Medya

Benim gibi birisi var mı? – Renkli Ekran söyleşileri: Yasemin Öz

Çarşamba, 19 Aralık 2018
Haber: Kaos GL

 

 

KaosGL.org olarak sözlü tarih çalışmalarımız kapsamında yeni bir video söyleşi serisine başlıyoruz. “Renkli Ekran” adını verdiğimiz bu seride LGBTİ+ kişilerin gündelik hayatlarından örgütlenmeye; 80 ve 90’lı yıllardaki mücadeleden medyaya birçok konuyu ele alıyoruz.

Dördüncü konuğumuz Yasemin Öz. Yasemin, 90’lı yıllarda Kaos GL dergisini çıkartanlardan. Yirmi yıldan uzun bir süredir LGBTİ+ hareketine emek veren Yasemin; hem dergiyi hem de 2005’te Kaos GL’nin dernekleşme sürecini, bir araya gelmenin kendisine nasıl hissettirdiğini anlattı.

Benim gibi birisi var mı?

Yasemin, çocukluğunda peşine düştüğü bir soruyu anlatıyor: Benim gibi birisi var mı?

“Benim için en büyük sıkıntı hep şeydi hep eşcinsel erkekler veya trans kadınlar vardı. Hiç lezbiyen, biseksüel kadın yoktu, böyle bir model yoktu. Şu anda da diyemeyiz ki popüler dünyada LGBT örgütler kurulmasaydı bir tane yine açığa çıkan yok yani hani... İşte mesela İntizar olayında istenmeden ifşa edilen hayatlar var. Hani kimse de çıkıp “ben bu kimliği sahipleniyorum” diyemiyor kadınlar çünkü kadın ezilmişliğini orda da yaşıyor kadınlar. Ve... Ben hani eşcinsel erkekleri ve trans kadınların olduğunu anlıyordum da benim gibi birisi var mı hiç bilmiyordum.

“O dönem bir de internetin, farklı alternatif bilgi erişim kanallarının olmadığı bir dönemdi. Çok küçük taşra şehirlerinde hani ben çok kitap okuyan bir çocuktum ama buna dair kitap bulmanın mümkün olmadığı yerlerde yaşıyordum. Dolayısıyla bu bilgilerden inanılmaz yoksundum.

“Ben böyle her tür kitap okurdum, işte daha çok dünya edebiyatı okuyordum o zaman, neden çünkü işte ailem beni yönlendiriyor. İşte o yazarların isimleri biliniyor falan bana o kitaplar alınıyor, ben de hevesliyim okuyorum ama kendimce böyle macera kitapları da alırdım, gazetecilerde satılanlardan. O macera kitaplarının içinde on altı yaşımda falandı galiba, bir lezbiyen ilişki tarifi okumuştum ve şok olmuştum. İki kadın birbiriyle sevişiyorlar... Yani gerçek anlamda şok olmuştum, demek ki bu mümkün hani bunun için birisinin erkek olması gerekmiyor. Ve bu bilgi o kadar şaşırtıcı bir bilgiydi ki benim için hiç kimseyle tartışamayacağım, konuşamayacağım; neremde saklayacağımı, nereye koyacağımı bilmeyeceğim bir bilgi… Bu bilgiye erişmem bile bu kadar kazara olmuştu.

Yaz geçer

Yasemin hukuk okumak için üniversiteye geldiğinde de aynı sorunun peşindedir. Bu defa cevap Murathan Mungan’ın şiir kitabında saklıdır:

“Üniversitedeyken benim hayatımda başıma gelen iki iyi şey vardır. Biri Murathan Mungan. Ben Murathan Mungan’ı şeyin şarkı sözü yazarı sanıyordum üniversiteye gelmeden... Neydi o grubun adı, Yeni Türkü. Yeni Türkü’nün. Bir kitapçıya gittim bir arkadaşımla. Üniversitede aynı yurtta tanıştığım. Orda Murathan Mungan’ın bir şiir kitabını gördüm. Ben dedim “aaa şiir mi yazıyormuş, şiir de mi yazıyormuş” bilmiyorum şair olduğunu. O derece bir taşralıyım yani. Evet falan dedi, kitaplarına baktım. Sonra Yaz Geçer kitabı yani kapağı mavi diye, ya ben mavi rengi çok sevdiğim için, onu karıştırmaya başladım. İyi ki de o kitabı elime almışım. Bildiğiniz şiirin, ilk şiirin, Yalnız Bir Opera’nın neredeyse tamamını kitapçıda okudum ben bir güzel. Kitap karıştırıyorum diye... Ya çarpıldım çünkü böyle şiir sanki benim yaşadıklarımı anlatıyor, bir kadına duyduğum aşkı anlatıyor, çok özdeşleştirdim. Nasıl bu kadar derin yazabilir bir erkek diye düşünüyorum falan. Sonra arkadaşım orda böyle sohbet de ediyoruz böyle şiir üzerine, bunları anlatıyorum. Dedi ki “Murathan Mungan eşcinsel”. Ben böyle gözlerim dört açıldı, “nasıl yani” dedim "yani bunu söylüyor mu?”. “Evet” dedi “söylüyor”. Ben böyle hani... Vahiy inmiş gibi hissettim bana. Eşcinsel olan, bunu yüksek sesle söyleyen, şarkıcı olmayan birini duymuşum hayatımda ilk defa.”

