Çok mu çok öfkeliyiz? | Kaos GL Haber Portalı

Gökkuşağı Forumu

Çok mu çok öfkeliyiz?

Perşembe, 9 Ağustos 2018

İlker Canıkligil’e,

Bu yazıya “sosyal hizmet uzmanı” olarak, toplumda eşcinsellere bitmek tükenmeyen ayrımcılık kodlarından birini seçtiğim, “Eşcinseller neden bu kadar öfkeli? Her şeye “politik duyar” kasarak kendinizi aslında ayrımcılığa maruz bıraktırıyorsunuz?” gibi klişe, bence stereotip bir eleştiri üzerine kafa yormak, biraz da “neden böyle?” ya da “gerçekten böyle mi?” gibi sorular ışığında cevap arayarak başlamak isterdim. Politik doğruculuğun İngilizcesini yazayım da cool olsun. “Political Correctness” yoksa yanlış mı oldu?

Bana yöneltilen cinsel yönelimimden bağımsız, son zamanlarda İlker Canıkligil ve İFA meselesi, kendi meslek örgütümde yaşadığım “bazen fazla duyar kasabiliyorsun?” (buraya biraz dudak bükme ve ağız ekşitme gelecek) gibi eleştiriler doğrultusunda düşünmek ve üzerine kafa patlatmak istedim.

Kişisel deneyimlerden ve biraz “uzmanlık” sosu katarak birkaç önerme çıkardım doğruluğu tartışılan.  Adım adım ilerleyelim, öyküleştirmek için, bir tane eşcinsel erkek belirleyelim, doğumdan, yetişkinliğe kadar Ortadoğu’dan hallice, hâlâ bir yasası olmayan ülkede ortalama karşılaşabileceği şeylere vereceği tepkileri ve psikolojik etmenleri inceleyelim. (lezbiyen ve biseksüel, trans arkadaşlar yerim dar olduğundan affetsinler beni). Kahramanımıza isim verelim, “Abdullah” olsun. 2000’lerin başı ve orta halli bir aile düzeni olsun.  Let’s start in.  - Cool oldum yine bak. -

1- Öfkenin, agresifliğin cinsel yönelimi, cinsiyet kimliği yoktur, kişiseldir ve engellenmiş arzu/istekten ortaya çıkabilir, Berci Kristin Çöp Masalları romanı (Latife Tekin) biraz da yoksulluğun öfkesinden bir başyapıt olmuştur. Abdullah’a iş düşmedi bu maddede.

2- Bir düşünün sizi en çok ne kızdırır? En son ne için bardak, cam fırlattınız, Caner bile “ne olur beni anla” diyerek o bardağı kafasında kırmamış mıydı? ANLAŞILAMAMAK. Abdullah, kreşte, bebekler ile oynadığını gören öğretmeni, “at onu elinden, annene ne derim” ben diyerek, onu anlamadı. Şaşkın gözlerle küçük yavrucağımız, elinde yabancıladığı oyuncak. Kaçımız “ne olur beni anla” diye sevdiğimiz insanlara saatlerce dil dökmedik.

3- Abdullahımız, arkadaşlarının babası ile iletişimin kuvvetli olduğunu, veli toplantılarına gelen, “aslan oğlumlu”, “aferinli”, “oo can yakacak benim oğlumlu”, “En büyük BJK di mi oğlumlu” cümlelerin kendisine kullanılmadığını yavaş yavaş fark eder. Bir şey yaptığında, - resme ilgi duyuyor ve bence harika yapıyor, - ya “hmm iyi” “dursana biraz, “ neden arkadaşlarınla oynamıyorsun, ama Gökçe ile değil, Bak Ali’nin oğlu ile takılsana”, babası o sıra, tv’de, baba hep tv’de. ONAYLANMIYOR Abdullah, sürekli yaptıkları tam olarak takdir edilmiyor ebeveynleri tarafından. Anne ve babası diğer arkadaşları gibi “benim oğlum harika” deyip övünemiyorlar, sessiz bir yas gibi geçiyor Abdullah’ın çocukluğu.

4- Devam ediyorum maddeler karıştı, (bak kızdık sanırım yine) Onaylanmak, bizi sakinleştirir çocukluğumuzda, gülümsetir, akran zorbalığı denen cehennemi biraz olsun hafifletir, ebeveyn cephesinde durum böyle iken, arkadaşlarının beden eğitimi dersinde “kiminki büyük, Elif’in memesi çıkmış” gibi heteroseksist, ergen arzusu, cinsiyetçi cümleler ile ergenliğe giriyor Abdullah, girene kadar, “yumuşak, top, Kız Abdullah” lakaplarını içselleştirmiş. Sessiz bir kahkaha gibi.

