Kadın

Bir dava dosyasının kısmi analizi ve nafaka tartışmalarına “ihtiyaç” molası

Cumartesi, 24 Kasım 2018

“Nefrete inat yaşasın hayat” diyerek yeni bir yazı dizisine başladık. Sene sonuna kadar nefret suçlarından, sanata; şiddete karşı mücadele yöntemlerinden adalete erişime çeşitli başlıklarda yazılarla LGBTİ+ etkinlik yasaklarına, medyada nefret söylemine ve LGBTİ+’lara dönük hak ihlallerine dikkat çekeceğiz. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü özel yayınımızda Av. Hatice Demir; lezbiyen, biseksüel ve trans kadınlara yönelik şiddeti adalete erişimi başlığı altında ele aldı, bir boşanma davası üzerinden “nafaka” tartışmalarına değindi.

25 Kasım Kadına karşı Şiddetle Mücadele Günü kapsamında yazdığım bu yazıda, Kadına Karşı/Kadına Yönelen şiddet deyince genelde ötelenen bir gündem olan Lezbiyen, biseksüel ve trans Kadınlara yönelik şiddeti hatırlatma amacı gütmekteyim. Bu bağlamda Lezbiyen, biseksüel ve trans kadınların adalete erişimi başlığı altında spesifik olarak bir boşanma davası üzerinden “nafaka” ve “kusur” tartışması yapmaya, mahkeme pratiğinden örnekle duruşma salonlarına yansıyan homofobi/transfobiye dikkat çekmeyi amaçlamaktayım.

Dünyada ve ülkemizde feminist hareket ve LGBTİ+ hareketin mücadeleleriyle yasal zeminde birçok hak elde edilmiştir ve adalete erişim başlığı her iki hareket için de halen büyük önem taşımaktadır. Fakat ne yazık ki bu iki hareket içinde de en görünmeyen ve spesifik bir şiddete sistematik olarak maruz kalan lezbiyen, biseksüel ve trans kadınların yaşadığı sorunlara ilişkin yasal zeminde bir adım atılmış değildir.

Yine ülkemizde son zamanlarda sıkça tartışılan bir “Nafaka” gündemi bulunmaktadır ve bu konu konuşulurken de lezbiyen, biseksüel ve trans kadınların adı anılmamaktadır. Sadece nafaka gündeminde değil, aile hukukunu ilgilendiren herhangi bir tartışmada, yasal düzenlemeler gündem edildiğinde bütün nişanlı/evli kadınların natrans ve heteroseksüel olduğu varsayılmaktadır. Aşağıda sizlerle –zaman ve zemin kısıtından dolayı- bir kısmını paylaşacağım dava dosyası ve sondaki soru(n)lar, sadece LGBTİ+ aktivistlerinin ve alanda çalışan hukukçuların değil tüm insan hakları aktivistlerinin ve feministlerin gündemine girdiği zaman, ancak o zaman, hep beraber başka bir hukukun mümkün olduğuna dair samimiyetle konuşabileceğimizi düşünüyorum.

Henüz sonuçlanmamış bir dava dosyasının özeti

A-Somut Olayın Özeti

1-      Kişi, Türkiye’nin Doğu illerinden birinin köyünde yaşamaktadır ve trans kadın olduğunu, zorla evlendirildiğini, eşiyle beraber yaklaşık 6 ay aynı evde yaşadıktan sonra aile bireylerinin kendisinin atanmış cinsiyetiyle uyumsuz davranışlar sergilediğini iddia ederek durumdan şüphelendiğini, kendi ailesi ve eşinin ailesinden şiddet gördüğünü, aile meclisinin toplanıp kendisi hakkında “katli vaciptir” kararı verdiğini, nihayetinde kendisinin bütün bunlara katlanamayarak yakın bir arkadaşının evine sığındığını, 12 gündür bu evden çıkamadığını, kamufle olmadan bakkala dahi gidemediğini belirtmiş ve İstanbul’daki çeşitli dernek ve oluşumlardan mail yoluyla yardım istemiştir.