Üzerimdeki bütün yük kalktı

İkinci cevap ise o dönem yeni yeni toplanmaya başlayan Kaos GL’dedir:

“Toplantıya gittim ben böyle on on beş kişi; çok az bir iki kadın, ağırlıkla erkek. Bu kadınlardan biri Yeşim Başaran. Ondan sonra ben sanıyorum bu ekip uzun süredir toplanıyor. İşte ben gittim... Bende de şöyle bir rahatlık vardır, çocukluğumdan beri. Bir yere ilk gittiğimde ilk gitmişim gibi davranmam. Rahatça konuşurum. İnsanlar da sanıyorlar ki ben çok rahat bir insanım. Gittim dedim ki ya “ben lezbiyen miyim heteroseksüel miyim biseksüel miyim bilmiyorum ama burada öğrenebileceğimi sanıyorum, o yüzden geldim. Kafam karışık. Sizlerle konuşmak istiyorum”.

“O gün toplantıda derginin bir sonraki sayının konusu ne olacak, falan filan işte öyle tartışmalar var. Ama böyle sanki böyle üzerimdeki bütün yük kalktı, öyle bir ferahlamış hissettim ki… Bir de şöyle bir şok yaşıyorum, bir grup insan kendine eşcinselim diyor. Dergi çıkarıyor, toplanıyor. Bunu kitapçılara bırakıyor. Ya büyük bir cesaret geldi bana. Hani onları çok cesur buldum. Sonra toplantı çıkışı da kızlarla, Yeşim özellikle, sohbet etmeye devam ettik. Ben bir sonraki hafta toplantıya gittiğimde şu moddaydım, “ben lezbiyenim!” O kadar rahatlamışım ki bir haftada. Hani o zamana kadar adını hiç koymadığım, nasıl koyacağımı bilemediğim şeyden öyle bir eminim ki... Öyle bir etki yaratmıştı.”

“Hepimiz çok yoksuluz ve hani hiçbir kaynağımız yoktu. Toplumsal olarak hiçbir kabulümüz yok. Kimsenin onayladığı bir örgütlenme yapı değiliz, zaten de bir avucuz. Dolayısıyla dergi çıkarmak bile bir para işi. Biz mesela dergiyi çıkarmak için işte her ay aidat topluyorduk aramızdan herkes ne kadar verebilirse. Atıyorum bugünün parasıyla çalışan biri elli, yüz, iki yüz veriyorsa biz de işte yirmi otuz elli ne verebiliyorsak. Bu paraları birleştiriyorduk.

“Bir de bizlerde bilgisayar da yoktu, yani bilgisayar lüks o zaman. Biz zaten öğrenciyiz, bilgisayar yeni yeni yaygınlaşmaya başlamış. Bir tane arkadaşımızın evinde bilgisayar var. O çalışıyor ve hani işte bize göre gelir durumu daha iyi. Ondan sonra onun evinde dergi diziliyor, yazılar yazılıyor. A3 formatında ikiye katlanacak şekilde ya da A4 formatında da A5’e dönüşüp katlanacak şekilde, format değiştirmiştik çünkü önce daha küçüktü sonra daha büyüktü falan. Dizgi yapılıyor, bunu da o işten anlayan arkadaşlar yapıyor. Mühendis işte bilgisayarcı falan olanlar, bunlar ağırlıkta öğrenci arkadaşlar. Ve dergiyi fotokopicide çoğaltıyoruz çünkü matbaaya gidecek bir paramız yok. Fotokopiciye gitmek de ayrı bir zulüm tabi fotokopiciden böyle bir derginin fotokopilerini teslim almak da gerilimli bir şey benim için.”

