Yaşam / Dünyadan

“Kolombiya Barış Anlaşması’nın en önemli özelliği toplumsal cinsiyet bakış açısı”

Perşembe, 25 Ekim 2018

“Yalnızca doğrudan kadınları ya da LGBTİ’leri ilgilendiren konular anlaşmaya dâhil edilmekle kalmamış, aynı zamanda anlaşmada yer alan her konunun toplumsal cinsiyet süzgecinden geçirilmesi sağlanmış.” 

“Barış ve Toplumsal Cinsiyet: Kolombiya Barış Süreci” raporunu hazırlayan DEMOS Araştırma Merkezi’nden Güneş Daşlı ve Nisan Alıcı, kadınların ve LGBTİ+’ların barış inşacısı olarak sürece katılmalarına ilişkin sorularımızı yanıtladı. 

1960’ların ortasında patlak veren Kolombiya iç savaşı yüzbinlerce kişinin ölümü ve pek çok farklı ihlalin ardından 2012’de başlayan barış müzakereleri nihayet 2016 yılında Kolombiya hükûmeti ile FARC-EP arasında tamamlandı. Öncelikle bu savaşın temel nedenlerinin neler olduğundan bahsedebilir misiniz? 

Güneş: Kolombiya’da FARC ile devlet arasındaki çatışmanın nedenlerini anlamak için 1950’lere gitmek gerek. İspanya sömürgeciliğinden sonra liberal ve muhafazakâr parti arasındaki iktidar kavgasının yarattığı siyasi kutuplaşma sonrası 20 binden fazla insanın öldüğü epey kanlı bir dönem yaşanıyor. Siyasi krizleri, sol muhalefetin ve sendikal hareketin sert bir şekilde bastırılması ve toprak sorunu çatışmanın nedenleri olarak belirtilebilir. Ancak Türkiye’de de Kürt sorununun nedenlerine bakınca ilk önce 80’ler ve 90’lara gitsek de meseleyi daha kapsamlı anlamak için bir Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna dönerek daha derindeki nedenlere bakarız. Kolombiya için de durum böyle, 16. yüzyılda başlayan sömürgecilik ve bu sömürgeciliğin getirdiği olumsuz etkilerle devlet kurumlarının güçsüzlüğü ve eksikliği sorunun kökenini oluşturmakta. Bu iki etki toprak meselesinin çatışmanın en yakıcı gündemi haline getirmiş. Devletin kurumsal olarak çoğu kırsal ve periferi bölgelerde olmaması uyuşturucu kartellerinden paramiliter gruplara pek çok illegal yapının buralarda kendi iktidarını ve yönetimini kurmasına imkân sağlamış. Bu kırsaldaki toprakların büyük kısmı oldukça verimli topraklar, dünyanın en kaliteli kahve çekirdeklerinin yetiştirildiği ve koka üretiminin yüksek olduğu yerler. Ayrıca özellikle kadim yerli halkların yaşadığı topraklardaki su, mineral, maden gibi pek çok doğal zenginlik var ve buralar özellikle uluslararası şirketlerce ele geçirilmiş. Kısacası çatışmanın kökenlerinin ekonomik boyutu oldukça öne çıktığını belirterek özetleyebiliriz.

Kolombiya tarihinde bu müzakere girişimlerinin ilk olmadığını biliyoruz. Sizce bu müzakere girişiminin mutabakatla sonuçlanmasının nedenleri arasında ne yer alıyor? Öncekilerden farkı neydi? Kolombiya hükümeti ile FARC-EP arasındaki bu müzakere masası nasıl kuruldu?  

Güneş: Kolombiya’da daha önce barış girişimleri olmuş, bunların bir kısmı da imzayla sonuçlanmış. İlk başarılı anlaşma 1990’da M-19 adlı silahlı örgütle örneğin. Bu oldukça önemli bir deneyim, hem olumlu anlamda hem de olumsuz. Barış antlaşmasından hemen sonra silahsızlanma ve eski savaşçıların güvenliği için bir plan hazırlanıyor. Devamında birden fazla silahlı örgüt silah bırakıyor. Ama ilerleyen dönemlerde birçok militan suikaste uğramış. Çatışmanın tarafları ve sivil toplum tüm bunlardan çok önemli dersler çıkarmışlar. Yine FARC ile de birden fazla müzakere süreci yürütülmüş. Dolayısıyla bunlar son barış sürecini etkileyen önemli geçmiş birikimler. Ayrıca Kolombiya’nın çok özgün bi yanı var, çatışmalar devam ederken geçiş dönemi adaleti mekanizmaları hayata geçirmiş bir ülke. Bu mekanizmalar genelde çatışma bittikten yani barış antlaşması imzalandıktan sonra kurulur, ama orda öyle olmadı. Örneğin çatışmadan kaynaklı mağduriyetlerin giderilmesi için yasa çıkarılıyor savaş devam ederken. Ben bunun da masaya oturma da doğrudan olmasa da önemli bir etkisinin olduğunu düşünüyorum.

