İnsan Hakları / Barınma

Hak-sız mıyız (!): Barınma hakkı

4 Eylül 2018
Haber: Kaos GL

“Hak-sız mıyız (!)” dosyasında sekizinci başlığımız barınma hakkı. Barınma hakkı nedir? LGBTİ+lar açısından barınma hakkı, ulusal ve uluslararası mevzuat…

Temel hak ve özgürlükleri cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve ifadesi bağlamında değerlendiren “Hak-sız mıyız (!)” yazı dizisinde bu hafta barınma hakkını konuşuyoruz.

Kaos GL Derneği hukuk danışmanlarından Av. Kerem Dikmen; konut hakkı bağlamında barınma hakkını ve ayrımcılığı anlattı:

“İnsan hakkına yaraşır biçimde yaşama hakkı”

Kişilerin insan hakkına yaraşır biçimde, sağlıklı bir ortamda, elverişli şekilde yaşama hakkı diğer birçok hakkının da güvencesi niteliğindedir. Zira fiziki ve insani olarak uygun ve elverişli bir biçimde yaşamamak örneğin sağlık hakkı gibi başka bir hakkın etkin kullanımı önünde bir engele dönüşebilecektir.

Barınma hakkı da içerik bakımından yaptığı çağrışım gibidir. Tabi ki burada insani olmayan ve elverişsiz bir biçimde barınmadan söz edilemez. Bu anlamda kast edilen dört duvar ve bir çatıdan ibaret, altına girilip durulabilecek bir mekan değil, sağlıklı ve temiz su erişimine, elektriğe, kullanım açısından yasal bir korumaya, konutlara sağlanan kamusal hizmetlerin genel olarak aktif olarak kullanım imkanına sahip, konum açısından elverişli olan, kültürel sürdürülebilirliği de güvence altına alan bir konuttur.

Devletin yükümlülükleri

Barınma hakkınının, konut hakkı kavramı altında bir alt kavram olarak değerlendirilemeyeceği öne sürülmektedir. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti anayasasında da barınma hakkı bir başlık olarak geçmese de aşağıda belirtildiği üzere konut hakkı vurgusu yer almaktadır. Bu bağlamda konut hakkı bakımından genel kavramlara göz atmakta fayda vardır.

Düzenleyici ve zaman zaman işlevsel bir role sahip devlet aygıtı bakımından konut hakkı, pozitif bir yükümlülüğün tabi taşıyıcısıdır. Çünkü, kentleşme, sanayileşme süreçleri sonucunda ortaya çıkan işsizlik olgusu, insani bir yaşam için gereken ücret dengesinin birçok coğrafyada sağlanamaması, hayat pahalılığı gibi olgular, kişilerin sağlıklı bir konutta yaşama hakkını aktif bir biçimde elde etmesinin önündeki temel engellerdendir, bu noktada devletin pozitif yükümlülüğünden söz edilebilecektir.

Öte yandan zorla yerinden edilmelerle birlikte, barınma hakkına devletler tarafından çeşitli müdahaleler yapılmaktadır. Kentsel dönüşüm süreçleri, güvenlik ve benzeri nedenlerle zorla göç ettirme gibi doğrudan müdahaleler, bu hakkın etkin kullanımının önünde de temel bir hak ihlali olarak ortaya çıkabilmektedir.

Barınma hakkı, bir diğer konu başlığı altında incelenen öğrenci yurtları ile ilgili açıklamalarla yakından ilişkilidir. Eğitim hakkı ile yakın ilişkili olsa da bu kısımda yer verilen açıklamaların hepsi, yurtlar açısından da geçerlidir.

LGBTİ+’lar açısından konut ve barınma hakkı

Öte yandan LGBTİ+'lar açısından konut ve barınma hakkı, gerek özel kişiler gerekse de devlet tarafından rahatça müdahale edilen bir alan olarak ortaya çıkmaktadır.

Görünürlüğe bağlı olarak transların ve bilhassa trans kadınların yaşadığı barınma hakkı ihlallerine ayrı bir parantez açma zorunluluğu bulunmaktadır.

