İnsan Hakları / Nefret Suçları

Cinsiyet temelli şiddet ve nefret suçlarına ilişkin hukuki zeminde ne durumdayız?

Çarşamba, 17 Ekim 2018

Nefret suçu, nefret söylemi ve LGBTİ+’ların hukuki zemindeki yeri Uluslararası Cinsiyet ve Hukuk Konferansı’nda tartışıldı.

Kaos GL Derneği’nin İzmir’de düzenlediği Uluslararası Cinsiyet ve Hukuk Konferansı bugün başladı. Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı Avukat Yasemin Öz’ün konuşmasıyla açılışı yapan Konferans, “Haklara erişim mücadelesinde hukuk neyi başarabilir? Önümüzdeki engeller ve çözüm yolları neler” oturumuyla devam etti. Konferansın ikinci oturumu “Cinsiyet temelli şiddet ve nefret suçlarına ilişkin hukuki zeminde ne durumdayız?” ile Türkiye’de ve dünyada nefret suçlarına yönelik yürütülen süreçler masaya yatırıldı.

Oturumun moderatörlüğü’nü Pembe Hayat Derneği’nden Av. Emrah Şahin yaparken; Mersin Barosu’ndan Av. Ezgi Özkan, ERA Savunuculuk Koordinatörü Av. Vuk Raicevic ve Avrupa Lezbiyen Konferansı’ndan Dragana Todorovic konuşmacı olarak yerini aldı.

“Nefret söylemine karşı basın ve ifade özgürlüğü karşımıza çıkıyor”

Oturumda ilk sözü Av. Ezgi Özkan aldı. Özkan, sunumuna “nefret suçu” kavramını açıklayarak başladı. Ardından Türkiye’de nefret suçu mevzuatına eğildi.

“Türkiye’de nefret suçuyla ilgili kanun maddesi var elbette. Ancak, içeriğine baktığımızda nefret suçunun aslında tanımlanmadığını görüyoruz. İlk adı “Ayrımcılık” iken değişiklikle birlikte “Nefret ve Ayrımcılık” adını alan bir maddeden bahsediyoruz. Başlığın değişmesi, içerik ve uygulayıcılar için bir değişiklik getirmedi. Madde metninde ‘cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği’ ibaresi yer almıyor.”

“Nefret suçuyla mücadele için veri toplama ve raporlama en önemli yöntemlerden birisi. Aynı zamanda ‘nefret söylemi’ için de bu çalışmaların yürütülebildiğini görüyoruz. Türkiye’de TCK. Madde 216’da görüyoruz bahsedildiğini nefret söyleminden, halı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama olarak geçiyor ancak ‘kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde’ şartı getiriyor. Bu şart gerçekleşmediği sürece de beraatlerle karşılaşıyoruz maalesef.”

“En son örneği 3. Mersin Onur Haftası ile oldu bizim için. Etkinlikler hedef gösterildi, ‘gelirlerse hepsini öldürürüz’ dendi, otel rezervasyonları iptal etti biz nihayetinde Emniyet’e başvurduk. Bir binanın farklı salonlarında yapabildik sonunda haftayı ancak yürüyemedik. Ardından suç işlemeye tahrik, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama ile nefret ve ayrımcılık suçları işlendiğine ilişkin toplu suç duyurusunda bulunduk. Bir istisna hariç, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında kaldığından bahisle kovuşturmaya yer almadığına karar çıktı.”

“LGBTİ’ler kimliklerini saklamak zorunda kalıyor”

Oturum, ERA Savunuculuk Koordinatörü Vuk Raicevic’in sunumu ile devam Etti. Raicevic sunumuna salona ERA Batı Balkanlar ve Türkiye’de LGBTİ Eşit Haklar Derneği’ni tanıtarak ve Türkiye’den 9 kurumun ERA’da olmasından duyduğu mutluluğu aktararak başladı. Ardından, Balkan ülkelerindeki süreci şöyle anlattı:

“Ne yazık ki LGBTİ’ler Balkanlarda kimliklerini saklamak zorunda kalıyorlar. Kamu kurumları için de aile içi diyaloglarda da bunun aynı olduğunu söyleyebiliriz. ‘Şaka’ adı altında nefret suçlarını meşrulaştıran ve yaygınlaştıran söylemler görüyoruz.”