2-      İstanbul’da faaliyet gösteren oluşumlardan biri kişiye bilet almış ve kişi çeşitli kamuflajlarla havaalanına giderek uçakla İstanbul’a gelmesini sağlamıştır. Kişi burada oluşumun üyelerince karşılanmış ve güvenli bir yere yerleştirilmiştir. Bu esnada kişinin ailesi bir şekilde İstanbul’da olduğunu öğrenmiş ve eşinin ve kendisinin “abileri” İstanbul’a gelerek kişiyi aramaya koyulmuştur. Kişi bu sebepten İstanbul’da da yerleştiği yerden sokağa dahi çıkamamış, uzun süre adeta hapis hayatı yaşamıştır.

3-      Aradan birkaç ay geçtikten sonra kişi eşinin kendisine boşanma davası açtığını, dava sonucunda boşanmak istediğini ve nafaka artı maddi manevi tazminat talebi olduğunu öğrenmiştir.

Hikayenin bu kısmında sürece bir avukatın dahil olması gerektiğinden, çeşitli avukatlarla görüşülmüş ve nihayetinde dosya bir meslektaşım ve tarafımca takip edilmeye başlanmıştır.  Bu sebepten yazının devamında kişi’den müvekkil olarak bahsedeceğimi bildirmiş olayım.

4-      Müvekkil ile yaptığım görüşmede, kendisini uzun yıllardır trans kadın olarak tanımladığını, ailesinin davranışlarından şüphelenmesi üzerine alelacele evlendirme kararı alındığını, kendisinden yaklaşık 10 yaş büyük bir kadınla nişanladıklarını, kendisinin üç kere nişan attığını, her nişan atışı sonucu tehdit ve zorbalıkla tekrar ikna edildiğini, eşi olan kadınla arasında duygusal ya da cinsel herhangi bir yakınlık olmadığını, kendisinin heteroseksüel bir trans kadın olduğunu, evliliğin yaklaşık altı ay sürdüğünü, sonrasında bu duruma katlanamadığını, durumu eşine ve kendi ailesine çıtlattığını ve sonucunda kesintisiz şiddete maruz kaldığını, en son “katli vaciptir” kararından sonra arkadaşına sığınıp yukarıda özetlediğim şekilde İstanbul’a geldiğini öğrenmiş bulundum.

B-Talepler

Müvekkilin isteği bir an önce hormon kullanımına başlayarak yasal olarak cinsiyet uyum sürecini başlatmak ve nihayetinde kimliğindeki cinsiyet hanesini değiştirmektir. Bunun için öncelikle ivedilikle boşanmanın gerçekleşmesi gerekmektedir. (bkn: TMK 40/1 kişinin cinsiyet değişikliğine izin verilebilmesi için evli olmamasını da şartlar arasında saymıştır) Müvekkil burada da saklanmak zorunda olduğundan çalışamıyordu ve çoğunuzun bildiği / tahmin ettiği sebeplerden uzunca bir süre sigortalı bir işte çalışmasını olanaklı görmüyordu. Dolayısıyla davanın boşanmayla sonuçlanması halinde eşinin nafaka vesair maddi taleplerini karşılaması mümkün değildir.

C-Bazı Hukuki Bilgiler

1-      Türk Medeni Kanunu’nun 174 ve 175. Maddeleri

“Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.

Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.

Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.

Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” Şeklindedir.

2-      Buna göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusursuz ya da daha az kusurlu olması ve talep etmesi halinde yoksulluk nafakası almaya hak kazanabilmektedir.

3-      Yine İcra İflas Kanunu’nun 334. Maddesi “nafakaya ilişkin kararlara uymayanların cezası” başlığı taşımaktadır ve “Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir.” Şeklindedir. Kanun lafzından anlaşıldığı üzere nafaka ödemekle yükümlü kişi bu yükümlülüğünü yerine getirmezse nafaka alacaklısının şikayeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsine karar verilebilir. (Uygulamada genellikle 1 ay hapis cezası verilmekte ve nafaka yükümlüsü kişiler ceza kararı çıktığı zaman ödeme yaparak cezadan kurtulmaktadır.)