Ve dernek…

2000’lerin başında dernekler kanunu değişir. Kaos GL grubu da kendi içinde dernekleşmeyi tartışmaya başlar. Yasemin 2005’te dernekleşme ile sonuçlanacak o dönemi ve derneğin kurulur kurulmaz kapatılması için uğraşan valiliği anlatıyor:

“O dönem şöyle bir boğulma yaşıyoruz. Tüzel kişiliğimiz yok, paramız yok, her ay kirayı nasıl ödeyeceğiz? Ve haftalık toplantılarımız gerçekten tamamen maliye konuştuğumuz bir şeye dönüşüyor, yani politika tartışamıyoruz, ne üreteceğimizi tartışamıyoruz, üretecek kaynak bulamıyoruz. Ve buna nasıl bir çözüm üretebiliriz diye konuşmaya başlıyoruz. Ben her ay mesela cumartesi nöbetimde tek tek üyeleri arıyorum. Aidatınızı öder misiniz, işte kiramızı ödeyemedik çok zor durumdayız… Ki aidatları toplasan bile yetmiyor işte... Parası olan arkadaşlarımızdan borç istiyoruz, borç alıyoruz falan. Onu ödemeye çalışıyoruz. Böyle bir döngü içindeyiz. O dönem 2004 yılında Dernekler Kanunu değişmişti. Dernek olmak çok kolay hale gelmişti yani tüzüğü verdiğin anda dernek olarak kurulmuş oluyordun. Ben de tabi hani hukukçuyum ve arkadaşlarla şey konuşmaya başladım, ya biz dernekleşelim. Hani çok kolaylaştırdılar, on altı kişi bulsak dernekleşiriz. Açık eşcinsel olarak on altı kişi kurmak istemese bile heteroseksüel arkadaşlarımızla konuşalım, kurucumuz olur musunuz diye falan. Bir dönem yapabilir miyiz yapamaz mıyız falan tartışarak bir sene sonra falan, 2005’te işte, tamam yani biz bunu yapmayı bir deneyelim noktasına geldik. Ama bizde şöyle bir fikir vardı. Bizim dernek olmamızı bunlar kabul etmez, kapatılmamız için dava açarlar. Ama bırakalım açsınlar, böylece somut olarak devlete karşı bir adım atalım. Onlar da bize somut olarak resmi bir cevap versin. Hani bu iş bir resmiyete dökülsün. Stratejimiz şuydu; reddedileceğiz işte kanun yollarına başvuracağız, AİHM’e başvuracağız, niyetimiz beklentimiz o yöndeydi. Ve biz tabi dernek olduk. Ve ağırlıkta gerçekten LGBT’lerin kurucu olduğu bir dernek olduk, heteroseksüel arkadaşlarımız da vardı.

“Tabi hemen valilik bize kapatılmamız için Medeni Kanun’un ‘ahlaka aykırı dernek kurulamaz’ maddesine göre savcılığa başvuruda bulundu dava açın bu derneğe karşı diye. Biz tabi bekliyoruz ne olacak... Bu arada ilk defa işte uluslararası ILGA konferansı, ILGA Europe konferansına gidiyoruz o seneler, aynı zamanlar. Eşzamanlı oluyor böyle şeyler. Onlar bize geliyor, bize eğitim veriyor, hani Avrupa Birliği hukukunu mekanizmalarını nasıl kullanabiliriz, insan hakları mekanizmalarından nasıl yararlanabiliriz, işte falan. O dönem onlarla da ilişkimiz böyle gelişiyor bir yandan. Biz onlarla da görüştük tabi hani biz kapatılma davasıyla yüzyüze kalırsak diye. Onlar Avrupa Parlamentosu’nda parlamenterlerden mektup yazdırıp bakanlığa gönderttiler endişeyle izliyoruz falan diye. Sonra bir savcılık kararı geldi bize. Derneğin kapatılmasını kabul etmediğine dair savcının. Dava açmayacağına dair bir karar. Ya çok demokratik bir karardı yani detaylı yazılmış, insan hakları boyutuyla incelenmiş, hani bizim savunmalarımız kadar iyi ondan daha iyi bir karar yani şok edici bir karar. Beklemiyorduk açıkçası.”

Kendine bakmak

Yasemin bütün bu tarihin kendisine nasıl yansıdığını, kendisi gibi birinin bulmanın nasıl hissettirdiğini anlatıyor son olarak:

“Benim hayatımda birkaç dönüm noktası vardır böyle öncesi ve sonrası diye ayırdığım. Hayatımın en öncesi ve sonrası diye ayıracağım şey; Kaos GL öncesi ve sonrası. Çünkü LGBTİ olmak benim varoluş şeklim hani... Hani kadın olmak gibi bir şey, kendimden ayırt edilemez bir şey. Ben bunu nasıl yaşayacağımı bilmezken nasıl yaşayacağımı, nasıl yol yöntem bulacağımı öğreneceğim bir yaşama adım attım. Yani bu benim hayatımın en birincil yanlarından birisi hani... Dolayısıyla çok önemli bir payı var. Ve ben bir kere kendimi ifade etmeyi öğrenebildim. Bu büyük bir güç veriyor insana. Kendini ifade etmeyi öğrendiğinde ve bir kolektiften güç aldığında, haklılığına ikna olduğunda, senin işte sapık yasak anormal acayip olmayıp tamamen kişisel bir özelliğin olduğunu kendine söyleyebilir hale geldiğinde bunu başkalarına da söyleyebilir hale geliyorsun. O seni işte stigmatize eden falan insanlara. Ve ben arkadaş çevreme, aileme derhal açıldım. Daha akraba çeperime... Çünkü çok haklı buldum kendimi. Ben zaten kimliğimi biliyordum ama bunun sözcükleri yoktu bende ve toplumun gözüyle bakmaktan kurtuldum kendime. Kendi kalbimin gözüyle kendime bakmak ve beni seven insanların gözüyle kendime bakmak…