“LGBTİ’ler cisgender ve heteroseksüel kişilere göre daha fazla ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Ve bu şiddet vakalarının sadece yarısı polise ihbar ediliyor. Polis bir şey yapmıyor çünkü aynı zamanda polisten de şiddet görme korkusuyla ihbar oranlarının çok düşük olduğunu görüyoruz.”

“Son 5 yılda Batı Balkanlar’da nefrete maruz kalan LGBTİ’lere baktığımız zaman iyileşmeler görüyoruz. Bu gelişmeler için ciddi savunuculuk çalışmaları yapıldı. Hırvatistan bu çalışmalarda öncü ülkeler arasınta. Sırbistan ve Karadağ’da son 10 yılda yükseliş görüyoruz. Makedonya’da cinsiyetle ilgili madde olmaması yasada boşluklar yaratıyor.”

“Hırvatistan’a baktığımızda son altı yılda ayrımcılık davası açılmadığını görüyoruz. Yeterli bir metadoloji ve standartlar dizgisi yok. Raporlama çalışmaları çok zayıf olduğu için büyük bir bilinmezliğin içindeyiz.”

“Lezbiyenler, biseksüel ve trans kadınların sorunlarının anaakımlaştırılmasına ihtiyacımız var”

Oturumun son konuşmacısı, Avrupa Lezbiyen Konferansı’ndan Dragana Todorovic konuşmasına lezbiyenlerin, biseksüel ve trans kadınların neler yaşadığına dair ışık tutmak istediğini söyleyerek başladı. 

“İlkini Viyana’da geçtiğimiz yıl düzenledik. Dünyanın her yerinden lezbiyenler ilk defa buluştu. Türkiye’den gelen aktivistlerin de olduğu bu buluşmada, ihtyiacımızı tanımladık: Kapsamlı bir lezbiyen konferansına ihtiyacımız var. Bu konferans aynı zamanda lezbiyen hareketini yeniden canlandıracak, buna inanıyoruz.”

“Belki çoğunuz LGBTİ hareketi içindesiniz. Belki fark etmişsinizdir, Lezbiyen Hareketi son 20 yılda revaçta değil. Lezbiyen örgütleri azaldı, LGBTİ çalışmalarının finans raporlarına baktığımızda sadece %3’ünün lezbiyenlere aktarıldığını görüyoruz. Bu da hareketin nasıl silindiğini bize gösteriyor. Kadın hareketi üzerinde artan baskı, ilk elden lezbiyenleri, biseksüel kadınları ve trans kadınları buluyor.”

“LBT kadınların deneyimlere baktığımıza zaman, bir tarafta cinsiyet eşitlik yasaları bir tarafta LGBTİ çalışmaları varken hareketteki kadınların deneyiminin ortada kaldığını görüyoruz. Farklı mevzuatları bir araya getirmenin yollarını aramalıyız artık.”

“Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği, tolpumsal cinsiyet eşitliği belgelerinde hiçbir zaman kırılgan grup olarak tanımlanmıyor. Bu da LBT kadınların sorunlarının anaakımlaştırılmasının ciddi derecede önüne geçiyor. Bugün burada LGBTİ hareketi olarak mevzuat için yaptıklarımızı konuştuk. Ancak, hâlâ kendi hareketimiz içinde seksizmle mücadele ediyoruz. Lezbiyen, biseksüel ve trans kadınların deneyimlerini anlatmaları için alana ihtiyacı var.”

Konferansın ilk günü “Toplumsal cinsiyetin ve çoklu ayrımcılığın hukuki süreçle etkisi” başlıklı oturum ile sona erecek.

İlgili haber:

“Şimdi buradayız ve haklarımızı şimdi istiyoruz”

“Toplumsal mücadele mahkeme salonlarında da sürüyor”

LGBTİ'lerin İnsan Hakları İçin Farkındalık ve Savunuculuk Projesi Avrupa Birliği tarafından desteklenmektedir. Bu, proje etkinliklerinin içeriğinin AB'nin resmi politikasını yansıttığı anlamına gelmez.