Cidden ”Olmaz Öyle Saçma Şey” | Kaos GL Haber Portalı

Gökkuşağı Forumu

Cidden ”Olmaz Öyle Saçma Şey”

Cuma, 27 Temmuz 2018

Gelinen nokta Canıkligil'in korunmaya çalışılan “masumiyeti”, IFA’daki video editörlerinin iflah olmaz transfobik “esprisi” oldu. Peki Canıkligil bu videoyu hiç izlemedi mi?

İlker Canıkligil isminde sinemayla ilgilenen ve bunun üzerine İstanbul Film Akademisi (IFA) çatısı altında videolar çeken bir zat var. Youtube üzerinden yayınladığı programının ismi: Olmaz Öyle Saçma Şey. Kendisinin videolarını Youtube üzerinde daha önce gördüm, gözüm ısırıyordu yani ama bir kere bile açıp izlemedim. Sonra Twitter'da sevgili Tarık’ın konuyla ilgili tweet'ini, ardından atılan tweetleri gördüm. Nisan ayında yayınlanmış bir programı (Nuri'yi Sevmek!) eleştiriyorlardı. Ve İlker Canıkligil eleştirileri reddediyordu.

Geç oldu, güç oldu. Ben programı Perşembe günü izledim. Sabırla eleştirilen kısmı duymak istedim, o yüzden videonun tamamını izlemek zorunda kaldım. Çünkü “olay” kısım, tam da programın sonuna denk geliyor. Fantazyalardan açılıyor konu, kendisi bu eser ve yapımların “escapism” (gerçeklerden kaçmak) idolünü meşrulaştırdığını söylüyor ve bu yüzden eleştiriyor -buna karşı da bir makale yazılabilir gayet bence de neyse, konumuz bu değil-, buradan doğru da programda diyalog halinde olduğu ama göremeyip sadece seslerini duyduğumuz diğer iki insan (Nazım Yılmaz & Veysi Sala) konuyu kendisine yöneltilen bir soru paralelinde Matrix'e getiriyorlar. Tarkovsky'nin sinemasını kendisinin fanatikliğinden, Tarkovsky’e benzetilen Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinin ülke sineması halini almasını eleştiren Canıkligil, Matrix üçlemesinin yönetmenleri Wachowski kardeşlerin Matrix’in ilk filminden sonra gerçekleştirdiği hiçbir yapımı beğenmediğini belirtiyor. Neden diye sorulduğunda da verdiği yanıt şu:

Matrix kadar büyük bir başarı kazanınca delirmemeleri çok zordu ve sonra ikisi de çok garip noktalara gittiler” (Bu cümleleri kurarken gülmeye başlıyor Canıkligil, soruları yöneltenlerden biri “Aynen” derken diğeri de gülüyor ve tam o sırada ekranda ne tesadüftür ki (!) “fon olarak” Wachowski kardeşlerin trans uyum süreci öncesi ve sonrası fotoğrafları bulunmakta)

Yani Wachowski kardeşlerin Matrix 1’den sonraki yapımlarında  gösterdiği istikrarsızlığı, cinsiyet kimliklerine bağladığı sonucunu çıkarıyoruz. Bu hadsizliği yapan Canıkligil, hegemonik erkekliğin rahatlığını elinden asla bırakmak istemediği için kendisine yöneltilen eleştirileri kabul etmemeyi tercih ediyor, erbilmişlik taslıyor. Oysa kendisinin aynı programda söylediği şöyle şeyler var: “Ne söylüyorum ona bak, bir yerde yanlış varsa onu söyle, düzelt, bilgiye bilgi kat.” Yapılan tam da buyken eleştiren insanları “politik doğruculuk” yapmakla suçluyor (political correctness delisiymişiz hatta biz) ve “gerizekalı” olmakla itham ediyor üstelik. Asla geri adım atmıyor, düşünmeyi seçmiyor ve kendisine mention atarak hatasını izah etmek isteyen insanlara karşı gardını alıyor, kendilerini mecrada engelleyip iletişim kanalını kapatıyor. Tam da yine aynı programda kendisine yöneltilen “eleştirilere gelemiyor” yorumu üzerine neden böyle yaptığını açıkladığı gibi inkara soyunuyor ve defansa geçiyor. IFA'nın gelen tepkiler üzerine yayınladığı açıklama paralelinde düşününce de karşıdan görünen tablo tam da şu şekilde:

Matrix 1'den sonra öyle bir delirdiler ki; yandaki fotoğrafı da görüyorsunuz zaten, ne hale geldiler.  Trans yönetmenler, Türkçesi, Matrix 1'den sonra cinsiyet konusunda “garip”leşen yönetmenlerin hazin sonu. HAHAHAHA. 

