Gökkuşağı Forumu

Onlar yanlış biliyor

Pazartesi, 27 Ağustos 2018

Arkadaş Zekai Özger'in Hüzün Mevsimi şiiri şöyle biter:

“-ana ben çok yalnızım. benim başka sevgim yok

içimde utanç çiçeği gibi büyüyor hü

 

kural tanımayan sevgim benim

aykırım fizikötem doğaüstüm yanlışlığım

aşkım sevgili yanılgım benim başyargıcım

nefretim nefretim nerdesin

 

kalbim

bir gün elbette sana hükmedeceğim

 

elbet geçer bu hüzün mevsimi..”

 

Tanımadığı milyarlarca insan varken, hayatının aşkını bulduğunu söyleyen birinin masallara inanmadığını iddia etme şansı var mıdır, ya da hakkı? Kendi çocuğunun sağlığını ve mutluluğunu ‘başkaları ne düşünür?’ diye görmezden gelen bir annenin, çocuk sevgisinden bahsetmeye yüzü olabilir mi, ya da hakkı? Kendi hatalarını itiraf edemeyen birinin, başkalarının hatalarını konuşacak durumu var mıdır, ya da hakkı? Akıl almaz yalanlar söylediğin birinin hayatında olmaya yerin var mıdır, ya da hakkın?

Kendi davranışlarınla kendi değerini zaten belirlemişken, bu yüzüne vurulduğunda "bana hiç acımadın" demek ne demekti? Oysa o seviyeye kişi ancak kendisi inebilir, kendisi hariç kimse onu oraya indiremezdi. Bencilliği yüzünden her şeyi kendine yontarak, verilen tavsiyeleri ve getirilen mantıklı eleştirileri bile anlayamayıp sadece savunmaya geçen bir insan ne kadar gelişebilirdi ki? Sırf kendi mutluluğun için bir insanı bilerek kullanmak, insanın ruhunu yaralamaz mı? Midesini bozmaz mı? Başını ağrıtmaz mı? Hele ki karşındaki bunları hiç hak etmiyorsa? Kim bu kadar gaddar olabilir? Bu gaddarlığın farkına nasıl varmaz? Hep sevgi ve anlayış alıp karşılığında bir şey vermemek, hatta insanların hayatında geri dönüşü olmayan hasarlara sebep olmak nasıl bir kötülüktür? Sen kendi sahte mutluluğuna giden yolları planlarken, başkalarının da duyguları olduğunu hesaplayamadın. Sadece kendi isteklerini düşünürken, aynı anda çok kişiye acı çektirebileceğini düşünemedin. Aslında çok da güzel empati yapabilen biri olduğun halde işine gelmediğinde insanları ne hale getirebileceğini hesaba katmayacak kadar bencildin. Gelecekte istediği hayatı elde etmek için kimi kırıp döktüğünle ilgilenmedin. Hep bahaneler hazırladı bilinçaltın. Hataların için hep söylenecek bir lafın vardı. Çünkü özenle hazırlanmıştı onlar beyninin bir köşesinde. Hep orda beklediler ta ki kendinin ve başkalarının canını yakınca, onları çıkarıp kendini savunman gerekinceye kadar. Bahaneler içini rahatlattı bir süre belki ama çok zaman sonra kaybedecek bir şeyin kalmadığında kendi kendine söylendin, ne çok hata yapmışım ben diye…

Er ya da geç insan hesaplaşır kendisiyle çünkü geçmiş asla geçmişte kalmıyor. Ömür boyu şimdiki zamanın yanında duruyor.

Ve sen uyuyamıyorsun. Uyuyamıyorsun çünkü deliksiz uykuları hak etmiyorsun. Eksik tarafların uykularını kaçırıyor.

O seni seçmedi aslında sen onu seçtin. O kendi halinde duruyordu. Kendi başına kurduğu hayatına sen girdin, onu kendi yalan hayatının içine soktun. Sonra gittin ona "ben seni doğru severim. ben iyi bir insanım" dedin. Bunları söylerken gerçekten inandın. Ama inandığın hiçbir şey doğru değildi ki bir yalanla yaşamışsın. Bir yalana hep inanmak istemişsin. Yalan olduğunu öğrendiğinde bile istemişsin. Bir yalana yıllarını vermişsin, geri bile istememişsin. Geri alamayacağını bildiğinden değil de geri alınmasını istemediğinden, yitirmek istemediğinden. Güzel her şeyini yitirdiğinden.