4-      Bütün bu kanun maddeleri aslında bize şunu söylemektedir: Boşanmada kusuru olan ya da diğer eşe oranla daha çok kusuru olan kişi (yani evliliğin bitmesine sebep olacak olayların doğumuna daha fazla sebebiyet veren kişi) boşanma esnasında karşı tarafın talebi olması halinde nafaka ödemeye mahkum edilir.

D-Bir Trans Kadının Zorla Evlendirilmesi Olayında “Kusur” ve Nafaka

Somut olayda görüldüğü üzere bir zorla evlendirme, iki yoksul ve “kusursuz” kadın bulunmaktadır. Peki hukuk da bu hikayeye baktığında bunu görmekte midir?

Mahkemece evlilik birliğinin nasıl gerçekleştiği, neden bu aşamaya geldiği ve kişilerin kesin olarak boşanmayı isteyip istemediği ile ilgili bilirkişi raporları alınmıştır. Bu raporlar, sosyal hizmet görevlisi ünvanlı uzmanların müvekkille ve eşiyle görüşmeleri sonucu oluşmuştur. Davacı kadın bu görüşmesinde kısaca “görücü usulü evlendiklerini, eşinin baştan beri gönülsüz olduğunu, kocalık görevlerini yerine getirmediğini, başından beri kendisine duygusal ve cinsel yakınlık için yaklaşmasına rağmen karşılık alamadığını ve nihayetinde kocasının ona ‘gey’ olduğunu söylediğini” belirtmiştir. Müvekkil ise yukarıda sizlere kısaca özetlediğim durumları anlatmış ve bir an önce boşanmak istediğini belirtmiştir.

Davacı kadınla görüşen uzman, raporunun sonucunda “evlilik birliğinin davalı eşin trans olması sebebiyle bittiğini ve evliliğin bitmesindeki kusurun davalıya (müvekkilime) ait olduğu kanaatine vardığını” belirtmiştir. Burada uzmanın hakim yerine geçip kusur ataması yapmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek uzman kısmını hızlıca geçeceğim. Fakat üzerinde durmamız ve ayrıntılı düşünmemiz gereken bir nokta var: TRANSLIK SONRADAN OLUNAN BİR “ŞEY” MİDİR VE HUKUKİ ANLAMDA “KUSUR” SAYILABİLİR Mİ?

(Boşanma davasında kusur “kısaca boşanmaya sebep olan olayların kimin yüzünden gerçekleştiği, evlilik birliğinin hangi taraf yüzünden sarsıldığı” konusunun netliğe kavuşturulmasıyla belirlenir. Boşanma davalarında kusur belirlenirken en önemli delillerden biri tanık beyanlarıdır.

Somut olayda davacı taraf bolca tanık dinletmiş ve müvekkilin başlarda durumunu hiç “çaktırmadığı” için kusurlu olduğunu iddia etmiştir. Müvekkil ise tahmin edebileceğiniz üzere ailesinden hiç kimseyle görüşememektedir, oradaki arkadaşları tanıklık etmekten korkmaktadır dolayısıyla dinletecek bir tanık bulamamıştır. Bu sebepten dosya aleyhimize sonuçlanmak üzere dörtnala ilerlemektedir.)

Mahkemeye translığın “sonradan olunan bir şey” olmadığına dair makaleler ve uzman görüşleri sunduk ve fakat yine de dava muhtemelen müvekkil aleyhine nafaka ve tazminata hükmedilmesiyle sonuçlanacak. Henüz son duruşma görülmedi, fakat hukuk kadar kısır bir alanda böyle bir tartışmanın yapılmış olmasını dahi değerli bulduğumu belirteyim.

(Ayrıca yazıyı buraya kadar okuyan hukukçuların aklına gelebilecek “evliliğin butlanı” konusunu da bazı meslektaşlarla tartıştığımızı ve somut olayın aktaramadığım özel durumları sebebiyle o yolun çözüm olmadığına kanaat getirdiğimizi de açıklamış olayım.)