Şu an aslında satire (!) yaptım mesela; onları “ne idüğü belirsizlik”leriyle aşağılayarak kendimle dalga geçtim, siz anlamadınız. Evet tabii ki kendimle, onlarla dalga geçtiğimi mi sandınız? Nasıl anlayamazsınız? Aaa tabii ya, siz “gerizekalı”sınız çünkü. Evet, zeka düzeyinizi ölçtüm, çünkü ben her şeyi bilirim. Öyle bir adamım.

Transfobik değilim tabii, siz gerizekalısınız. Ben doğruyum, siz politik doğrucusunuz; aramızda KOCAMAN bir fark var. O yüzden transfobik değilim, evet; tam da o yüzden.

Canıkligil'in transfobiden bihaber olduğunu düşünmek için tabii ki de bizim transfobinin ne olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bir farkındalık gerekiyor yani. Konunun öznesi ya da hak savunucusu olan ally'si, trans kapsayıcı olmayı politik bir mesele edinmiş insanlar olarak. Kendi adıma konuşayım, sinema sektörünün de ne kadar hegemonik erkek egemenliği altında olduğunu da bilen, trans görünmezliğinin, bu konuda stereotiplerin ve düşmanlığın üretildiğinin farkında olan biri olarak bu konuya gösterdiğim tepki, büyük bir şaşkınlık içermiyor bir yandan. Yaşadığım utanç tabii var ama bunun üretilebileceği ihtimalini biliyorum, tespit ediyorum, tepkimi de gösteriyorum. Bunu yaparken içinde bulunduğum duygu durumu ya da aklımdaki tahayyül, kişinin kıyafet gibi üzerinden birden transfobiyi çıkarıp atması değil. Ben her ettiğim kelamın, politik olarak uygulamaya soktuğum her hareketin transfobik olup olmadığını sorgulamaya çalışıyorum. Niye sorgulamayayım ki? Sorgulamak, bir sorumluluk. Hayır, “political correctness deliliği” değil, bir sorumluluk. Cisseksizmin meşru kabul edildiği yani herkesin atanmış cinsiyetinde beyan vermesi ve buna göre kendisini ifade etmesini tek meşru zemin olarak görme zihniyetinin bizi çepe çevre sardığı, sadece birbirini tamamlayan iki “karşı” cinsiyetin olduğu algısının hüküm sürdüğü, transfobinin ve transmizojinin “doğal” kabul edildiği bir toplumda yaşadığımızı düşünürsek, tabii ki de transfobi konusunda kendimizi tetikte tutmamız gerekiyor. Özne olalım, olmayalım. O yüzden “transfobik değilim/z” demek benim için geçerli bir bahane değil. Bu önerme benim için rasyonel de değil.

Bir yönetmenin sinemasını onun cinsiyet kimliğine göre yorumlamak cinsiyetçiliktir. Kişi(ler)nin yaptığı diğer filmlerin, ilkinin başarısını gösterememesini, onun/onların geçirdiği trans uyum sürecine bağlamak cisseksizm ve transfobidir. Buna karşı mücadele etmek de madalya kazanmak anlamına gelmiyor. Benim ya da diğer Twitter kullanıcılarının bu konu üzerine tepki göstermesinin bir karşılığı yok, karşılığında madalya vermeyi düşünmüyorum/z. Tek düşünülen hak, yaşam ve var olma mücadelesi, bunun kazanımıdır. O yüzden “politik doğruculuk deliliği” bir safsatadır. Yapılan yanlışı kabul etmemek de cis olmanın ayrıcalığının sefasını sürmektir, trans dışlayıcı olmanın bir sorun olduğunu görmemektir. Zaten bu meseleler zincir gibi bağlı birbirine. Sinema sektörüne dair trans kapsayıcılık/dışlayıcılık konusunu mesele etmemiş, bunun teori ve tartışma anlamında konuşulacak bir konu olduğunu asla düşünmemişsen transfobi tuzağına düşmen de çok mümkün. Programda çoğunlukla belirli “erkek” yönetmenler konuşuluyor bir yandan mesela baktığımızda. Wachowski kardeşlerin filmlerinin beğenilmemesini de gayet trans dışlayıcılığa, film analizlerininin cinsiyet çeşitliliği, cinsiyet rollerinin dağılımı markajından yapılmaması üzerinden transfobiye bağlayabileceğim bir makale yine yazabilirim pekala. Çünkü transfobi dediğimiz şey, bu meselede olduğu gibi bu kadar bariz olmayabilir çoğu zaman. Gayet örtük bir şekilde “normalleştirilebilir.” Ama burada konu çok bariz. Maalesef “trans olmadığımız için derdimiz olamaz” noktasına getirilmiş oldu, gelen tepkiler satire (satire dediğin şey, “mağdur” edilen kesime mi yapılır, pohpohlanan, iktidarı korunan kesime mi?) bahanesiyle geçiştirilmeye çalışıldı. Sanki “biz tepki gösterenler mizahtan anlamıyoruz” şeklinde anlaşılacak cümleler sarf edildi. O fotoğrafların kullanımının “mizah” olduğu konusunda ısrar edildi. Videonun o malum kısmı hâlâ sürdürüyor varlığını. Ve biz yine o kadar “duyarlı” insanlarız ki, kalbimiz hemen kırılabilir (!) düşüncesiyle “tüm kırılan kalplerden özür dileriz” dedi, IFA.