Sonra geçmişi düşünüyorsun. Öncesini, daha öncesini… Gitgide daha öncesini… Bir yerde tıkanıyorsun hatırlayamıyorsun. Sonra ileriye bakıyorsun bir şeyler gördüğünü düşünüyorsun.  Nereye sürüklenecek hayatım diye ama orada da tıkanıyorsun. Sonra onu kaybetmeye başladığını görüyorsun ama öyle birden değil, hakkını vererek, yavaş yavaş. Paralel evrenlerin birinde kaybetmişindir zaten. Birinde hiç sahip olmamışındır belki de. “Ne kadar düşüncesizsin" demişti sana. Oysa düşüncesizliğinin tek sebebi ne yapacağını bilememenin verdiği tepkisizlik haliydi. Bir başlasan konuşmaya saçmalayacaktın, korkaklığın ortaya çıkacaktı. Hayatındaki yerini daha ilk söylediğinde anlamıştın aslında. Daha güzel anlatamazdı. Daha açık anlayamazdın. Boşluğu seni yuttu. O boşlukta bir yer edinemedin. İstediğin şeyin, düşlediğin şey ile uzaktan yakından alakası olmadığının farkına vardığın ilk anı hatırladın. Aynada gördüğün kadınla; aklındaki, kalbindeki adamın bambaşka birileri olduğunu fark ettiğin ilk an.. Aynadaki vasıfsız, sıradan herhangi bir insanken nasıl sevebilirdin ki, nasıl sevilebilirdin? Onu kimse görmesin, kimse tanımasın diye saklardın hep. Akşamlara kadar evde oturturdun. Nadiren dışarı çıktığında konuşturmazdın onu, istemezdin "o" olmak. Kendini izlerdin sadece. Rol yapardın her gün. Ve sevmezdin, sevemezdin. Bir keşfe başlamak gerekirse varlığımın keşfi onunla başladı derdin ama onu hiçbir zaman hiç bir yerde hiç kimseye anlatmazdın. Öylece kalırdı içinde. Taşıman gereken bir günah gibi. Uykularını kaçıracak kadar mutlu ettikten sonra en yükseklerdeyken birden “kim” olduğunu söylemenle tuz buz olmasına sebep olduğun için, koca bir yalanı senelerce en berbat haliyle yaşattığın için, hayatından çalınan her şeyin acısını isteyerek veya istemeyerek ondan çıkardığın için; hiçbir zaman hiçbir yerde hiç kimseye anlatmayacaktın. Eğer bu hayatta bir rol biçildiyse sana, unutmaman gerekiyor ki rolünün dışına hiç çıkmaman gerek. Rolünden çıkmadığın sürece iyi oyuncusun. Rolün değişsin istersen veya rolün dışına çıkarsan cezalandırıyor hayat insanı.  Sen kendini bir hikaye yazarken buldun. Bir başkası olarak buldun. Bir başkasının anısının içinde, sana ait olmaya bir suratı kendin olarak gördün rüyalarında. Günün birinde karşına çıkacak birinin hayatının bütün hikayesini değiştireceğine inandın. Ona baktığında hikayenin geri kalanını görebildin. Ta en başından ne büyük bir hata yaptığını biliyordun. Bu yüzden kimseye şikayet etmedin. Yenilgiyi isteyerek seçtin, kazandığın zaferler ne kadar işine yaradı? Hayatının bir dönemini, bir daha hiç hatırlanması istenmeyecek kabuslarla doldurdun. “Böyle” olmayı sen seçmedin ama bunları yapmayı sen seçtin. Kimsenin suçu değil bu, senin suçun!

Gerçeği, gerçek bir mutluluğu; gerçeğin kendisinden kaçarak aramaya kalktığında yere sabitlenmiş bir bisikletin üzerinde boşa pedal çeviriyor insan. Bir şeyi yaptıktan sonra nedenler o etkiyi silmiyor, o acıyı azaltmıyor. Senin yapabileceklerinin bir sınırı yoktu. Bir kalbin olabilir ancak ona hükmetmesini bilecek bir aklın da vardı.

Çok korktum kim bu diye… Ben olduğumu iddia eden bir hayatım var ve ben çok acı çekiyorum.

İnsanın hayatta en çok istediği şey, onun sınavı oluyor. Ben böyle sınanmak istememiştim.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.