrafıdır.

HIV/AIDS eşcinsel hastalığı mıdır?

Tim Edwards (Sosyolog-Doktor): ''AIDS batı ülkelerinde ilk göründüğü zaman önce önemsenmedi, ardından uzunca bir süre sadece 'eşcinsellerin hastalığı' olarak damgalanıp bir kenara itildi. Ne zamanki bu hastalığın eşcinsellere özgü olmayan heteroseksüel, kadın, erkek, çocuk herkesi kapsadığı görülünce bir panik aldı herkesi.''

HIV/AIDS bir eşcinsel hastalığı değildir. Bu yanlış bilginin ana sebebi ABD'nin California eyaletinin Los Angeles kentindeki ilk AIDS tanısı konulan kişilerin eşcinsel olmalarıdır. Daha sonra AIDS ve HIV, heteroseksüellerde de ortaya çıkınca bunun eşcinsel hastalığı olmadığı anlaşılmıştır.

Yanı sıra HIV ve AIDS fobisi nefret cinayetlerine sebebiyet verebiliyor. Birkaç örnek vermek gerekirse Suriyeli eşcinsel mülteci Muhammed Wisam Sankari, 24 Temmuz 2016 tarihinde İstanbul'da nefret cinayetine kurban gitti. Sanığın savunması ise, “AIDS olduğunu söyledi!” şeklinde oldu. Diğer yandan sanıktan alınan kan örneğinde HIV testinin negatif olduğu tespit edildi.

Bir diğer örnek; Rusya'dan. 28 yaşındaki model Yulya Loşagina eşi Dimitri Loşagina tarafından katledildi. Dimitri Loşagina savunmasında; “eşinin AIDS olduğunu öğrendiğini” ve eşini bu yüzden öldürdüğünü söyledi. Bunlar ve buna benzer onlarca HIV/AIDS nefret cinayeti haberi mevcuttur. Bu cinayetlerin gerisinde yatan sebepler korku, bilinçsizlik, bilgisizlik ve insanların yarattığı HIV ve AIDS üzerindeki yanlış algılardır.

Nefret cinayetlerinin yanı sıra HIV ve AIDS ile yaşayan bireylerin yaşadığı ayrımcılık her alanda kendini göstermektedir. Özellikle sağlık personellerinin HIV/AIDS bireylere bakmakta çekincelerinin olması, virüsün bulaşma yollarına ilişkin doğru ve yeterli bilgilenmenin sağlanmaması, kendilerini korumaya yönelik birtakım önlemlerin alınmaması gibi konular nedeniyle HIV/AIDS ile enfekte yaşayan bireylerin ayrımcılığa maruz kaldığı görülüyor. HIV/AIDS tanısı alan kişiler; işten çıkarılma, sigorta şirketlerinin sigortalarını karşılamaması gibi mağduriyetler yaşıyor. Sağlık çalışanlarının bu konudaki sorumluluğu oldukça büyük önem taşıyor. Duyarlılığı arttırmaya, toplumun bilinçlenmesine, sağlığı korumanın ne kadar önemli olduğuna yönelik eğitimlerin, programların yapılması ve bunun da medyada sıklıkla yer alması son derece önem teşkil ediyor.

HIV/AIDS ile yaşayan kişilerin hakları için farkındalık ve savunuculuk projesi kapsamında Türkiye'de ilk kez Pozitif Yaşam Derneği tarafından 2010 yılı içerisinde tamamlanan Stigma (Damgalama) Index Araştırması sonuçları şu şekilde:

Araştırma sonuçlarına göre; HIV/AIDS nedeniyle iş, sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar arasında öncelikle ''Gelir kaynağını kaybetme'' sonrasında ise ''sağlık kurumu tarafından reddedilme'' gelmektedir. Stigma Index Türkiye anketinin sonuçlarından bazıları sağlık alanındaki bazı hizmetlere erişim ile ilgilidir. Örneğin, katılımcıların %52'si bilgileri dışında teste tabii tutulmuşlardır. Test yaptırma süreçlerinde toplam 100 kişi içerisinde 77 kişi hiç danışmanlık almamıştır. Ayrıca Türkiye'de yapılan Stigma Index anketi uygulandığı diğer ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye'nin gönüllü, test danışmanlık olanakları ve etkin bir tedavi süreci bakımından alt sıralarda olduğunu göstermektedir. Test kapsamında ''HIV Konusunda Sağlık Alanında Doktorlara Yönelik Araştırması'' 30 enfeksiyon hastalıkları uzmanı ile yapılmıştır. Doktorlar da pozitif bireylerle aynı sorunları dile getirmektedirler. Uzmanlara göre de Türkiye'de HIV/AIDS ile ilgili toplumsal ön yargılar ve yetersiz koşullar HIV ile yaşayan kişilerin erken teşhis edilmemesine ve etkin tedavi olanaklarından yararlanamamasına sebep oluyor. Ayrıca HIV tedavisi ile ilgili testlerin zamanında yapılmamasına yol açan yapısal yetersizlikler de, tedaviyi aksatan faktörler arasında. Araştırmaya katılan uzman doktorların çoğu, sosyal güvencesi olmayan hastalarının tedaviye zamanında başlayamadıklarını ya da başlanan tedavinin yarıda bırakıldığını belirtiyorlar. Araştırmalara göre HIV/AIDS ile ilgili toplumsal ön yargılardan kaynaklanan damgalama ve ayrımcılık HIV ile yaşayan kişilerin hem sağlık hizmetlerine ulaşımlarının hem de iş ve sosyal hayatlarını etkin bir biçimde sürdürmelerinin önünde engel oluşturuyor. Türkiye'de yaşayan HIV/AIDS bireylerin toplumsal yaşama adapte olması ve sosyal yaşamda ayrımcılığa uğramaması için HIV/AIDS bireylerin haklarının yasal düzenlemeler ile güvence altına alınması gerekir.