Hâl böyleyken içimizin rahatlaması mı bekleniyor? Canikligil, bununla da yetinilmediğini görünce videonun o “olay” kısmının uncut versiyonunu "sosyal medyada linç edildim, utanırlar umarım diye koyuyorum bu videoyu" diyerek yayınladı. Kesilmiş olan kısmında Canikligil şunu söylüyor: “...Delirmemeleri çok zordu. Sonra ikisi de çok garip noktalara gittiler, biliyorsunuz. Cinsel tercih açısından demiyorum, yani...

Tabii bu uncut versiyon, editli hâl olmadığı için o malum fotoğraflar da yok. Gelinen nokta Canıkligil'in korunmaya çalışılan “masumiyeti”, IFA’daki video editörlerinin iflah olmaz transfobik “esprisi” oldu. Peki Canıkligil bu videoyu hiç izlemedi mi? O kısmın videodan kesilmesi, (ki o kısım gerçekten bir “masumiyet”, fobik olmadığının bir göstergesi mi?) o fotoğrafların kullanılması Canıkligil'i hiç rahatsız etmedi mi? Hadi etmedi, gelen tepkilere karşı neden “transfobik değiliz/m”, “politik doğruculuk deliliği bir gerizekalılıktır” demeye devam etti? Neden özneler gözetilmedi de kurumlar, tüzel kişilikler korundu?

Şurada anlaşabilir miyiz? Bu video, birilerini hiç rahatsız etmedi ve belirli bir süreye kadar hiç tepki çekmedi. Ama sonra birisi fark etti ve başkalarına fark ettirdi. Tepkiye karşı ise defansa geçmek tercih edildi, daha en baştan açıklama yapılıp özür dilenebileceği ve gerekli aksiyonun alınabileceği yerde. Tabii Canıkligil'e arka çıkan pek çok twitter kullanıcısı vardı, “taraftar grubu”, bunun “desteğini” yok sayabilir miyiz? Hatta şu anda utanmadan tepki gösterenlerden özür bekliyorlar.

Ben bu yazıyı yazmaya başlayıp yarılamışken ortada ne IFA’nın gerçekten insanı yoran açıklaması ne de en son çözüm olarak mağdur edebiyatına yaslanmanın gururunu yaşamaktan kendini esirgememiş Canıkligil'in yayınladığı uncut versiyonlu video vardı. Bu yazıyı Canıkligil'e bir şeyler anlatmak için yazmadım, çünkü kendisi anlamamakta direniyor. Huyu bu, eleştiri yapılamıyor kendisine, kendisi bunu gayet kabul de ediyordu, aynı videoda, demiştim ya. Ben bu yazıyı, konuyu bilmeyen insanlara duyurmak ve IFA’ya karşı daha güçlü bir kamuoyu yaratmanın bir yolunu bulmak istediğimden yazdım. Ama son duruma bakınca bunun hiçbir anlamı kalmadığını düşünsem de yazıyı yayınlama konusunda aldığım teşvikle tamamlamayı seçtim. Çünkü çoğu zaman 280 karakter yetmiyor. Ve bundan sonra Canıkligil, IFA ve tüm Canıkligil taraftarlarına Jakuzi'nin KOCA BİR SAÇMALIK isimli şarkısını armağan etmek istiyorum, bence bunu hak ettiler.

**KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

İlgili haber

“Biz transfobik değiliz, siz öyle algılamışsınız”