Medya

Böyle geldi ve böyle gitmeyecek – Renkli Ekran söyleşileri: Tuğrul Eryılmaz

Cuma, 28 Aralık 2018
Haber: Kaos GL

 

 

Sözlü Tarih projemiz kapsamında Renkli Ekran söyleşilerinde son konuğumuz usta gazeteci Tuğrul Eryılmaz. Eryılmaz; 60’lardan günümüzde medyanın LGBTİ+’lara bakışını, Ülker Sokak’ı ve mücadele ile gelen değişim ve dönüşümü gazeteci gözüyle değerlendirdi.

1970’lerde birileri gelip…

Tuğrul Eryılmaz, 1960’lardan beri Türkiye’deki basının değişim ve dönüşümüne tanık olmuş, her döneminde gazetecilik yapmak için mücadele etmiş bir isim. Haliyle, medyada LGBTİ+ temsilleri denildiğinde o dönemleri en iyi hatırlayanlardan…

“Bana 1970’lerde birileri gelip -tabi o zaman LGBTİ denmiyor- Türkiye’de bir gey grup, hatta gey bile yok, 2018 senesinde gelip senle işte Türkiye’deki geylerin ve lezbiyenlerin durumlarını bir gazeteci olarak, bir aydın olarak, bu işlerin içinde gayet yakın yaşamış bir insan olarak konuşacaklar deseydi gerçekten şey derdim, bunlar iyice kafayı yemişler. “Yav nediyorsunuz siz” derdim. Tamam hayat gelişiyor mutlaka, her şey gelişiyor. Ama inan ki böyle bir şey aklıma gelmezdi çünkü bir kere zaten Türkiye’de benim kendimi bildiğimden beri, bırak yani 60 sonları 70 başlarını, şöyle bir durum var: Her mahallenin bir gey abisi ya da çocuğu var. Hatta işte lezbiyen bir iğneci Nuriye teyzesi de var. Bunlar evlere giren çıkan insanlar yani. Fakat şöyle bir durum da var yani, bunlar bir komedi unsuru, rahatlatıcı unsur, ya da hakikaten toplumun bir parçası. O biraz da evlere göre değişiyordu. Sorma o da sana anlatmasın, herkes kendi hayatını yaşıyor. Yani şimdi bu dışlanma değilse dışlanma yok o anlamda.

70’ler ve 80’lerde medya

“Bir kere bu 70’ler çok zor. Yani o zaman TRT Haber Merkezi’nde başladım ben gazeteciliğe. Zaten böyle haberler görülmüyor. Gazetelerde çıkan şeyler de zaten işte eşcinsel cinayeti, işte arkadaşına sarkıntılık etti öyle şeyler. Yani olayın ne olduğunu bilmeden. “Ya ne oluyor? Bunlar kim? Türkiye’de kaç kişi var bunlardan? 50 kişiler mi? 500 kişiler mi? Beş milyonlar mı?” Bunun kıyamet kopması başlıyor. Zaten ama şu da var, ben hep şunu söylerim gazetecilik derslerinde de yani bir ülkedeki oluşan muhalefet bile o kurumlar bile o ülkenin siyasetinden çok bağımsız olamıyor. O seni bir şekilde eziyor, zorluyor ve sen kendine kaçacak yerler arıyorsun.

12 Eylül’den bahsedeceğim şimdi. O kadar baskı var ki, nereden kaçacağını bilemiyor insan. Tüm siyaset yasaklanmış neredeyse. Gazeteci kıvraklığı işte aydın uyanıklığı istiyorsan ne dersen de böyle bir şey... Toplumsal muhalefet yani bu yavaş yavaş şey başlıyor, kadın hareketi çok önemli kadın hareketi Türkiye’de. Eşcinsel hareketin, gey hareketin şimdi LGBTİ hareketi sanatı da kullanıyor. Ya burdan nasıl bir muhalefet yaparsın? Çok iyi hatırlıyorum ben yani... 80’lerin en başlarında biz Nokta’da çalışırken artık bu çok klişe oldu benim ağzımda ama böyle bir şey de yaşadık. Yav iki sayfalık bir “eşcinsel olursa çocuğunuz” şeyi yapmak için... İki sayfalık haber yapacağız yani... Hiç unutmuyorum işte ben varım, İpek Çalışlar, Güldal Kızıldemir daha böyle ilk ekip. Yazgülü Aldoğan da galiba daha ayrılmamış ya... Böyle bir gayet akıllı insanlarız yani. Aklımız sıra zaten şeyi sokuşturmuşuz o daha kolay oldu, kadın hareketi, feminizm... Yav şimdi haberi yaptık... Şimdi patron da kötü adam değil. Oradaki hukukçular da var yani bunlar sosyal demokrat aklı başında insanlar. Kıyamet kopuyor. “Ya” dediler “siz burda hiçbir yerinde şey dememişsiniz, eşcinselliğin bir hastalık olduğunu söylememişsiniz.” Hadiiiii... O zaman böyle internetler minternetler de yok kardeşim hani oturup işte Amerikan Psikiyatri Derneği de şu sayıda bunu böyle kabul etti. Ama neyse ki bilgimiz var. Anlatıyoruz. Hiç unutmam o sıralarda Duygu Asena da Kadınca dergisini çıkarıyor, onun da desteğiyle falan neyse… Biz bu haberi çıkardık. Ama şunu eklemek zorunda kaldık, biz de çok zekiyiz ya, “bazılarınca bir hastalık olarak kabul edilen eşcinsellik” bize bu cümleyi koydurdular. Ama sonuç olarak biz çok mutluyuz çünkü haberimiz geçti, esas olarak bizim derdimiz o.