Sağlık Hizmetlerinde Yaşanan İhlaller:

-Kişinin bilgisi ve rızası olmadan test yaptırmak, karantina, gizlilik ilkesinin ihlali, bireylerin isimlerinin kendi rızaları olmadan aile veya medya gibi üçüncü kişi ve kurumlarla paylaşmak.

*Çalışma Hakkının İhlali: HIV+ olması sebebi ile kişileri işten çıkarma.

*Eğitim Hakkının İhlali: HIV/AIDS statüsündeki öğrencilerin yok sayılması

*Sosyal Çevre İhlali: Reddedilme, aile ve arkadaşlar tarafından kötü muamele görme

Çıkan rapor sonucunda HIV/AIDS ile yaşayanların en fazla ihlale uğradıkları alan sağlık kuruluşlarıdır. Sağlık kuruluşlarını, sosyal çevre ve aile içinde dışlanan ve hak ihlallerine uğrayan HIV/AIDS ile yaşayan kişiler izlemektedir. Bilgilerin gizliliği, mahremiyet haklarının korunmaması ve kişiyi deşifre eden, yanlış mesajlar içeren haberler yoluyla medyanın ihlaline uğramak, kamu kurumlarında çalışan ya da hizmet alan ve buralarda hak ihlallerine maruz kalmak da diğer ihlal çeşitleridir. HIV/AIDS ile yaşayanlar tanı konulmasından itibaren çalıştıkları iş yerinde yüksek tehdit ve taciz altında ve hatta işten çıkarıldıkları gözlenmiştir. Bu raporda, çalışma hakkından da söz edilmiştir. "Anayasada herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir." Buna göre HIVstatüsü nedeniyle hiç kimse işten çıkarılamaz veya işe alımda HIV testi önkoşul olarak istenemez. Ancak mevcut uygulamalarda HIV ile yaşayan kişiler, işyerlerinde HIV statüsü öğrenildiğinde başka sebepler gösterilerek işten çıkarılmaktadır, ya da HIV+ bireyleri işe almamak gibi uygulamalarla karşılaşılmaktadır. Çalışma ve Sözleşme hürriyeti Anayasa Madde 48, HHY Madde 5-A, TCK Madde 117 ile korunur.

Raporda tedavi hakkından da söz ediliyor. "Her hastanın ırk, dil, din ayrımı gözetmeksizin eşit olarak, sağlık hizmetlerinden yararlanma, sağlık kuruluşunu, hekimini ve diğer sağlık personelini seçebilme ve değiştirebilme, kendisiyle ilgili tıbbi kararlara ve tedavi planına katılma veya tedavi planını reddetme ve tıbbi bakıma her an ulaşabilme hakkı vardır".

Hasta ameliyat öncesi HIV testini reddetme hakkına sahipken hekim bu hastayı tedavi hakkından kaçınma hakkına sahip değildir. Tedaviyi reddetme durumunda hekim, kamuda çalışıyorsa görevi kötüye kullanma suçu; özelde çalışıyorsa da ayrımcılık suçu işlemiş olur. Ayrıca tedaviden mahrum kalan hasta maddi ve manevi zararın tazmini yoluna da gidebilir. HIV statüsüne dayanılarak sağlık hizmetinin reddedilmesi yasaktır. Sağlık hizmetlerine, adalete uygun erişim hakkı İHBS Madde 2, HHY Madde 5 ile güvence altına alınmıştır. Örnek hak ihlali vakası olarak, HIV ile yaşayan transeksüelin kişinin evi, izinsiz fuhuş gerekçesi ile polis tarafından mühürlenmiştir. Olay sırasında ilaçlarını sürekli kullanması gerektiğini ve ilaçlarını almak istediğini söyleyen kişiye eve tekrar giriş izni verilmemiştir. Kişi cezaevinde düzenli olarak ilaçlarını alamamıştır ve tedavi hakkı ihlal edilmiştir.