Seks işçiliği yapan trans kadınlar çoğu zaman hizmet arzını yaşadıkları evde yapmakta, “Ahlak Polisi” olarak bilinen emniyet teşkilatının ilgili birimlerinin yaptıkları operasyonlara ve hazırladıkları raporlara bağlı olarak bu evler mühürlenebilmektedir. Oysa bu gibi durumlarda temel bir insani hak olan barınma hakkına öncelik verilerek, evin fiilen kullanımının önüne geçen her türlü kamu müdahalesi yasaklanmaktadır.

Bunun yanı sıra, ev satın almalarda veya kiralamalarda da mülk sahiplerinin, alışverişin diğer öznesinin LGBTİ+ olduğu durumlarda karşısındakini korumasız varsayarak daha yüksek bedel talep etme, daha zor koşullarda evi kiralama, kiraladıktan sonra kiracının kullanım alanında olan gayrimenkul ile ilgili olarak kendinde müdahale hakkı görme, sık rastlanan ihlallerdir. Tabi ki burada kamu otoritesinin yerinde müdahalesi her zaman mümkün değildir ancak yargıya intikal ettiği durumlarda beklenti, bu negatif ayrımcı tutumun yargısal müdahale ile dengeye kavuşturulmasıdır.

Bu konuda toplumsal hafızada en belirgin vaka, İstanbul'un Avcılar ilçesinde bulunan Meis Sitesinde 2012 senesinde yaşanan linç ve yerinden etme girişimleridir. Özellikle 1999 depreminin ardından rant üretme kapasitesi gerileyen bu bölge, mülk sahipleri bakımından yoğun olarak trans kadınlara kiralanmış, ne var ki rant kapasitesinin eski seviyesine ulaşmasının ardından bu defa aynı mülk sahipleri, transları evlerinden etmek için yoğun bir baskı uygulamışlardır. Bu süreçte rant beklentisi içerisinde evleri satın almaya yönelen bir kitle de ortaya çıkmıştır. Kurşunlama, kundaklamayı da içeren nefret eylemleri ile doruğa çıkan baskı sürecinin sonunda 9 ev içinde yaşayanların barınma hakkını ortadan kalkmasına yol açacak şekilde mühürlenerek kapatılmıştır.

Klasik bir hak ihlali olan bu süreç insanların konut, barınma hakkını kullanamaması ile sonuçlanmıştır.

Ulusal ve uluslararası mevzuat

Anayasanın Konut Hakkı başlıklı 57. maddesi “Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler” şeklindedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı başlıklı 8. maddesi konut hakkının dokunulmazlığına vurgu yapsa da konutu tek başına bir hak olarak düzenlememiştir, bu bakımdan salt konuta veya yukarıda belirtilen standartlarda bir konuta sahip olmamak, AİHS korumasından yararlanma anlamı taşımaz.

Birleşmiş Milletler mevzuatı bu konuda daha geniştir. Evrensel Bildirge'nin 25. maddesi “Herkesin gerek kendisi, gerek ailesi için yiyecek, giyecek, konut, sağlıksal bakım, gerekli toplumsal hizmetler de içinde olmak üzere sağlığına ve esenliğine uygun bir yaşam düzeyine; işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılıkta ya da geçim olanaklarından kendi iradesi dışında yoksul kaldığı başka durumlarda, güvenliğe hakkı vardır.” şeklindedir.

BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesinin 11. maddesine göre “Bu Sözleşmeye taraf devletler herkesin, yeterli beslenme, giyim ve konut da dahil olmak üzere kendisi ve ailesi için yeterli bir yaşam düzeyine sahip olma ve yaşam koşullarını sürekli geliştirme hakkına sahip olduğunu kabul ederler.”

İlgili içerik:

“Hak-sız mıyız (!)” yazı dizisi başlıyor!

Hak-sız mıyız (!): Yaşam hakkı

Hak-sız mıyız (!): İfade özgürlüğü

Hak-sız mıyız (!): Mal ve hizmetlere erişimde ayrımcılık yasağı

Hak-sız mıyız (!): Özel hayata saygı hakkı

Hak-sız mıyız (!): Sağlık hakkı

Hak-sız mıyız (!): Eğitim hakkı

Hak-sız mıyız (!): Çalışma hakkı