Sessizin sesi olmak

“Bana sorulursa, Türkiye medyası tamam eskisi gibi değil, bu doğru. Yani çok ciddi muhabirler var, editörler var hatta köşe yazarları var ve seslerini yükseltebiliyorlar. Yani bu hani sessizin sesi olmak lafı vardır ya gazetecilikte, bunu yapıyorlar. Ama hâlâ şeyi görüyorsunuz, LGBTİ’yle olan haberlerin neredeyse yarısı… Ama şimdi bu çok büyük başarı ben sana söyleyeyim, bu bir başarı, artık bunu Kaos GL mi yaptı, Türkiye’nin aydınları mı yaptı, İngilizlerin dediği gibi sokaklarda bangır bangır bağıran screaming quenler mi yaptı bunu bilemem. Ama sonuç olarak geldiğimiz yer saptamı şu, yani ne bileyim yüzde yüz kötü bir şeyden daha az düzeyde daha az dikkatli olmaya çalışan gazeteciler… Bu da öğrenildi ama yani, bunun için de az bir şey ödenmedi.

“Daha bilgili, daha bu işi bilen, daha bu işe kafa yormuş insanlar ciddi olarak... Mesela işin sırf medya tarafına gidersek medyadaki insanlarla çok iyi ilişkiler kurdular ve dertlerini anlatmayı başardılar. Yine bunu kendileri yaptılar. O anlattığı insanlar da muhabirler, editörler gey olsun ya da olmasın bir şekilde bu talepler karşısında dikkatli olmak zorunda kaldı.

“Yok hötöröf, abuk subuk zaten komedi yani bir insanın saçlarının kesilmesi. Karakolda bilmem ne olmasının… Bir tür satış unsuru. Hani bir de eğlendireceksin ya, e bu da magazin işte diyorlar, magazin bu da. Sen istediğin kadar sosyologlar de, araştırmalar yapılıyor de, ciddi olarak bilmem ne de, yahu hâlâ insanlara şeyi anlatmak zorunda kalıyorsun ya, böyle bir hastalık yok! Bunun tedavisi de yok.”

Ülker Sokak…

“Ülker Sokak’ta, galiba o zaman biz Sokak dergisini yapıyorduk, tabi Sokak da olabilir. Ya bayrak asıyorlardı kapılarına biz şey değiliz diye, trans gey yani... Bu ne biçim bir şey diyorsun ya! Ve hakikaten daha o zaman bile burdan insanları kaçırdılar. Ama bayraklarla hani sanki dersin şeye gidiyoruz, savaşa gidiyoruz. Ya kendi ülkenin yurttaşlarından bahsediyoruz, senden hiçbir farkı yok. Acısıyla, aç kalmasıylan... Sen A’yla yatıp kalkmayı dostluk kurmayı seviyorsun o B’yle seviyor ne var bunda? Bunu anlatmak gerçekten çok zaman alacak çünkü... Çünkü çok kendi haddimi aşmış gibi olacağım ama yani ya binlerce yıllık bir erkek egemen kültürden bahsediyoruz. Bugünden yarına ne bekliyorsun ki zaten ne olacak ki yani? Hani o kadar kıyamet kopuyor şu oldu bu oldu işte kadınlar eşitlendi... Nereye eşitlendiler Allah’ını seversen? Bu o kadar kolay şey değil ama bu şu anlama geliyor, bu tür işlere gönül vermiş yani bu tür işlerle uğraşan, insani kaygıları olan, ideolojik kaygıları da olabilir insanların, çabalarıyla böyle olacak yani “e yavaş yavaş gider”... Öyle bir şey yok.

