İnsan Hakları / Nefret Suçları

SES Ankara: Transfobik şiddete son!

Perşembe, 10 Ocak 2019
Haber: Kaos GL

SES Ankara Şubesi, Hande Buse Şeker’in öldürülmesinin ardından “Transfobik şiddete son” çağrısı yaptı.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şube Yönetim Kurulu, İzmir’de trans kadın Hande Buse Şeker’in öldürülmesinin ardından açıklama yayınladı.

“Transfobik şiddete son” diyen sendikanın açıklamasının tam metni şöyle:

“İzmir'in Konak ilçesinde, 09.01.2019 tarihinde bir polis memurunun tabancasından çıkan kurşunlar, bir trans kadını öldürdü ve iki trans kadını yaraladı.

“Nefret suçları sonucu en temel olan yaşama hakları ellerinden alınan LGBTİ’ler sağlık, barınma, eğitim, istihdam, sosyal hizmetlere erişim noktalarında da çeşitli zorluklar yaşamaktadırlar.

Kadına yönelik şiddetle mücadeleye zemin hazırlayan en önemli sözleşme, 1979 yılında hazırlanan ve ülkelerin onayına sunulan Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’dir. Sözleşme ile taraf devletlere toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın ve görünümlerin tasfiye edilmesi için gerekli her türlü önlemi alma konusunda sorumluluk verilmiştir.   CEDAW Sözleşmesinin 1989 tarihli 12 No’lu tavsiye kararında, devletlerin kadınları şiddetten korumakla yükümlü oldukları ve ülkelerin bu konudaki gelişmeleri rapor etme gereklilikleri belirtilmiştir. CEDAW Komitesinin1992 tarihli 19 No’lu tavsiye kararında da kadına yönelik şiddetin cinsiyete dayalı bir ayrımcılık biçimi olduğu ve insan haklarının kullanılmasını engellediği ifadesi yer almıştır.

“Dünyada yıllarca ceza hukuku ve savunma sektörünün problemi olarak görülmüş olan şiddet; 1996’da Cenevre’de toplanan Dünya Sağlık Asemblesi’nin uluslararası sağlık gündemine alınmış ve toplantıda şiddetin tüm dünyada önde gelen bir toplum sağlığı sorunu olduğunu açıklayan karar kabul edilmiştir (WHA49.25).  Ardından Üye Devletlere şiddet sorununu acil değerlendirmeleri çağrısı yapılmış ve Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) şiddeti anlamak ve önlemek için bilimsel temelli bir yaklaşım geliştirmesi istenmiştir.  Böylece DSÖ, şiddeti küresel bir toplum sağlığı olarak gören ilk kapsamlı raporu hazırlamış ve 2002’de Şiddet ve Sağlık Üzerine Dünya Raporu adıyla yayımlamıştır.

“2003’te gerçekleştirilen Dünya Sağlık Asemblesi’nde alınan bir kararla da (WHA 56.24) Üye Devletlere sağlık bakanlıkları bünyesinde, DSÖ’nün Şiddet ve Sağlık Üzerine Dünya Raporu’nda yer alan sonuçlar ve öneriler doğrultusunda bir odak noktası belirlemeleri çağrısında bulunulmuştur.

“Avrupa Konseyinin kadınlara yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek amacıyla hazırladığı, İstanbul Sözleşmesi olarak anılan ve 2011 yılında İstanbul’da imzalanan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin onaylanması Türkiye için çok önemli bir adım olarak kabul edilmektedir. Şiddete karşı yürütülen mücadeleyi ve yasalardaki alt yapıyı değerlendiren ve şiddeti uluslararası platformda raporlamayı da içererek taraf ülkelerin uygulamalarının uluslararası denetiminin yapılmasının öngören İstanbul Sözleşmesi’nin şartları, 12 ülkenin taraf olmasıyla 1 Ağustos 2014 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir. Yasa şiddet mağduru kadınlara önemli koruyucu haklar sağlamaktadır. Türkiye’de sözleşmeye dayanılarak hazırlanan ve 8 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da da sözleşmede yer alan şiddet tanımı benimsenmiştir.

“İstanbul Sözleşmesi; imzacı devletlere “kadına karşı şiddeti önleme, şiddetten koruma, şiddet eylemlerini kovuşturma ve mağdur destek mekanizmaları oluşturma” konularında yükümlülük getirmektedir. Sözleşmenin 4. Maddesi; devletlerin bu yükümlülükleri yerine getirirken “cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, politik ya da farklı görüş, ulusal ya da sosyal köken, bir ulusal azınlığa ait olma, mülkiyet, doğum, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği, yaş, sağlık durumu, engellilik, evlilik durumu, göçmen ya da mülteci durumu veya başka durum” gibi hiçbir zeminde ayrımcılık yapmamalarının üzerinde durmaktadır.

“Sözleşmenin 4. Maddesinde yer alan özgün ifadeleri referans alarak diyebiliriz ki; toplumsal cinsiyet, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim konularında ayrımcılık yapılmadan yükümlülüklerin yerine getirilmesi gerekir. O zaman Dünya Sağlık Örgütünün raporlarında ve kılavuzlarında yer alan “toplumsal cinsiyete dayalı şiddet”ten söz ediyorsak ya da uluslararası belgelere dayanan normları kaynak alarak toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamayı hedefliyorsak bütün toplumsal cinsiyet kimlikleri ve LGBTİ politikalarını içermeyen bir toplumsal cinsiyet eşitliğinden de söz edemeyeceğimizi bilmemiz gerekir.

“Yaşama hakkı ve sağlık hakkını toplumsal cinsiyet eşitliğini hedefleyen bir duruşla savunurken, aslında bunun aynı zamanda uluslararası normlara göre hazırlanmış ve imzalanmış belgelerle yükümlülüğümüz olduğunu; LGBİ’lere ve trans kadınlara yönelik şiddeti önlemek ve şiddetle mücadele etmek için de İstanbul Sözleşmesi’nin yükümlülüklerini yerine getirmek gerektiğini vurgulamak yerinde olur.”

İlgili haberler:

İzmir’de polis, trans kadını öldürdü

Polis ateş açtıktan sonra “Kimse buradan çıkmayacak” dedi!

İzmir Barosu Hande Şeker cinayetinin takipçisi olacak

Ankara Tabip Odası: Transfobi ve kadına şiddet son bulsun!