Sürecin neden başarılı olduğunu bi çırpıda anlamak ve söylemek zor. Ama genel hatlarıyla, tarihsel arka plan ve birikim dışında 2012’den önce 1 buçuk yıl kapalı görüşmeler yürütüldü. Kamuoyuna açık bir şekilde müzakere başlatılmadan bir ön hazırlık olması olumlu etki yaratmış olabilir. Ayrıca süreç başladığında Norveç, Küba gibi garantör ülkelerin olması, BM’nin görüşmelerin başından itibaren üçüncü göz olarak dâhil edilmesi de önemli etkenler. Dikkat çekici bir diğer nokta, süreç başladığından itibaren müzakere masasındaki her konu yasal bir çerçeveye oturtularak ilerleniyor, yani masada konuşulanlar bağlayıcı metinlere döküldü. Bir diğer önemli bir etken bence masada müzakere edilecek başlıkların baştan net bir şekilde belirlenmiş olması, 5 nokta belirlemişler ve 4 yıl boyunca bu konular üzerinde tartışıldı. Tabi tüm bunlara ayrıntılı bakmak lazım, Türkiye için çok kıymetli dersler var, ama şunu da not düşmek gerek bir ülkede işleyen bir mekanizma başka bir ülkede işlemeyebilir. 

Kolombiya’da yürütülen bu barış sürecinin diğer ülke deneyimlerinden farkı ve bizlere vereceği ilhamların neler olduğunu düşünüyorsunuz?

Nisan: Bizim açımızdan Kolombiya deneyimini diğerlerinden ayıran en önemli özellik, toplumsal cinsiyet bakış açısının barış anlaşmasının tümünde yer alıyor olması. Bunu mümkün kılan temel faktörlerden biri ise, barış görüşmeleri başladıktan kısa süre sonra Toplumsal Cinsiyet Alt Komisyonu’nun kurulmuş olması. Bu alt komisyon, toplumsal cinsiyet alanında çalışan örgütlerle, aktivistlerle birebir görüşmeler yapıp onların taleplerini alıyor ve bu taleplerin anlaşma metnine somut olarak yansıtılmasını sağlıyor. Buradaki çok önemli bir nokta da şu: Yalnızca doğrudan kadınları ya da LGBTİ’leri ilgilendiren konular anlaşmaya dâhil edilmekle kalmamış, aynı zaman anlaşmada yer alan her konunun toplumsal cinsiyet süzgecinden geçirilmesi sağlanmış. Bu, hem Türkiye hem de başka çatışma ülkeleri için çok ilham verici bir örnek bana kalırsa. Buna ek olarak, mağdurların sürece katılımı da diğer deneyimleri aşan bir noktada. Bununla şunu kastediyorum: Mağdur örgütleri de müzakerelerin yürütüldüğü Havana’ya temsilciler göndererek kendi gündemlerini ve beklentileri aktarıyor. Böylece aslında doğrudan dahiliyet sağlamış oluyorlar. Mağdurların odağa konulmasının bir başka göstergesi ise Geçiş Dönemi Adaleti mekanizmalarının ayrıntılı ve kapsamlı bir şekilde tasarlanmış olması. Bu kapsamda hem Hakikat Komisyonu hem de Özel Barış Mahkemesi kuruldu ve cinsel şiddet için ayrı bir birim oluşturuldu.

Kolombiya’daki çatışmaların toplumsal cinsiyet dinamikleri nasıldı? Kadınların ve LGBTİ+’ların sadece mağdur gruplar değil de aynı zamanda barış inşacısı olarak katılımlarının sizce Kolombiya’daki farkı neydi?  

Nisan: Evet, Kolombiya’da bunun farklı olduğunu söyleyebiliriz. Aslında toplumsal cinsiyet, çatışma ve barış literatüründe uzun süredir tartışılan bir konu bu. Kadınların ve LGBTİ’lerin (hâlâ LGBTİ’lere daha az yer veriliyor olsa da) çatışmaların yalnızca mağduru değil, aktörleri ve aktif özneleri olduğuna git gide daha fazla değinilir oldu. Hem aktivistler, hem uygulayıcılar hem de feminist teorisyenlerin yıllardır üzerinde durduğu bu nokta artık barış süreçlerine de yansımaya başladı diyebiliriz. Kolombiya’yı bu anlamda sadece o ülkenin ve o çatışmanın kendi dinamikleriyle değil, başka ülkedeki deneyimlerin birikiminin sonucu olarak da ele almak gerekir. Kolombiya’da görüştüğümüz çoğu kadın Latin Amerika’daki, Filipinler’deki barış süreçlerinden pek çok şey öğrenmiş. Heyetler göndermişler, uzmanları, aktivistleri ve eski gerillaları davet edip başka süreçlerdeki eksikleri dinleyerek dersler çıkarmışlar. Bunların hepsi, Kolombiya’daki barış sürecinde kadınların ve LGBTİ’lerin barışı inşa eden etkin özneler olarak kabul edilmelerinde rol oynamış. 

