İnsan Hakları

“bu, kelimenin her anlamıyla bir ‘nöbet’”

Perşembe, 13 Aralık 2018
Haber: Kaos GL

feminist yazar ayşe düzkan, kapatılan özgür gündem gazetesi ile dayanışma amaçlı "nöbetçi genel yayın yönetmenliği" kampanyasına katıldığı için cezaevine girecek.

ayşe düzkan

feminist yazar ve editör ayşe düzkan kapatılan özgür gündem gazetesi davasında gazete ile dayanışmak amacıyla başlatılan “nöbetçi genel yayın yönetmenliği” kampanyasına katıldığı için cezaevine girecek. istanbul 13. ağır ceza mahkemesi düzkan’a 16 ocak 2018’te 18 ay ceza vermişti.

istanbul 13. ağır ceza mahkemesinin kararını 29 kasım’da onaylayan istinaf mahkemesi kararı ile ayşe düzkan ile birlikte gazeteci ragıp duran, gazetenin genel yayın yönetmeni hüseyin aykol ve editörleri mehmet ali çelebi ile hüseyin Bektaş da “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla cezaevine girecek.

“yol arkadaşlığınıza, iyi dileklerinize, dualarınıza talibim”

düzkan cezaevine girmeden önce yeni yaşam gazetesi’ndeki köşesinde okurlarıyla vedalaştı. veda yazısında düzkan gazetecilik faaliyetinden dolayı cezaevinde olan gazetecileri hatırlatarak halkın haber alma özgürlüğünün tehlikede olduğunu şu cümlelerle aktardı:

“duymuşsunuzdur, istinaf mahkemesi benim de aralarında olduğum gazeteciler hakkında açılan davada çıkan kararı onayladı. böylece özgür gündem gazetesiyle dayanışmak amacıyla bir gün nöbetçi genel yayın yönetmenliği yaptığımız için bana, ragıp duran’a 18’er ay, haberlerinden dolayı hüseyin bektaş ve mehmet ali çelebi’ye yine 18 ay, hüseyin aykol’a iki yıl hapis cezası verilmiş oldu.”

“çok yakın bir zamanda, bu cezayı yatmak üzere teslim olacağım. cezaevinde yazma ve yazıyı ulaştırma koşulları nasıl olur bilemiyorum. o yüzden bu, bir süreliğine bile olsa bir veda yazısı.”

“mehmet ali çelebi’nin zaten cezaevinde olduğunu, türkiye genelinde siyasi sebeplerle cezaevinde olanların sayısının 50 bine dayandığını ve disk basın-iş’in kayıtlarına göre bunların arasında 150 civarında (civarında diyorum çünkü sayı sürekli değişiyor) gazeteci bulunduğunu düşününce, “geçmiş olsun”ları kabul ederken bile mahcup oluyorum.”

“özgür gündem’in ve onu önceleyen gazetelerin bürolarında, bu gazetelerde çalıştıkları için canlarından olanların fotoğrafları asılıydı ve bu fotoğraflar bir duvarı kaplayacak kadar çoktu. onları düşününce konudan bahsetmek dahi zoruma gidiyor.”

“son dönemde birçok gazeteci sürgüne gitmek zorunda kaldı çünkü aldıkları ya da alma riski taşıdıkları cezalar ömürlerinin ciddi bir kısmını oluşturuyor. insanın yakınlarından, yurdundan, -hele de gazetecilik gibi dille yapılan bir mesleği varsa- anadilinden uzak olması, avrupa’da adım başı ırkçılığa maruz kalmak nasıl zor bir iş, bilen bilir. ben de, ege’nin sahillerini, denizi, istanbul’un sokaklarını,vapurları, istiklâl caddesi’ni, müziğin iyi, içkinin ucuz olduğu barları, pazar yerlerini, buralara mahsus yemekleri, pul biberi seviyorum, insanı uykusundan uyandıran ezana, gündüzleri ona karışan çan seslerine, hiç dinlemesem de sözlerini bildiğim alaturka şarkılara, 15 yaşıma kadar varlıklarından bihaber olduğum alevilerin deyişlerine, kürtçeye, çocukken kulağıma çalınan rumcaya, çok sonra tanıştığım ermeniceye, şimdilerde duyduğum arapçaya aşinayım, bütün bunlardan ve anadilim türkçeden kopmak çok zor geliyor bana çünkü bütün bunlar yurdum, yoksulluğa ve savaşa mahkum edilmesi karşısında kahroluyorum ve sürgündeki arkadaşlarımı düşününce…”

“selahattin demirtaş’a yönelik aihm kararına karşı ışık hızıyla sonlandırılan davada mahkum edilen sırrı süreyya önder’in yine ışık hızıyla hapse atıldığını gördükçe…”

“gezi’ye yönelik soruşturmalara baktığımda ve barıştan söz edenlerin yaşadıklarını hatırlayınca, şu 18 aydan bahsetmek bile ayıp geliyor.”

“ama en basitinden bir gazeteci dayanışmasına dava açılmış olması bir yana, hapis cezası verilmesi birçok şeyi gösteriyor tabii. en başta bu mesleğin ve dolayısıyla halkın haber alma hakkının nasıl bir tehlike altında olduğunu…”

“çünkü özgür gündem nöbetçi genel yayın yönetmenliği, her şeyden önce gazeteciliği korumaya yönelik bir dayanışma eylemiydi.ama aynı zamanda, -en azından benim için-  bir türk olarak, bu topraklarda barış talebine sahip çıkmak anlamına geliyordu.”

“böyle durumlarda cesaret kavramının çok fazla dolaşıma sokulduğuna şahidim. kendi adıma söyleyeyim, cesur değilim. sadece, tarihin her aşamasında farklı bir biçim almış olan eşitlik, özgürlük ve adalet davasına, kendimi bildim bileli ucundan tutmaya çalıştığım davaya yararlı olmaya çalışıyorum. zaten mesele cesaret de değil. günde on saat, on iki saat çalışan, işinden olduğu anda çocukları, ailesi ve kendisi aç kalma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan bir emekçinin bu kadarını bile yapma lüksünün olmadığının farkındayım. bu, kelimenin her anlamıyla bir “nöbet”, sıra bize gelmişti, tuttuk, devam ediyoruz.”

“bu gazetenin okuruyla kurduğu ilişki başka mecralardan çok farklı, sokakta, pazarda karşılaşınca selamı esirgemeyen okurların yanımızda olduğunu biliyorum. bu yazının, biraz fazla öznel ve kişisel olmasını da bu seferlik bağışlayacaklarına güveniyorum. gidiyoruz ama bir gün döneceğiz. şimdilik, meşrebinize göre, yol arkadaşlığınıza, iyi dileklerinize, dualarınıza talibim.”