5- Abdullah’ı zor bela üniversiteye gönderelim, öyle değil, lisede burslu bir okul kazanmış, onaylanmamasına rağmen, ilçenin en iyi okulu. Herkes pür dikkat, veliler at yarışına yetiştiriyor, bizim Abdullah’tan vazgeçmişler Baba, “Küçüklükten beri tuhaf oldu zaten bizimki, öyle başarı beklenmez”, Ama bahar geliyor, her yer buram buram arzu kokuyor, aşk geliyor kapısını çalıyor Abdullah’ın. Onaylanmadığı ve anlaşılamadığı bir dünyada sinirli olacağını diğer etkeni ortaya çıkıyor: ANLATAMAMAK. Garibim, Oğuz’un “Betül’e aşık oldum” deyip dillere destan olan, herkesin onların aşkını konuştuğu gibi, kimselere anlatamıyor, konuşamıyor, yazıyor, bazen resimlere döküyor, Oğuz’a aşkını, Betül’ün matematiğini kıskanıyor, hırslanıyor, basmadığı halde matematik çalışıyor, anlatamadığı içi balon gibi şişiyor Abdullah’ın. İntihar ediyor.

6- Zor bela, yalan ile atlatıyor “geçici” intiharını Abdullah. Burslu okuduğu liseyi, Betül’ü geçmek için harcadığı matematik mesaisine bir de arada yemekhane işçisi “dokundurması” “yemeğin en güzelinden veririm dediğimi yaparsanlı” bir taciz hanesine yazılıyor. BAŞEDEMİYOR. Sabır taşı bile çatlar artık, üzüldünüz değil mi Abdullah’a, Abdullah bakıyor ki, susarak olmuyor, “kendi” gibi arkadaşlarını aramaya koyuluyor, kurtulmak istiyor, anlaşılamadığı, onaylanamadığı ve anlatamadığı dünyadan. Bulacak. Kaos’u arıyor, kapatıyor telefonu, Lambda İstanbul’un “Ne yalnızsınız ne yanlışsınız buyurun” telesekretini dinlemesi bile rahatlatıyor onu.

7- “Run Lola Run” filmi gibi bir çığlık basıyor Abdullah’ı. Üniversiteye çalışıyor, arzuyu, her şeyi susturup. Scarface Al Pacino’yu kıskandıracak bir hırs alıyor. Kazanıyor Büyükşehirde bir üniversiteyi…

8- Üniversite hayatına gelene kadar, bir film çekebileceğimiz hayatı olan Abdullah, Üniversitede, sol/sosyalist arkadaşları ile tanışıyor, ama büyükşehirde, özgür olacağını sanan Abdullah, “rimel” sürdükten sonra, dünyaya aşk ile bakan sabırsızlık zamanının çocuklarının da onu anlamadığını düşünüp, orta halden bir LGBTİ Derneği’nin kapısını çalıyor.

Sonrasında kendiniz biçin Abdullah’a bir hayat. Ama biçerken, ne kadar engellendiğini, susunca kendisinin üzerine ne kadar geleceğini saptamış kendini keşfetmiş bir genç düşünün. Çalışma hayatına geçecek, zorunlu açılacak, ifşa edilecek belki de, yaşlanınca huzurevine kabul edilemeyecek, hastaneye gittiğinde utanacak, (UTANMAK), otuzuna gelince partneri ile yaşamak isterken, yaşayamayacak…

Abdullah’ın elinde kaldığı tek bir şey var, sol/sosyalist dünya görüşlü güzel ama kendisini anlamayan arkadaşlarından öğrendiği: ÖFKE. Artık en ufak şeyde tahammülsüz davranması bence çok makul. Çok haklı. Ki sembolikleştirdiğimiz bir eşcinsel erkekti, trans kadın, trans erkeklerin, lezbiyenlerin, deneyimleri daha yakıcı belki de, daha çok BAĞIRMAK isteyebilecek deneyimlerdir kim bilir.  

Babamız bizi maça götürmediği için, heteroseksist dünyanın bizi maça götürüp, babamızdan göremediğimiz bir ilgiyi, anlaşılmayı talep etmek kadar bir insani talep yok. Öyle “ben transfobik değilim” “Sen de fazla duyar kasıyorsun,” “Sosyal Hizmet uzmanları homofobik değil ki daha ne istiyorsun?”lu eleştiriler ile değil de, LGBTİ’lerdeki bu “haklı” öfkede kendimize düşen payı almak, onu tumturaklı yerine getirmek ve dayanışmaktan öte başka bir köy yok.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.