Barış sürecine LGBTİ+’lar ve kadınlar nasıl dâhil oldu? Müzakerelere katılan LGBTİ örgütlerinin özgün talepleri neler oldu? Mutabakata varılan konular söz konusu olduğunda bu grupların talepleri karşılandı mı?  

Nisan: Bu konu da aslında çok ilginç. Her ne kadar LGBTİ’ler ve kadınlar barış sürecine doğrudan katıldıysa da bu kendi kendine olmadı. Barış görüşmeleri başladığında, heyetlerde kadın temsilci bulunmuyordu. Bunun üzerine Kolombiya’nın her tarafından yaklaşık 500 kadın ve LGBTİ, Bogotá’da ulusal bir zirve düzenliyor ve burada barış sürecinden beklentilerini ortaklaştırarak somut talepler haline getiriyorlar. Belirtmek gerekir ki, bu alanda çalışan örgütlerin zaten senelerdir devam eden, barış mücadelesini ortaklaştırma geleneği var. Bizim çıkardığımız en önemli sonuçlardan biri, farklı politik, etnik, sınıfsal arkaplanlardan gelen örgütlerin taleplerini somut bir şekilde ortaklaştırması, barış süreçlerine dâhil olmanın en önemli koşullarından biri. Bu taleplerden biri cinsel şiddet suçlarının affa tabi olmaması iken, başka biri kadınların müzakerelerde yer alması olmuş. Bu örgütlü tavır, daha önce değindiğimiz Toplumsal Cinsiyet Alt Komisyonu’nun kurulması, cinsel şiddet suçlarının özgün bir şekilde ele alınması gibi sonuçları beraberinde getirmiş.  

Müzakerelere katılan 2 LGBTİ örgütü var, biz bunlardan biri olan Colombia Diversa ile görüştük. İki örgüt de özel olarak barış gündemi olan ve bu alanda uzun süredir mücadele eden örgütler. Bu birikimlerini müzakere sürecinde de göstermişler, müzakereler sürerken kendilerinin daha önce hazırlamış oldukları raporları sunmuşlar. Bize aktarıldığı kadarıyla öncelikli taleplerin arasında LGBTİ’lere yönelik ayrımcılığın görülmesi ve ortadan kaldırılması için anlaşmaya ilkelerin eklenmesi. Bunun için de LGBTİ topluluğunun çatışmadan kaynaklı mağduriyetinin tanınması ve bir gey ya da trans olduğunda mağduriyetin daha da attığının görülmesi. Buna ek olarak tüm süreçte birer özne olarak kabul edilmeleri yani söz söyleyebilecekleri mekanizmalarda kendi sözlerini söyleyebilmeleri yönünde mücadelelerini yürütüyorlardı. 

LGBTİ örgütleri, normalde farklı gündemleri olsa da bu süreçte feminist örgütler başta olmak üzere kadın örgütleriyle beraber hareket ettiklerini ve bunun pek çok sıkıntılı süreci aşmalarını sağladığını ifade ettiler. Sanırım Türkiye için de çıkarılabilecek en önemli sonuçlardan biri bu: Birlikte hareket etmek ve süreç boyunca ortaya çıkan her türlü risk ve kazanımların elden alınması tehlikesine karşı birarada tepki göstermek gerekiyor. Kolombiya örneği özelinde bunun en önemli göstergesi, yine Colombia Diversa’nın aktarımıyla, referandum sonrasında yaşanan süreç. Barış anlaşmasının oylandığı referandumda anlaşmayı desteklemeyerek Hayır kampanyası yürütenler kazanıyor. Bu “Hayır” kampanyası ise sözde toplumsal cinsiyet ideolojisine saldırmak üzerine kurulu. Yani diyorlar ki bu anlaşmada toplumsal cinsiyet ideolojisi var, kadınlara ve LGBTİ’lere çok fazla hak tanınmış, bu haklar sapkınlığa yol açacak ve Kolombiya’nın geleneksel aile değerleri ortadan kalkacak. Kilise ile muhafazakâr sağ partilerin ortak örgütlediği bu kampanyayı destekleyen kesim, barış anlaşmasındaki ilerici pek çok ilke ve düzenlemeyi aslında toplumsal cinsiyetle ilişkilendiriyor ve bunları kendi değerlerine bir saldırı olarak algılıyor. Bu nedenle barışı desteklemek, örneğin eşcinsel evlilikleri desteklemekle ilişkilendirilerek toplumu buradan ikna etmeye çalışıyorlar. Büyük ölçüde başarılı olan bu kampanya sonrasında anlaşma birtakım değişiklikler yapılarak tekrar imzalanıyor. İşte tam bu süreçte, “en zayıf halka” konumunda olanlar LGBTİ’ler ve anlaşmada onlara dair olan kazanımlar. Colombia Diversa’nın aktarımı ve bizim de gözlediğimiz üzere, bu sürecin görece az hasarla atlatılması ve LGBTİ’lere ilişkin düzenlemelerin büyük ölçüde korunması kadın hareketiyle LGBTİ’ler arasındaki dayanışma ve işbirliği olmuş. 

*Bu söyleşi ilk olarak Kaos GL dergisinin 162. sayısında yayınlanmıştır.