Medya

Kaos GL Dergi 2018’de neleri tartıştı?

Cuma, 28 Aralık 2018

Bu yıl 24. yaşını kutlayan Kaos GL Dergisi 2018’de hangi konuları ele aldı?

İlk sayısı 20 Eylül 1994’te çıkan Türkiye’nin en uzun soluklu dergilerinden biri olan Kaos GL Dergisi 2018’de hangi dosya konularını ele aldı?

LGBTİ+’ların kendi sözlerini söyleyebilecekleri, kendi sorunlarına sahip çıkarak söz alabilecekleri ve bunları paylaşabilecekleri bir alan yaratmak amacıyla yayın hayatına devam eden Kaos GL Dergi yılı farklı alanlara değindiği 6 dosya konusu ile tamamladı.

Türcülükten sağ popülizme, yaşlılıktan mizaha 2018’de Kaos GL Dergi’nin gündemi neler oldu birlikte hatırlayalım.

2018’e “Türcülük” ile başladık

Kaos GL Dergisi, 2018’in Ocak - Şubat ayında “Türcülük” dosya konusu ile yayımlandı. Türcülük, yaşamın ve ölümün her anında sistemi şekillendiren bir ideoloji-söylem bütünü olarak önümüzde duruyor. İnsan dışı canlıların ölü bedenleri bile insanlardan farklı bir dil ile tanımlanıyor. “Hayvan” olmanın kendisi hem söylemsel hem de fiziksel düzeyde bir hakaret aracı olarak kullanılıyor. “İnsandışılaştırma” gücünü türcülükten alarak diğer ayrımcı ideolojilerle işbirliğine girişiyor.

Buradan yola çıkarak Türcülük dosyası ile birçok soruya cevap arayıp, tartışma alanları açmayı arzuladık. Bunlardan bazıları, Türcülük heteroseksizmle nasıl işbirliği yapıyor? Hayvanların sömürülmesini meşrulaştıran arka plan ne? Hayvan sömürüsü ile nefret ideolojileri olan homofobi, bifobi ve transfobi arasındaki ilişki nasıl kuruluyor? Bilimin ve çeşitli düşünce sistemlerinin iddia ettiği gibi türler arasında aşılmaz ayrımlar var mı? Zorunlu heteroseksüellik ile “zorunlu etoburluk” arasında nasıl bir ilişki var? Cinsel kimliği düzenleyici söylemler ile beslenme kimliğini düzenleyen söylemler arasında bir ilişki kurulabilir mi? Hiçbir türün çocuğu olmayan, yetim ve aynı zamanda kendisinin annesi olan koyun Dolly ataerkil akrabalık sisteminin cinsiyet ikiliklerini aşarken ‘insansonrası’ için bize ne söyler?

“Mizah”la devam…

Baharı mizahla karşıladık… “Mizah,hegemonik olandan nasıl etkilenir? Cinsiyetçi ve heteronormatif stereotipleri nasıl kullanıyor? Kadınları ve LGBTİ’leri dışarıda bırakan espri, mizah olabilir mi?” Soruları ile yola çıktığımız dosyada “Mizahsız Olmaz” dedik ve mizahı tartışmaya açtık.

Mizah çok kuvvetli bir araçtır, bir anda değiştiriverir gökyüzünün rengini. Yarattığı ufacık bir gülümseme ile bir anda taşır başka başka alemlere. Gullüm de böyle değil midir zaten? En çıkışsız görünen anda, en ama en çaresiz hissedilen zamanda atılan şen bir kahkaha, afilli bir madikoli… Bu sayıda peşine düştüğümüz soru da bu: Heteronormatif toplumun kara mizahını gökkuşağı renkleriyle boyamak mümkün müdür? Karşısına geçip alay edilerek gülünen olmak yerine hep beraber gülsek daha iyi olmaz mı?

Peki ya transların deneyimlerinden yola çıkarak hazırladıkları Cadının Bohçası, Küründen Kabare ve daha niceleri ana akım mizahın neresine düşer? Mizahın da mizahçıların da kendi içinde gizli ya da açık bir hiyerarşisi mi var? Bizim kabarelerimiz, bohçalarımız her yerde açılsa hep beraber daha güzel gülmez miyiz?

Yanıtlarınız ne olursa olsun, mizah her yerde…

Peki ya “Yaşlılık”?

Mayıs - Haziran aylarında “yaşlılık” üzerine çalıştık. Bu dosyada hayatları boyunca izole bir yaşam sürdürmek zorunda bırakılan, çevrelerindeki insanların önyargılarından korktukları için belki hayatı boyunca kimseye açılmayan ve her türlü kamusal hizmetlere erişimde sorun yaşayan yaşlı LGBTİ’lere odaklandık.

LGBTİ örgütlenmelerinin ve etkinliklerinin daha ziyade gençlere odaklı ve gençlerden oluşan kadrolarla örgütleniyor oluşu kimlikleri nedeniyle ortak paydada bulaşabilecekleri genç LGBTİ’lerle buluşmalarını engelleyebiliyor.

