Gökkuşağı Forumu

Büyüklerini her daim sayan Türkiye halkları

30 Ekim 2018

Halk olmak denilen olgu heteroseksist, cinsiyetçi ve üremeci ebeveyn rollerini yeniden üretmeden kendi varlığını sürdüremez. Bugün, Türkiye’de sürmekte olan Andımız’a dair tartışmalar sanılanın aksine sadece Sünni ve Türk kimliğinin inşasına dair bir akstan okunamaz. Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Süryaniler, Nasturiler, Keldaniler, Kürtler … açısından duruma baktığımızda meselenin bir boyutunun Sünni Türk kimliğinin zorunlu inşası olduğu görülebilir.

Bu Türklük inşasının sonuçlarını “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyalarından 6-7 Eylül pogromuna, Trakya olaylarından varlık vergisine kadar kolaylıkla takip edilebiliriz oysa bu meselenin sadece milli ve dini kimlikleri olan halklar arasındaki güç ilişkilerine dair okunmasından ibaret olacaktır. Sonda söyleyeceğimi başta söylemek istiyorum:

“Andımız” asıl kimliksel krizini Türküm diyerek yaratmamaktadır, metnin asıl kimliksel krizi “büyüklerimi saymak” denilen arzuda yatmaktadır. Başka bir ifadeyle “Türküm” ifadesi “büyüklerimi saymak” ifadesinin meşru zemini değildir tam tersine büyükleri saymak denilen olgudur Türklük kimliğinin inşa edilmesini olanaklı kılan. Zira hiçbir ulus yoktur ki büyük atalarını saymadan ve dedelerinin elini öpmeden kendini var edebilmiş olsun. Bu açıdan bütün millet ve halk kimlikleri doğalarına içkin olarak eril bir babayı/anneyi/ebeveyni başlangıç noktası olarak kabul etmek zorundadır. Varlığını bir şeye ve bir köke dayandırmak isteyen bu ideoloji sağdan sola bütün politik aksiyonların en temel zeminlerinden birini oluşturmaktadır. Deleuze’ün politik bir düşünme biçimi olarak kökü olan şeyleri değil de köksüz olan rizomları önermesi boşuna değildir.  Kökü olan şey milli, dini veya kültürel değerleri tekrar tekrar kurmak zorundadır.

Sünni Türk veya Kürt kimliğinin dışında kalan Hristiyanların aslında bu topraklarda binlerce yıldır yaşadığını söyleme girişimi de aynı milliyetçi-heteroseksist kök salma arzusunun dışavurumudur. Hristiyanlar bu coğrafyada ister bir yıldır ister iki bin yıldır yaşamış olsun bu politik pozisyonlarımız açısından neyi değiştirir? Uzun zamandır HDP çevresinde kullanılan “kadim halklar” ifadesi tam da bu talihsiz kavrayış yüzden sevilerek kullanılmadı mı?

Nedir bir halkı kadim yapan? Velev ki kadim olmayıversin bir halk? Velev ki nereden geldiği belli olmayan ve nereye gittiği bilinmeyen kişiler olsun halklar? Ne fark edecek?

Elbette bunun inkâr politikalarına dair bir reaksiyon olduğunu yok saymıyorum ancak kadimlik bir halkın ne kadar halk olduğunu veya onun hiyerarşisini belirlediğinde karşımıza başka bir totaliter düşünce çıkmış oluyor. Burada görmemiz gereken şey halk olmak denilen şeyin bu kadimlik ve köken meşruluğundan kaçmasının mümkün olmadığıdır. Halk başta da söylediğim gibi kurucu bir babaya ve nadiren kurucu bir anneye referans vererek üremeci heteroseksist tinini projekte eder.