Raporda sağlık durumu ile ilgili bilgi alma hakkından da bahsedilmiştir. Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydalarını ve sakıncalarını, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları, hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü ve yazılı olarak bilgi isteme hakkına sahiptir. Sağlık durumu ile ilgili bilgi alma hakkı, HHY Madde 15 ve HHY Madde 7 ile güvence altına alınmıştır. Buna rağmen hak ihlalleri yaşanmaya devam etmiştir. Örnek olarak hasta, doktor tarafından verilen bilgide, ''çocuğunu öpme, evde bulaşık makinesi kullan, çatal bıçakla bulaşır'' dendiğini söylemiştir. HIV+ kişi ilaç yan etkileri hakkında bilgi almak istediğinde hekim tarafından bilgi verilmemiştir.

Raporda bahsedilen bir diğer konu; Sosyal Güvenlik Hakkı. Sosyal Güvenlik Hakkı, Anayasa Madde 60 ile kanunen güvence altına alınmasına rağmen hak ihlalleri ve ayrımcılık yaşanmıştır. Örnekleyecek olursak, danışan ''HIV tedavisi sonlanana kadar, HIV pozitif çocuğunun masrafları BAĞ-KUR tarafından karşılanacaktır'' gibi bir beyan almışsa da BAĞ-KUR bu beyandan sonra HIV ile yaşayan çocuğunun reşit olmamasından dolayı BAĞ-KUR'un devam edemeyeceğini bildirmiştir. Bu ve buna benzer hak ihlali ve ayrımcılık örnekleri mevcuttur.

Raporda Özgürlük ve Güvenlik Hakkı'ndan da bahsediliyor. Kişinin temel haklarından biri de keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmamak ve özgürlüğünden mahrum olunan durumlarda gerekli güvenlik tedbirlerinin sağlanmasıdır. Özgürlük ve Güvenlik Hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesi ve Anayasamızın 19. maddesi ile düzenlenmiştir. Bu konudaki hak ihlaline bir örnek verilecek olunursa, Tüberküloz tedavisi için gittiği özel hastanede danışan HIV tanısı almıştır. Görevli hemşire tanıyı söyledikten sonra hastayı farklı bir odaya almıştır. Kişiye İl Sağlık Müdürlüğü'nden sonuç kağıdı gelmeden hiç bir yere gidemeyeceği, giderse Jandarma zoruyla getirileceği söylenmiştir.

Pozitif Yaşam Derneği rapor sonunda Değerlendirme ve Sonuç başlığı altında şu bilgileri paylaşıyor:

''Pozitif Yaşam Derneği'nin 1985-2006 yıllarını kapsayan ilk hak ihlalleri raporunda yer alan ihlaller ile 2007-2008 dönemindeki vakaların ihlal içerikleri farklılık gösterse de, bu ikinci raporda HIV pozitiflere yönelik ihlallerin devam ettiği tespit edilmiştir. Bireysel ve toplumsal ön yargıların değişime uğramadan varlığını sürdürdüğü HIV ile yaşayanların kötü muameleye maruz bırakıldıkları, anayasal ve yasal pek çok haklarının ihlal edildiği örnek vakalarda görülmektedir. Her ne kadar Pozitif Yaşam Derneği'nin basın çalışmaları ve HIV pozitiflerin yaşadıkları mağduriyetler ve HIV/AIDS doğru bir şekilde gündeme gelse de medyanın HIV/AIDS ile ilgili ön yargıları körükleyen haberler geçmiş yıllardaki varlığını bu yıl da sürdürmüştür. Basına yansıyan haberlerde HIV pozitifler isim ve resimleri verilere kamuoyuna deşifre edilmiş ve kişisel bilgilerin gizliliği ihlalleri manşetlerde yerini almıştır. Etik dışı habercilik anlayışı ile medya, HIV pozitiflerin her alanda dışlanma ve ayrımcılık yaşamasının temel unsuru olarak varlığını devam ettirmektedir. HIV ile yaşayan kişilerin gerek haklarını yeteri kadar bilmemeleri gerekse deşifre olma korkusu sebebiyle yaşadıkları ihlallerde tepkisiz kaldıkları gözlemlenmiştir.''

Bu raporlar, HIV/AIDS alanında yaşanan tüm hak ihlallerini ve ayrımcılığı gözler önüne seriyor. HIV/AIDS alanında çalışan Pozitif Yaşam Derneği'ne/çalışanlarına bu kıymetli çalışmaları için teşekkür ediyorum.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.