Bu coğrafyanın yaşlı LGBTİ’lerinin nasıl yaşadığına baktığımız, hem de başka ülkelerdeki yaşlı örgütlerine ve maruz bırakılan ayrımcılıkları bertaraf etmek için ne tür stratejiler geliştirdiklerine odaklanıp, oluşturdukları kooperatifleri, birlikleri araştırdığımız “Yaşlılık” dosyası ihtiyacımız olan tartışma alanlarını yaratma arzumuzu hayata geçirdi.

“Cinsellik” olmadan olmaz!

Cinselliğe dair politik manevralar Osmanlı’dan Tanzimat’a, Erken Cumhuriyet’ten günümüze değin, sürekli yeniden müzakere edilmekte. Cinsellik hakkındaki ikili düşünce sistemlerinin pek çoğunu karakterize eden, tek bir ideal cinsellik olduğunu var sayan, kimi özcü yaklaşımları tartışmaya açtığımız bu sayıda ayrıca feminizm ve cinsellik tartışmalarındaki bazı sınırlılıklara, yeni cinsellik tartışmalarına, flört şiddetine odaklandık.

Bunların beraberinde, normatif anlatı erkekten kadına ya da tersine yönelen arzunun kuruculuğunda örgütlenen (aile, din, eğitim, mekân vb.) bir toplumsal bir aradalık yaratırken bu durumun Osmanlı’da nasıl olduğuna, kuşaktan kuşağa değişen flört kültürüne (hamamlar, parklar gibi), bu kültürün günümüzde profil sitelerinin ve nihayet telefonlarımızda yer alan uygulamalarla, uygulamalar arasında nasıl değişiyor olduğuna, buralar için hem küçük ip uçlarına hem de bu uygulamaların dışlayıcı “topluluk kurallarına”, geleneksel gey ve lezbiyen çalışmalarının 90’larda yaşadığı kırılmayla ortaya çıkan "queer" kavramının bu coğrafya için dönüştürücü gücüne ve devrimci potansiyeline, Osmanlı cinsellik çalışmalarının bize bugün için ne tür veriler sunacağına değindik.

“Yerel Yönetimler”de neler oluyor?

Türkiye’de yerel yönetimler (mahalli idareler) Tanzimattan günümüze merkezi yönetimlerin politik konumlanışları ve dönemin gereklilikleriyle sürekli olarak dönüşüme uğramıştır. Ancak değişmeyene dair konuşacaksak eğer -aksi pek çok sözleşmeyle taahhüt altına alınmış olmasına rağmen- yerel yönetimlerin tariflerde sıklıkla rastlanılan “demokrasinin beşiği” olma iddiasını tahsis edecek ne yetkileri ne de yerinden yönetim ilkesine uygun bir şekilde düzenlemeleri olmuştur.

Yerel Yönetimlerin çalışmalarına baktığımız zaman, uygulamaların sunulduğu “halk”ın erkek, Müslüman, sünni, sağlıklı, heteroseksüel, natrans bir halk olduğunu iddia etmek kimseyi şaşırtmaz. Şaşırmayız çünkü kentlerin toplu taşıma hizmetlerini kullanırken hemen hemen translara rastlanmaz, şaşırmayız zira alevi köylerine cem evi açılmaz, şaşırmayız çünkü kentin sokaklarında sakatlara rastlanmaz.

Bu dosyada da bu çalışmaları inceleyip, Türkiye’den de güzel örnekleri paylaşarak tartışma alanları oluşturmayı hedefledik.

Yılı “Sağ Popülizm” ile kapadık

 

Sağ popülizm neoliberalizmin girdiği krizle, belki daha spesifik olursak 2008 krizinin ve Suriye savaşının tüm dünyayı etkilemesiyle giderek yükselişte. Arka arkaya sıralanmasına son dönemde aşina olduğumuz karizmatik liderlerin ortak pek çok yanı olduğu gibi destekçileri de ortaklaşıyor bir noktada: Demokrasi karşıtlığı!

Bütün bu karizmatik liderler, örgütlü yapılara karşı nefret duyuyorlar; ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarına, uluslararası ittifaklara, sendikalara, kendinden olmayan siyasi partilere, ki zaman zaman kendi partileri de dahil olmak üzere. Bu nefrete, sürekli karşı karşıya kaldığımız iç ve dış düşmanlar söyleminin her an hazır ve nazır bir şekilde karşımıza çıkmasıyla tanıklık ediyoruz.

Bunlardan yola çıkarak da, Sağ Popülist siyaset yapma biçimlerinin neye tekabül ettiğine, LGBTİ ve feminist hareketlere ve bu hareketlerin kaygılarına değindiğimiz bu sayıda, Sağ popülist siyaset yapma biçimine karşı queer siyasetin olanaklarını değerlendirdik. Queer siyasetin tam da kendine içkin belirsiz halinin bu melez siyaset yapma biçimine karşı olanaklarını değerlendirdik.

 

Dergiye nasıl ulaşabilirim?

Kaos GL Dergisi 2019’u televizyon ile heteroseksizm ilişkisine odaklanacak. Peki, dergiye nasıl ulaşabilirsiniz?

Dergiye; online aboneler dergi websitesinden ulaşabilir. Basılı halini edinmek isteyenler ise önümüzdeki haftadan itibaren kitapçılardan yeni sayıyı satın alabilirler. Dergiyi internetten satın almak için ise Notabene yayınları ile iletişime geçebilirsiniz.