İnsan Hakları / Nefret Suçları

İzmir Barosu’ndan 20 Kasım açıklaması: Nefrete karşı yaşamı savunmaya kararlıyız

20 Kasım 2018
Haber: Kaos GL

“Yok sayma, ayrıştırma ve baskı politikalarına rağmen yaşamın her alanında olmaya devam eden LGBTİ+’ların yanında olmaya, nefrete karşı yaşamı savunmaya kararlıyız.”

İzmir Barosu LGBTİ+ Hakları Komisyonu, 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü için basın açıklaması yayınladı.

Komisyon, “Transların cinsiyet uyum sürecini düzenleyen Türk Medeni Kanunu'nun 40. maddesinin, cinsiyet beyanını esas almayan transfobik hali, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ile kendi kaderini tayin etme hakkı gözetilerek yeniden düzenlenmelidir” dedi.

Açıklamanın tam metni şöyle:

“Bugün LGBTİ+’ların yaşam, eğitim, çalışma, sağlık, adalete erişim gibi pek çok hakkının aile içinde, iş yerinde, sokakta, kamu kurumlarında ihlal ediliyor olmasından anlıyoruz ki; ayrımcılık sistematik bir hale gelmiştir. Öyle ki LGBTİ+ olmanın yanında başka kimlikleri de olan bireyler, çoklu ayrımcılığa uğrayarak şiddete daha ağır bir biçimde maruz kalmaktadır. Örneğin bugün ülkemizde güvenlik bahanesiyle LGBTİ+ tutuklulara ve hükümlülere hukuka ve kanuna aykırı infaz rejimi uygulanmaktadır. LGBTİ+ mülteciler için ise sığınma hakkının ve sosyal uyum sürecinin gerektirdiği politikalar hayata geçirilmemektedir.

“Bunun yanında, bugün Türkiye’de LGBTİ+’lara karşı her gün onlarca nefret suçu işlenmektedir. Sistematikleşen ayrımcılığın toplumdaki yansıması olarak her geçen gün özellikle transların uğradıkları nefret suçlarında endişe verici bir artış yaşanmaktadır. Hatta Transgender Europe verilerine göre 2008-2016 yılları arasında ülkemizde 43 trans kadın nefret saiki ile öldürüldü. Bu sayının medyaya yansımamış cinayetleri ve intiharları içermediğini düşünürsek, nefret suçlarına ilişkin veriler ‘endişe verici’ olma seviyesini çoktan geçmiştir.

“Bugün Türkiye’de endişelerin değil, Devletin insan haklarını koruma konusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa’da düzenlenen pozitif yükümlülüklerini hatırlamasının, disiplinler arası hak temelli bir yaklaşım temelinde ve bütüncül bir politikayla gerekli önlemlerin alınmasının zamanıdır.

“Ayrıca Türkiye’de çağımızın insan hakları standartlarına uygun bir nefret suçları mevzuatı bulunmamaktadır. Bu eksiklik, heteroseksist ve cisseksist bakış açısına sahip yargı mercilerinin ayrımcılığı meşrulaştıran kararlar vermesinin nedenlerinden biridir. Bu nedenle baroların ve hak temelli sivil toplum örgütlerinin etkin katılımıyla, önyargılara karşı dezavantajlı grupları koruyan, ayrımcılığı yasaklayan ve yaptırım uygulayan bir pozitif hukukun yaratılması elzemdir. Bu kapsamda, transların cinsiyet uyum sürecini düzenleyen Türk Medeni Kanunu'nun 40. maddesinin, cinsiyet beyanını esas almayan transfobik hali, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ile kendi kaderini tayin etme hakkı gözetilerek yeniden düzenlenmelidir.

“İzmir Barosu LGBTİ+ Hakları Komisyonu olarak 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü’nde yaptığımız bu basın açıklamasıyla, LGBTİ+’lara yönelik uygulanan ayrımcılık ve şiddet ile mücadele eden avukatlar olarak üzerimize düşen görevi ifa etmeye gayret edeceğimizi ilan ediyoruz. Bu açıklamayı insan hakları alanında verdiği mücadelede önemli bir ilki daha gerçekleştiren, LGBTİ+’ların haklarının savunucusu olduğunu komisyonumuzun kuruluşuyla ve Genel Kurul’da verdiğimiz önergeye güçlü bir şekilde destek vermesiyle gösteren, Türkiye’nin öncü hukuk kurumlarından birisi olduğunu bir kez daha kanıtlayan İzmir Barosu çatısı altında yapmaktan onur duyuyoruz.

“Hak ihlalleriyle etkin mücadelede, yargılamanın kurucu unsuru olan avukatların mesleki anlamda güçlendirilmesinin önemli bir yeri olduğu kesindir. Hak temelli ve adil bir dünya ancak insan haklarına dayalı güçlü bir hukuk sistemi ve bu sistemin kalesi olan güçlü bir savunma ile birlikte gerçekleşecektir. Bu nedenle öncelikli hedefimiz; insan hakları alanında bilinçli bir şekilde hukuk eğitimine dahil edilmeyen ayrımcılık ve nefret suçları meselesinin, meslektaşlarımızla birlikte öğrenmek ve geliştirmek olacaktır.

“Önemle belirtmek gerekir ki bizler; hukuk fakültelerinde, adliye koridorlarında, yargı kürsüsünde görünür olan ve ol(a)mayan LGBTİ+’ların olduğunun ve meslek içi ayrımcılığa maruz kaldıklarının farkındayız. Meslektaşları için var olan baromuzda bu dayanışma alanını yaratmak için uğraşacağız. Bütün yok sayma, ayrıştırma ve baskı politikalarına rağmen yaşamın her alanında olmaya devam eden LGBTİ+’ların yanında olmaya, nefrete karşı yaşamı savunmaya kararlıyız.”