Yaşam / Dünyadan

Felaketler ve insani yardım ekseninde LGBTİ+’lar

Cumartesi, 15 Aralık 2018

Nefrete inat yaşasın hayat” diyerek yeni bir yazı dizisine başladık. Sene sonuna kadar nefret suçlarından, sanata; şiddete karşı mücadele yöntemlerinden adalete erişime çeşitli başlıklarda yazılarla LGBTİ+ etkinlik yasaklarına, medyada nefret söylemine ve LGBTİ+’lara dönük hak ihlallerine dikkat çekeceğiz. Janset Kalan; doğal afetlerin güneydoğu Asya ve Pasifik bölgelerinde yaşayan LGBTİ+’ların yaşamlarını ve LGBTİ+ insan hakları savunucularının stratejilerini ve politikalarını nasıl biçimlendirdiğini anlayabilmek için Endonezya, Filipinler, Burma ve Fiji’den aktivistlerle konuştu.

LGBTİ+ hakları denilince yalnızca cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, cinsiyet ifadesi ve cinsiyet özelliklerinden bahsetmek mümkün değil. Birçok farklı kesişimsel haktan da bahsetmek gerekiyor.

Türkiye hem bir deprem bölgesi hem de bulunduğu jeo-politik konum gereği savaşın etkilerini doğrudan yaşayan bir ülke. Ancak Türkiye’de gerek aktivistler gerekse LGBTİ+ toplumu olarak felaketler ve insani yardım meselesini neredeyse hiç konuşmuyoruz. Güncel politikalarımızda ele almıyoruz.

Felaketler ve insani yardım konularını LGBTİ+ hakları kapsamında kesişimsel bir bakış açısıyla ele almaya başlamamız gerekiyor.

Peki, felaketler ve insani yardımın süreklilik arz ettiği ülkelerden LGBTİ+ aktivistleri neler anlatıyor?

Amasai Jeke

Okyanus coğrafyalarında etkilerini daha sık ve şiddetli gördüğümüz doğal afetlerin, güneydoğu Asya ve Pasifik bölgelerinde yaşayan LGBTİ+’ların yaşamlarını ve LGBTİ+ insan hakları savunucularının stratejilerini ve politikalarını nasıl biçimlendirdiğini anlayabilmek için Endonezya, Filipinler, Burma ve Fiji’den aktivistlerle konuştuk. Hepsinin söylediği ortak şey; güneydoğu Asya ve Pasifik’te ve benzeri diğer coğrafyalarda felaketler yaşanıyor, felaket sonrası gelen yardımlar ve hizmetler ise LGBTQİ kişileri kapsamıyor.

Amasai Jeke, Fiji Adaları’nda yaşayan yerli genç bir trans kadın aktivist. Fiji’de bulunan Rainbow Pride Foundation (Gökkuşağı Onur Vakfı)’nda proje asistanı olarak çalışıyor. Kendisini yerel dil ve geleneksel kültürlerindeki adıyla vakasalewalewa olarak tanımlıyor. Pasifik ada ülkelerinde yerli halkın trans kadınlar için kullandıkları tanımlamalar kendine özgün ve cinsiyet kimliği hak mücadelesinin eksenini de bu geleneksel, kültürel özgünlük belirliyor. Nuie Adası’nda fakfifine, Tonga Adası’nda leiti, Samoa’da fa’fafine ve fa’atama tanımları trans kadınların geleneksel kimliklerinden bazıları.

Amasai, şu an bulunduğumuz tarihlerin Pasifik’teki ada ülkeleri için tsunami, fırtına gibi doğal afet dönemleri olduğunu söylüyor. Yakın zamanda yayınladıkları “Down by The River” araştırmasını göstererek felaket sonrası yaşanan şiddet, taciz ve travmalardan örnekler sunuyor.

“Doğal afetler öncesi ya da sonrasında sunulan hiçbir hizmet, hiçbir yardım LGBTİQ kişilere ulaşmıyor. Bizler bu politikaların dışında tutuluyoruz. Herkes çeşitlilik ve kesişimsellikten bahsediyor ama bizler için bu çeşitlilik be kesişimsellik nasıl işler bilmiyorlar. Bizim için insani yardım demek yerelleşmek demek. Yerelde dayanışma ağları kurup, ittifaklar oluşturmak demek.”

Dinin Pasifik toplumlarının gündelik yaşamından, ülke politikalarına ve kültüre her konuda çok önemli bir yerinin olduğunu söylüyor. “Felaket sonrası insani yardımların neredeyse hepsi kilise ya da kiliseye bağlı vakıflar tarafından yönetiliyor. Yaptığımız araştırmadan da okuyabileceğiniz canlı tanıklıklar var ki bazı trans ya da eşcinsel arkadaşlarımız sığınaklardan şiddet uygulanarak uzaklaştırılıyorlar.” Bu nedenle de kilise ve dini liderler ile iletişimi, işbirliğini güçlü tutmaya çalıştıklarını söylüyor Amasai. Kiliselerde çiçek düzenlemelerini, temizliği vakasalewalewaların (yani trans kadınların) yaptığını söylüyor.

İklim değişikliğinin etkilerini en şiddetli şekilde Pasifik adalarının yaşadığı aşikar. Amasai: “İklim değişikliği, küresel ısınma bizim ülkelerimizi doğrudan etkiliyor. 2030 yılında bazı ada ülkeleri sular altında kalacak. Bir ada ülkesi tüm nüfusuyla taşınmak zorunda kalıyor. Birçok insan dağlık, yüksek yerlere taşınmak zorunda kaldı bile. Kendi kültürlerinden, balıkçılık mesleklerinden kopmak zorunda kaldılar.”

