Yaşam

Yaş, güvencesizlik ve korku

Cuma, 13 Temmuz 2018

Doğumdan ölüme, hayatın herhangi bir evresiyle ilgili güvencesizlik herkesi korkutabilir. Korkuya sebep veren bu güvencesizlikle ilgili ivedilikle çalışmaya başlamamız gerek.

Yaşlılık çalışmaları Türkiye’de yok denecek kadar az. Bununla birlikte, gerek medyada gerekse anaakım televizyon kanallarında yaşlılık ve yaşlılarla ilgili, “yardıma muhtaç” ve “aklı yerinde olmayan” gibi çoğunlukla da “yeni doğmuş bebek” benzetmesiyle farklı bir tutum görüyoruz. Bu da anaakım medyayla tanışmamızdan itibaren aklımıza yerleşen bir “yaşlı” profilini beraberinde getiriyor.

Bu profile baktığımızda yaşlılığın artık “ciddiye alınmayacak bir evre” gibi yansıtılıyor olması, bazı korkulara sebep verebiliyor. Mikrofonu yazarlarımıza ve aktivistlere uzattığımızda şöyle çekinceler duyduk:

Yazarlarımızdan Melika Vivian, küçük yaşlardan itibaren “yaşlılığın” ona kötü gösterildiğini söylüyor:

“Yaşlılık küçüklüğümden beri bana korkutucu gelmişti. Sanki hep yaşlanınca hayatı istediğim şekilde yaşayamayacakmışım, bir yerlere bağlı kalacakmışım gibi hissederdim. Yaşlanmak da istemezdim bu nedenle. Ama vegan olduktan sonra bu düşüncelerim değişti. Birçok yaşlı vegan hikayesi gördüm dinç olan ve bu bana umut verdi. Fark ettim ki biz hayattan vazgeçmedikçe o da bizden vazgeçmiyor bu neden yaşlılığın getirdiği zorluklara rağmen hayat doyasıya yaşanabilir.”

“Queer yaşlı olmak nasıl bir şeydir bilemiyorum. Yaşlılığın getirdiği zorluklar ve queer olmanın getirdiği toplumsal zorluklar eklenince hayat zorlaşır gibime geliyor. Ama hayatta her şeye başa çıkabileceğimizi düşündüğüm için bu zorluklardan korkmamak gerektiğine inanıyorum.”

“İlave olarak yaşlı queer bireyler için neredeyse hiç faaliyetler yapılmıyor ve görünürlük çok az. Geçen bir etkinlikte kendini o şehirin “en yaşlı ibnesi” olarak beyan eden bir insanı gördüm ve bu beni çok mutlu etti. Yaşlılar için daha çok alan yaratılmalı ve gerektiğinde yanlarında olunmalı.”

Ezgi Kayış, yaşlıların maruz kaldığı ayrımcılık ve tahakkümlerin kesişiminin sosyal izolasyonu dayanılmaz hâle getireceğini belirtiyor:

“Yaşlılar genelde çoğu toplumda saygıyla ve kibarca yaklaştığımız, ‘baş köşeye’ oturttuğumuz insanlar gibi gözükse de hayatının belki 40-50 yılını çalıştırılarak geçirmiş, deyim yerindeyse posası çıkmış insanları al sana hediyen (emeklilik !) diyip kamusal hayattan yani gözden uzaklara gönderen ‘artık üretemez, verimli makbul vatandaş değil’ deyip tepeden bakan da yine toplumun kendisidir.”

“Yaşlılar, “ilerlemeye” yük gibi görülüp, toplumun dışına itiliyor, isteseler de istemeseler de bakım evlerine sürülüyorlar. Durum böyleyken özellikle LGBTİA+ yaşlılara bakım sunan sağlık görevlilerinin daha da duyarlı ve açık fikirli olması gerekiyor çünkü yaşlılar artık hem yaşlılığın getirdiği hem de LGBTİA+ olmanın getirdiği ayrımcılıkla karşı karşıya gelebilirler.”

“Irkları, etnisite ve engellilikleri nedeniyle de ayrımcılığa uğradıklarını düşünün, bütün bu tahakküm kesişimleriyle sosyal izolasyon dayanılmaz hâle gelebilir. Bu sebeplerle, toplum olarak LGBTİA+ yaşlıların maruz kaldığı, kendisine has zorlukların bilincinde olmalı ve buna göre hareket etmeliyiz.”

Barış Azar ise aynı sebepten, yaşın farklı dönemlerde benzer dışlanmalar yaşattığını ifade ediyor:

“Yaşlılık ne yazık ki üzerine çok az çalışılan bir alan. Konu LGBTİ+ yaşlılar olunca bu çalışmalar daha da azalıyor. Yaşlılara hizmet veren kurumların LGBTİ+ yaşlılar hakkında bilgisi yok. Gençlerde gördüğümüz yaşından dolayı dışlanma, yetersiz görülme durumu yaşlılarda da var. Zaten yaşlı olduğu için dışlanan insanlar bir de LGBTİ+ oldukları için dışlanıyorlar.”

Görünen o ki, yaşlılıkla birlikte LGBTİ+ kimliklere sahip olmak; ekstra bir çekinceyi de beraberinde getiriyor. LGBTİ+ hareketi özelinde; hareketin kendisinin “genç” bir hareket olduğu iddiası, yaşı ilerlemiş aktivistlerle etkinliklerde sıkça karşılaşılmaması tabii ki bir etken.

Ezgi’nin de ifade ettiği gibi, kimlikler kesişimsel bir ayrımcılığı beraberinde getirebiliyor. Örneğin, bakımevinde kalan yaşlı bir eşcinselin kimliğinin ifşası, bakımevi yönetiminin alacağı tavra göre görevli personeli ve birlikte kaldığı diğer yaşlıları etkileyebilir bir durum. Kötü muamelenin “bulaşıcı” oluşu ve köklü bir yerden gelişi daha da kalıcı bir kesişimsel ayrımcılığa sebep oluyor.

Türkiye’de LGBTİ+ yaşlılık üzerine çalışmaların artması ve mevcut problemlere çözüm ağlarının geliştirilmesi tam da bu noktada çok kıymetli. Doğumdan ölüme, hayatın herhangi bir evresiyle ilgili güvencesizlik herkesi korkutabilir. Korkuya sebep veren bu güvencesizlikle ilgili ivedilikle çalışmaya başlamamız gerek.

*Bu söyleşi Kaos GL Dergi’nin “Yaşlılık” dosya konulu 160. sayısında yayınlandı.

Kaos GL Dergi'yi online okuyabilirsiniz

Dergiye; online aboneler dergi websitesinden ulaşabilir. Basılı halini edinmek isteyenler ise kitapçılardan yeni sayıyı satın alabilirler. Dergiyi internetten satın almak için ise Notabene yayınları ile iletişime geçebilirsiniz.