E-Cevaplanması gereken sorular ve Nafaka tartışması’na bir virgül!

Translık sonradan olunan bir “şey” değildir dedik ama yetmez. Bazılarının ve elbette hakimin kafasında beliren sorulara yanıtlar üretmek zorundayız. Örneğin; kişi madem trans kadın neden bunu en başta söylemedi? Kişinin içinde bulunduğu zaruret (açılamama hali) sonucu gerçekleşen evlilik ve nihayet boşanma neticesinde, diğer eş olan kadın aynı köyde “dul” sıfatıyla kalacak ve bu da bir mağduriyet oluşturmayacak mı? Evli bir trans kadın artık atanmış cinsiyet rollerini uygulamaktan bıkıp dolaptan çıktığında, eşine nafaka ödemeye mahkum edilmek zorunda mı? Transların iş bulmalarının çok zor olduğu düşünüldüğünde pek muhtemel nafakayı ödeyemeyecek olan müvekkilimin bu sebepten hapse girmesi hakkaniyete sığacak mı? Bütün bu hikayenin sonucunda adaletli ve hakkaniyete uygun bir karar elde edilmesi mevcut hukuk kurallarınca mümkün mü?

Sonuç niyetine

Yukarıda özetlediğim dava dosyasının sonucunda çıkan soruların benzerleri eşcinsel ve biseksüel kişilerin zorla yahut kendilerine dahi açılmadan önce “rızalarıyla” gerçekleştirdikleri evlilikler için de güncelliğini korumaktadır. Hukuk, özellikle aile hukuku elbette kazuistik (ayrıntılı, her somut olaya ilişkin çözüm barındıran, aşırı kuralcı) yasalarla düzenlenebilecek bir alan değildir. Fakat özellikle zorla evlendirme durumlarında, evliliğin “zorla” gerçekleştirildiğinin ispatı halinde yahut somut durumdan evliliğin zorla gerçekleştirildiği net olarak anlaşıldığında; evlilik birliğinin sona ermesi sonucu “mağdur” olan taraflara ilişkin hukuki düzenlemelerin yapılması elzemdir. Yine bu düzenlemeler yapılırken LGBTİ+ topluluğunun açılma sonrası yaşadıkları / yaşama ihtimalleri olan şiddet göz önüne bulundurup “neden baştan söylemedin” sorularının olmadığı bir noktaya gelinmesi önemlidir.

Davanın sonuçlanmasının akabinde dosyayı ve sonucu sizlerle daha ayrıntılı paylaşmayı umuyorum. Bunun yanında, paylaştığım dosyanın kimseyi umutsuzluğa sürüklememesini diliyor; hukukta yasa yapımının ve yasaların değişmesinin çok kısa sürede olmadığını ancak mücadelenin olanakları ve dayanışmayla yasaların ya da yasasızlıkların yarattığı mağduriyetlerin giderildiğine de çokça tanıklık ettiğimizi hatırlatmak istiyorum.

*Çoklu ayrımcılık: Birden fazla farklı özelliğe sahip olan kişilere özgü dışlama ve dezavantajlılık durumunu ifade eder. Örn: engelli kadın, lezbiyen kadın, trans lezbiyen kadın…) maruz kalanları da unutmadan, unutmamak yetmez adlı adınca isimlendirip kapsayarak, tüm kadınlar için sınıfsız, sömürüsüz, şiddetsiz bir dünya özlemiyle…

Yazı dizisindeki diğer içerikler:

Ne işimize yarıyor bu performanslar?

“Japon Arzu öldü” dediler…

İnterseksin patolojikleştirilmesinin tarihi ve bugünü

Trans intiharlarında dışlanma ve nefretin izleri

25 Kasım: Biseksüelim, lezbiyenim şiddete karşı buradayım!

*Bu yazı dizisi Avrupa Birliği tarafından desteklenmektedir. Bu, yazının içeriğinin AB'nin resmi politikasını yansıttığı anlamına gelmez.