Gökkuşağı Forumu

Ben şanslı olandım

Pazartesi, 31 Aralık 2018

Heteroseksist sosyal hizmet, kendimizi tanımamızı istemiyor. Kendi bedenimizi ve aslında içimizdeki kendi ‘ben’imizi bulamadan başkasının  gerçek ben'ini yok sayarak sadece norm kabul edilenle ilgilenmemizi istiyor.

Kaos GL Derneği’nin 8 – 9 Aralık tarihlerinde İzmir’de düzenlediği “Uluslararası Sosyal İçerme Çalıştayı”nın bana bıraktığı sorular hakkında yazmak istedim. Çünkü Çalıştay’ın ilk anından oradan ayrılmamıza kadar ve bitiminden bu zamana dek oldukça çarpıcı bir etkisi oldu bende. İzmir’deyken sosyal hizmeti, sosyal hizmeti, uygulanmasını, bugüne dek alanda aldığım eğitimi sorguladığım; döndüğümüz zamandan bu yana da kendimi sorguladığım bir süreç oldu benim için.

Çeşitli yerlerden gelen, farklı deneyim ve tecrübelerdeki hocalarımızla, mesleğe atılmış ve bunu yurtiçi ve dışında yapan ilerdeki meslektaşlarımla kıyasladığımda ben neredeydim? Bu mesleğin neresinde ve ne kadarıydım. Dönem başındaki ilk gözlem raporumda, “beden” hakkında daha önce düşünmeğimden, bunun beni sarstığı çünkü temel sorun olarak tanımladığım şeylerin bile en altında ve aslında çok da açık, gözümün önünde duran “cinselliği” yok saydığımdan, bunun hakkında hiç düşünmediğimden bahsetmiştim.

Sınırıları yeniden çizmek

Neden düşünmem gereksin ki, zaten olağan olan, her zaman bizim için orada olan ve olması gerekendi; doğumdan gelen cinsiyetin varsayılan özelliklerini göstermek ve partnerinin karşı cinsten biri olması… Bu durumun sorgulanabilir olması beni şu zamana kadar düşündüklerimi ve “doğru” bildiğim yolu sarsan ve sınırlarını yeniden çizmem gerektiğini gösteren bir başlangıç oldu.

Açıkçası dönem başından Çalıştay’a kadar sürekli kendimi sorguladım ve yolumun kucaklayıcılığıyla, çeşitliliğiyle gurur duyarken aslında ne kadar öyle olmadığıyla yüzleştim. Çalıştay’da, dönem başından bu yana kendimi sorgulama ve kendime kızma durumu yerini; bize bu mesleği öğreten,  yurtiçi ve yurtdışında alanda çalışan ilerideki meslektaşlarımı ve sistem içindeki sosyal hizmetin ne’liği üzerinde düşünmem aldı.

Benim çok geç uyanmam ve şans eseri uyanabilmem tamamıyla benim hatam değildi ki. Çünkü Kaos GL Derneği’nde değil de başka bir yerde staj yapsaydım böyle bir sorgulamam olmayacaktı.

Kendini tanımak, başkasını tanımak

Bunun en önemli nedeni bence şu: Heteroseksist sosyal hizmet, kendimizi tanımamızı istemiyor, kendi bedenimizi ve aslında içimizdeki kendi ‘ben’imizi bulamadan başkasının bedenini ve gerçek ben'ini yok sayarak sadece norm kabul edilenle ilgileniyor.

Bu aslında mevcut eğitim sisteminde çok olağan bir sonuç. Çünkü kendini tanımayan, farkında olmayan ve belli tabularla sorgulamadan kabul eden bizler, mesleki çalışmaya başladığımızda benzer eğilimleri sürdürüyoruz. Bu bağlamda bence sosyal hizmet mesleğinin asıl sorunu “kadro” değil, ders içeriklerinin yetersiz olması ve kapsayıcı olmaması.

‘İçerme’ tam olarak ‘içerme’ mi?

Çalıştay’a dönecek olursam, özellikle Remzi Altınpolat'ın konuşması, sistem içindeki sosyal hizmeti sorgulamamın önünü açtı. Altunpolat’ın sosyal içerme hakkında söylediği  “İçerisi dediğimiz şey zaten dışlayan bir şey. Dışarıdakini içeriye çağırırken, aslında içeridekini de dışarıya itmek olduğunu unutmamak gerekir” sözü, normlarımı sarstı. Bu sanırım yüzleşmek istemediğim bir konuydu. Var olan ‘içerme’nin aslında tamamıyla yanlış olduğu ve ‘içerme’ derken bile insanların bazılarını yok sayılarak dışlanması…

Uluslararası Sosyal İçerme Çalıştayı'ndan

Çalıştay’da ayrıca, 1967'den önce Birleşik Krallık’ta erkeklerin hemcinsleriyle birlikte olmalarının cezasının ömür boyu hapis olduğunu öğrendim. Türkiye'ye baktığımızda böyle bir yasaklama ya da ceza yok ancak kişileri cinsel yönelik ya da cinsiyet kimliğinden ötürü karşılaşabilecekleri ayrımcılıktan koruyan bir kanun da yok. Bu durum diğer yandan Türkiye’de LGBTİ+'ların yok sayıldığını da gösteriyor. Bu bağlamda aslında yapmamız gereken çok iş olduğu ancak bize sunulan eğitimle başlayan koşu bandı serüvenimizin sonuna doğru; tüm yol alma çabamızın, yol alıyor gibi sanmamızın aslında bir yanılsama olduğunu, yerimizde saydığımızın farkındalığını şans eseri yakalamak beni en çok düşündüren kısım oldu.

Ben bu sorgulamayı yapabildiğim için şanslı olandım.

‘Mahremiyet’e dair

Son olarak Çalıştay sonu ve partiden sonra sorguladığım kavram ‘mahremiyet’ti. Umut Güner’in mahremiyetin bulunulan yere göre yeniden tanımlanabilir bir şey olduğunu söylemesi... Kavram ortama göre mi yeniden tanımlanabiliyor veya sınırları çiziliyor yoksa kişinin mevcut mahremiyetine uygun/ uygun olmayan ortamlarda bulunma durumuna göre mi şekilleniyor? Ben açıkçası mahremiyetin kişinin kendisinin tanımladığı ve tanımlanan kavrama karşılıklı saygı duyulması gerektiği düşüncesindeyim. Söylenenin doğruluk payının şurada olduğunu düşünüyorum hepimizin mevcut mahremiyetinin ortaklığı, ortamın kavramı yeniden tanımlayabilmesini sağlıyor.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

Son Yazıları