“Sonuçta kendini ifade etme kanallarına kavuşmak bir insan için birincil yaşamsal şeylerden birisi. Ve kendini ifade etmeyi öğrenince hayatın o kadar zor olmadığını da öğrenebiliyorsun. İşte daha önce yaşayamadığın ilişkileri yaşamaya başlıyorsun. Her anlamda sahici ilişki kuruyorsun. Önce kendinle, sonra dünyayla, arkadaşlarınla, ailenle. Ve sevgililerinle hani... Beraberlik yaşamaya başladığın insanlarla. Ve Kaos GL yalnızca toplumsal cinsiyet ve LGBTİ sorgusu açısından değil. Benim çocukluğumdan beri aradığım adalet arayışı, eşitlik özgürlük talebi, haksızlığa karşı çıkma, ayrımcılık şiddet iktidarın her şeyini sorgulama açısından baştan beri çok önemli bir çizgide duruyordu ve sivil topluma da bu anlamda bunu beraber yapma anlamında çok katkı sunduğunu düşünüyorum, bunu beraber yapmak isteyenlerle beraber yürüme konusunda.

“Ya benim hayatımda sanki aradığıma kavuşmak gibiydi Kaos GL. Düşünsel anlamda her boyutuyla. Yani benim gibi her şeyi sorgulayan işte her türlü insan ilişkilerinde olumsuz olarak yaratılmış her şeyi reddeden ve bunun böyle olması gerekmediğine dair bir düş ve bunu pratiğe dökme isteği, bunun için bir çaba. Önemliydi bu. Ve o yüzden de beni çok kuvvetlendirdi. O güne kadar inandığım şeyleri pratiğe dökmek için de bir alan açtı bana. Ben mesela hiçbir sol örgüte üye olmadım veya işte gidip başka ne bileyim öğrenci derneğine bile üye olmadım çünkü hiçbir şeyin beni tam ifade ettiğini hissetmedim. Bir şey de beni tam ifade etti. Hani evet eksiksiz burda benim söylemek istediğim her şey söyleniyor ve söyleyebilirim ve burda insanlar aynı şeye inanıyorlar. Anarşist gruplarla yakınlaşmalarımız vardı ama bir şey eksik kalıyordu bazen. İşte çok erkek geliyordu bazen anarşist tartışmalar bana. İşte bunlardan kurtulabildiğim arınabildiğim, bunları çok sorgulayabildiğim, bunları sarsmak isteyen sarsabileceğim insanlarla karşılaştığımı düşündüm. Yani o şok edici etki, o yapıyı bozma niyeti evet dedim bunun bir olanağı varmış. Zaman içerisinde tabi büyüyerek ve çok güçlenerek, topluma yayılarak bunun gücü artarak artarak ilerledi.

“Ve bence önemli olan insanın kendini gerçekten kalbini dinleyip kendine inanması, kendinden emin olması. Yani yoksa bütün toplum aslında birbirinin paçasını aşağıya çekmeye çalışıyor. Yani herkes mutsuz ve bunu başkasının... Acısını başkasından çıkararak başkasına da onu yaşatarak o hırsını almaya çalışıyor. Bu bir tek LGBT’ler için değil bütün insan ilişki ağlarına sinmiş yayılmış bir şey. Ve bizim haklılığımızı doğruluğumuzu bildikten sonra kendi yolumuzda yürümemiz gerekiyor. Kendi yolunda yürümek yalnızca sana değil etrafındakilere de çok şey verebilir, etrafındakiler de sana verebilir. Yolda yürürken gördüğün şeyler de sana çok şey verir. Ben gerçekten Kaos GL’nin çok çok önemli bir yol hikayesi olduğunu, bu yolun devam etmesi gerektiğini ve yolda da çok zenginleştiğini düşünüyorum ve yolu da çok çiçeklere bürüdüğünü düşünüyorum. Arada kaktüs de atmış olabiliriz ama olur o kadar.”

İLGİLİ VİDEO