“Ülker Sokak benim kafamda hep şey bırakır acıdır, çünkü şey... Şeyi hatırlıyorum, bayraklar asıp hadi bakalım ibneler dışarı, translar dışarı. Yani o kadar korkunç şeyler oldu ki orda yani insanlarla ilgili şey... E tabi bir sürü şey de görmezden geliniyor. O da dehşet verici bir şey. Yani sen yok saydığın zaman sanki o yok oluyormuş gibi. Öyle bir şey yok ama, o orda acı çekiyor insanlar. Ya bir insanın başka bir insana şu veya bu nedenle acı çektirmesi mümkün değil. Yani bu kadar genel şeyleri düşünseler aslında tabi insanların akılları kıçlarında önlerinde olmayacak anladın mı yani. Bir böyle bakabilseler yahu şu adam şu kadın şu insan acı çekiyor ya... Hani biraz fazla şimdi Türk filmi gibi oldu ama işin doğrusu da bu! Ben hiç mecbur değilim sana ideoloji, bir şey biliyorsun işte. Binlerce yıldır erkekler bu dünyanın ağzına etmişler. Erkek derken de bir şeyden bahsediyoruz, ideolojiden bahsediyoruz. Ben vururum olur, başlar. Annene başlar arkasından bilmem nereye başlar, kızına başlar, “ulan sokağa çıkma bu kadar çok orospu mu olacaksın” yani... Tabi ki herkesi kastetmiyorum. Ama erkek egemen dediğin şey bu, benim çizdiğim kurallar içinde kaldığın takdirde sana hayat hakkı var. E artık insanlar bunu yemiyorlar. İster gey olsunlar ister olmasınlar. Anca gidersin diyorlar, ben kendi hayatımı yaşarım.

“Artık bir hareket başlayınca, toplumsal bir hareket başlayınca, onu kolay kolay tekrar şişeye sokmak o kadar kolay değil. Ama yine de ben bazen şeyler görüyorum, Kaos GL’nin rakamlarından görüyorum, ciddi bir homofobi hâlâ var. Homofobik olmadığını varsaydığın kendi arkadaşlarından bile bazen öyle şeyler duyuyorsun ki Allah Allah diyorsun şimdi bu nerden çıktı? Ya bu şey, o içselleştirilmiş bir şey. E daha bir sürü kuşak gerekecek, e bunun kovulması için, exorcism yapıp dışarı atılması için… Yoksa şey değil yani öyle aaa bak ne hoş oldu, nerelere geldik... Ama hep umut var. Buraya geldi işte işler. Düşünsene, yani insanlar hep böyle düşünsünler, sadece göz bir gözlükle bakmasınlar. Yahu biz 70’lerde daha... Biz de kafamıza vura vura “hadi bakalım söyle, komünist olduğunu söyle” diye bize vurdular. Komünizm yasak ya o zaman. “Hayııır biz sosyalistiz!” Ne acıklı değil mi? Ne kadar korkunç bir şey yani kendin olduğun bir şeyi söyleyememek. Dayak yediğin halde, mahkemelere götürüldüğün halde. Yani bütün gruplara yapılan bir şiddetten bahsediyoruz. Zaten bunun farkına varılmaya başlandığı anda Türkiye’de geylerin de işi kolaylaştı, kadın hareketinin de işi kolaylaştı, bütün diğer azınlıkların da işleri kolaylaşmaya başladı. Sesler çıkmaya başladı. Çünkü bunlar birbirlerini anlamaya başladılar. Bu kadar şey... Basit bir durum. Hastalıktan şeye kadar gelebildik hiç hastalık lafını kullanmadan, hiçbir şey yapmadan yazılar yazmak ama şeyi hep üstümüzde hissedeceğiz o baskıyı. O baskı hep bize bu egemenler tarafından gelecek, ama nasıl ki herkes buna karşı bir mücadele bir direnme içindeyse bizim LGBTİ’ler de hani şey yapacaklar başka bir şans yok... Böyle geldi ve böyle gitmeyecek ve gitmeyecek de. Bir de şey düşünüyorum tabi yani insanlar şeyi görmek istiyor, insanız ya sonuç olarak. Ulan diyorsun şöyle ölmeden böyle rahat rahat işte ne bileyim ben şey gibi aynı hani “bir sosyalist başkan görebilecek miyim?” “ya ölmeden önce bizim de bir tane gey başbakanımız, dışişleri bakanımız olacak mı?” Var çünkü elalemin. Anlatabiliyor muyum? Ama tabi bunlar şey kalıyor tabi hani hoş fanteziler olarak kalıyor ama eminim ki yani bu konuşmaları elli sene sonra yapacak iki insan çok daha farklı bir yerden konuşacaklar ama böyle insanlara toplu halde acı çektiriyorlar.”

İLGİLİ VİDEO

Böyle geldi ve böyle gitmeyecek – Renkli Ekran söyleşileri: Tuğrul Eryılmaz