Etnik gerilim, silahlı çatışma, askeri yönetim, yerinden edilmiş insanlar ya da insan eliyle yaratılan felaketler...

Aung Myo Min

Aung Myo Min, silahlı çatışma tarihi oldukça uzun olan Burma’da yaşayan bir LGBTİ+ insan hakları savunucusu. Equality Myanmar (Burma Eşitlik) derneğinde çalışıyor. Aung, Burma’da yaşanan felaketi, insan eliyle yaratılan felaket olarak tanımlıyor: “Silahlı çatışma farklı etnik grupları karşı karşıya getirirken, LGBT’ler bu çatışmanın en ortasında, en kırılgan grup olarak bulunuyor. Birçok sığınak Katolik Kilisesi tarafından idare ediliyor. Dini nedenlerden dolayı sığınağa başvuran LGBT’ler ya reddediliyorlar ya da herkesin içerisinde aşağılanarak utandırılıyorlar.” Geleneksel kültürün mülteci kamplarında baskın olduğunu belirten Aung, herşeyin kamp komiteleri tarafından örfi hukuk kurallarına göre idare edildiğini söylüyor. Bu da barınma konusunda LGBT’lerin dışlanmasına, saldırılara ve nefret cinayetlerine hedef gösterilmelerine sebep oluyor.

Endonezya ve Filipinler’de hem doğal afterleri hem de insan eliyle yaratılan felaketleri bir arada görmek mümkün.

Rafael H. Da Costa

Rafael H. Da Costa, Endonezya’da yaşayan ve Gaya Nusantara isimli dernekte görev yapan bir LGBTİ+ aktivisti. Lini Zurlia ise Endonezya’lı ve ASEAN SOGIE Caucus (Güneydoğu Asya Bölgesi Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Topluluğu)’da çalışan bir LGBTİ+ aktivist. Tsunami ve depremler Endonezya halkı için sürekli karşılaşılan felaketlerden. Şehirler kapanıyor, elektrikler uzun süre kesintiye uğruyor. Her iki aktivistin de söyledikleri şeyler aynı: “Felaket sonrası sunulan hizmetler bizleri kapsamıyor. Özellikle HIV ile yaşayan eşcinsel erkekler ve trans kadınlar tıbbi hizmetlere erişemiyor. Birçok vakada bu kişiler bizlere ulaşarak felaketin yaşandığı bölgelere ilaç desteği sağlamak zorunda kaldık.”

Lini Zurlia

Şeriat hukukunun geçerli olduğu Açeh bölgesi gibi muhafazakar yerlerde ise, eşcinsel erkekler ve trans kadınlar şeri hukukun yaptırımları ile karşı karşıyalar. Eşcinsel cinsel ilişkinin suç olarak tanımlandığı Endonezya’da doğal afetler sonrası LGBT’ler daha kırılgan ve saldırıların hedefi haline geliyorlar.

Ging Cristobal

Filipinler’de ise durum daha farklı. Doğal afetlerden ziyade son dönemde IŞİD’in ve silahlı çatışmanın etkilerinin gündelik yaşama nasıl yansıdığını anlatıyor aktivistler. Ging Cristobal, OutRight Action International derneğinin Asya Program Koordinatörü. Toni Gee ise Filipinler’de faaliyet gösteren Mujer-LGBT Derneği’nde faaliyet yürüten trans kadın aktivist. Filipinler’de kendi hükümetine sahip Müslüman Özerk Bölgesi Mindanao’da son yılarda artan silahlı çatışma ortamı ve IŞİD varlığının özellikle trans kadınları ve eşcinsel erkekleri nasıl etkilediğini anlatıyorlar:

“IŞİD eşcinsel erkeklerin ve trans kadınların hayatlarını tehdit etmeye devam ediyor. Birçok eşcinsel erkek ve trans kadın sokak ortasında silahla vuruluyor ve öldürülüyor. Şehri terk etmeye zorlanıyorlar. Çalıştıkları iş yerlerine saldırılar gerçekleşiyor.”

Toni Gee

Filipinler hükümeti ise özerk bölgede yaşanan çatışmalara dair herhangi bir müdahalede bulunmayarak, gerilimin tırmanmasına seyirci kalıyor. Bu silahlı çatışma krizi yüzünden birçok insan nefret cinayetlerine kurban gitmeye devam ediyor ve yerinden edilmek zorunda bırakılıyor.

Yazı dizisindeki diğer içerikler:

Ne işimize yarıyor bu performanslar?

“Japon Arzu öldü” dediler…

İnterseksin patolojikleştirilmesinin tarihi ve bugünü

Trans intiharlarında dışlanma ve nefretin izleri

25 Kasım: Biseksüelim, lezbiyenim şiddete karşı buradayım!

Bir dava dosyasının kısmi analizi ve nafaka tartışmalarına “ihtiyaç” molası

Monoseksizme de karşı bir 25 Kasım!

Akran zorbalığı mı? Evet tanırım, o benim kötü çocukluk arkadaşım

E-danışmanlık sosyal hizmet müdahalesinin neresinde?

HIV/AIDS’e karşı farkındalık değil, HIV ile yaşayanlar için farkındalık!

Korkudan sevgiye 1 Aralık: Bir gün insanlara hikayemi anlatacağım hiç aklıma gelmezdi!

Dostluk politikalarının imkânı üzerine bir taslak

Temsiliyet meselesi

Tacizin cinsellikle imtihanı

*Bu makale Avrupa Birliği'nin desteklediği LGBTİ'lerin İnsan Hakları için Farkındalık ve Savunuculuk Projesi kapsamında yayımlanmıştır. Bu, yayının içeriğinin AB'nin resmi görüşünü yansıttığı anlamına gelmez.