Örneğin Dr.Siren Boran’ın “Anadolu Yahudileri : Ege’de Yahudi İzleri” son derece değerli bir çalışma olmasına rağmen böylesi bir kadimlik tartışmasının parçası oldu. Boran bu eserde Yahudi toplumunun binlerce yıldır Anadolu’da var olduğunu yani başka bir ifadeyle Yahudilerin 600 yıldır “burada” misafir olmadıklarını ortaya koydu. Çalışmanın gösterdikleri ufuk açıcı olsa da burada politik bir soru sormamız gerekiyor? Yahudiler bırakın 600 yılı 5 yıldır bu coğrafyada olsalardı daha az mı burada olma hakkına sahip olacaklardı? Bugün Türkiye’de yaşayan Suriyelerin maruz kaldığı ırkçılığın bir nedeni de bu kadimlik/köken meşruluğuna sahip olamamaları değil mi?

İllüstrasyon: Jun Cen

Kendini Türk-Sünni kimliği içinde görmeyen ve “Türküm” demeyen milli, dini ve kültürel birçok grup kendi büyüklerini saydıklarını yeterince gösteremediklerinin krizini de yaşamaktadır.

Bu açıdan ‘’Türküm’’ ifadesine yapılan her milli ve dini itiraz aslında kurulamayan başka bir hegomoninin dışa vurumudur. Bugün en politik Hristiyan kültürlenmesinden gelen yazarlar bile Bartholomeos’a patrik hazretleri diye hitap etmeyi tercih ediyorsa ortada var olan kriz Türküm deyip dememekten ziyade “büyüklerimi saymak” olamaz mı? (Burada Bartholomeous’a  Ekümenik patrik demek yerine bile isteye fener patriği denmesinden bahsetmiyorum. Şüphesiz bu ve buna benzer ifadeler uzun zamandır süren sorunlu bir devlet politikasının ürünüdür)

Yine aynı şekilde, Kürt yazar ve aydınlar Türkleştirilen veya tarihten silinen “büyük” (heteroseksüel erkek) Kürt düşünürlerinden bahsetmiyorlar mı?

Burada tekrar heteroseksizmin ve cinsiyetçiliğin kendine nasıl meşruluk zemini sağladığını görüyoruz.  Anneler, babalar, dedeler, nineler ve elbette kadim atalar Türkiye halkları için her zaman kutsaldır ve her zaman eli öpülesi insanlardır. Türkiye’de hiçbir halk yoktur ki bu ister Rumlar, ister Ermeniler ister Sünni Türkler olsun büyüklerini saymadan kendi milli bilinçlerini inşa edebilme şansı olsun. Bir halkın tarihi bu ister hegomonik olan ister domine edilen bir halk olsun bu heteroseksist, cinsiyetçi ve üremeci “büyüklere saygı” beklentisinden kendini kurtaramaz çünkü bir halk ancak kendini üreme ideolojisine dayandıran bir atalar silsilesiyle kendini var edebilmektedir.

Sonuç olarak andımıza dair tartışmayı hegomonik iki kimlik projesinin (Kemalizm ve Sünni Müslümanlık) diğer milli ve dini gruplara dair güç savaşı olarak değerlendirmek eksik bir okuma olacaktır. Konu büyüklere saygı olduğunda Türkiye halkları dini, dili, kültürü ne olursa olsun büyüklerine saygı duymuştur ve duyacaktır. Şayet bir andımız eleştirisi yapılacaksa “Türküm” ifadesinden çok önce ‘’büyüklerimi saymak’’ ifadesinin eleştirisi yapılmalıdır çünkü başta da söylediğim gibi metnin ideolojik inşası bu ifadede yatmaktadır. Yine başka bir ifadeyle söylersek büyükleri sayma ile ifadesini bulan anlayış “Türküm, Yahudiyim, Rumum, Kürdüm, Türkiyeliyim…” ifadelerine bir şekilde izin verir ama bunun tersi geçerli değildir.

Büyüklerimizi saymamanın özgürleştiriciliğini kabul ettiğimiz gün yeri yurdu kökeni olmayan bir özgürlüğü belki de tadabileceğiz ve işte o zaman zaten hegemonik bir milli kimliğin de baskısına maruz kalmamış olacağız.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.