Gökkuşağı Forumu

Ceren Damar cinayeti ve Şehir Üniversitesi’nin bugünkü sorumluluğu

Pazartesi, 28 Ocak 2019

Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü; evrensel etik sahibi, insan haklarını koruyan, hukukun üstünlüğünün işlediği bir ülkede infial yaratması gereken bir bilgilendirme ve çağrı yazısı paylaştı. Başta Şehir Üniversitesi Rektörlüğü olmak üzere yetkilileri göreve çağırıyor. Şehir Üniversitesi’nde yeni kurulmakta olan Şehir LGBTİ+ topluluğunun üyeleri bir nefret çetesi tarafından tehdit ediliyormuş.

“İbne misin? O zaman yallah Boğaziçi’ne”, “Tomorrow: I clean my university… (Yarın: Üniversitemi temizleyeceğim…)” diyor bu nefret çetesi ve ekliyorlar:

“Bu apaçık bir uyarıdır. Şu zamana kadar okulun gerçek çoğunluğu gelişen olayları izlemekle yetinmiş ancak yeni dönemde aksiyon almaya karar vermiştir. Görünen odur ki seslerinin çok çıktığını sanan azınlık güruh henüz Şehir’in acı gerçekleri ile karşılaşmamıştır. Sizin referans olarak aldığınız kaynakları tanımadığımız ve hiçbir zaman da tanımayacağımız için tartışma ortamına girmeyi şu ana kadar düşünmedik. Ancak oluşan bu ortamda daha fazla sessiz kalamazdık. Özel hayatınızda yapacağınız hiçbir şey bizleri ilgilendirmez ancak bunların propagansını üniversitemizde yapamaz ve alçak fikirlerinizi insanlara alenen yayamazsınız. Bundan dolayıdır ki üniversitemizde yapacağınız her türlü fiili ya da sözlü provokasyonunuzda karşınızda bizleri bulacaksınız ve o zaman balyoz gibi inen reaksiyonumuzun nedenini kendinizde arayacaksınız.”

Evet bunu yazmışlar, en son yedi kişi de beğenmiş.

Geçtiğimiz günlerde Londra’da eşcinsellere saldıran bir çete çökertildi ve üyeleri ağır hapis cezaları aldı. Konuyla ilgili bir dedektif görevlendirildi ve nefret çetesi titizlikle tespit edildi, hepsi yargılandı, ağır cezalar aldılar, gazeteler isim isim tüm çete üyelerini ifşa etti.

Nefret suçu olan bu tehdidi paylaşanlar neden titizlikle araştırılıp bulunmuyor? Bu paylaşımı beğenenler hakkında suçu alenen övmekten neden işlem başlatılmıyor? Şehir Üniversitesi mensupları neyi beklemektedirler? Çankaya Üniversitesi’ndeki vahşet sonrası, bu vahşetten önce okuldaki çeteleşmelerin, nefret eylemlerinin cezasız bırakıldığı hakkında beyanlar paylaşıldı. Eski bir Çankaya Üniversitesi mensubu Ekin Barış Şah,  Atatürk İlkeleri, Tarih, Araştırma ve Kültür Topluluğu (ATAK) adlı resmi toplulukta örgütlenen ve kendilerine “Çankaya Ülkücüleri” diyen grubun Rektörlük seviyesinde destek gördüğünü, bu nedenle son derece rahat bir şekilde etkinlikleri engelleyip insanları tehdit edebildiklerini söylemişti. Adının açıklanmasını istemeyen geçen yıl mezun olan eski bir öğrenci de haklarında herhangi bir yaptırım yapılmayan imtiyazlı öğrenci gruplarından söz etmişti ve "Bir keresinde de KAOS GL'den bir avukat davet ettik, etkinliğimizin başlığını da 'LGBTİ Hakları' koyduk. Yine aynı öğrenciler bizi tehdit edip 'Okula travesti getiremezsiniz' dedi. Okul etkinliğimizin adını 'Toplumsal Cinsiyet' olarak değiştirdi, bu öğrencilere hiçbir yaptırım yapılmadı." şeklinde Çankaya Üniversitesi hakkında beyanlarda bulunmuştu.

Şimdi sormak istiyorum, örgütlenme hakkı ve ifade özgürlüğü Anayasal bir hakken, herkes kanun önünde eşitken, yargı bağımsızken pratikteki cezalandırmalar neden aynı değil? Şehir Üniversitesi’nden bir grup öğrenci çıkıp "Başörtülü müsün yallah Arabistan'a" diye bir grup kursaydı ve insanları tehdit etseydi hemen gazeteler haber yapar, okul işleme başlar, savcılar göreve cağrılırdı. Peki ya şimdi? Bir gazete dahi haber yapmıyor kendiliğinden. Muhalif gazetecileri dahi dürtmek, aramak, kişisel ilişkileri kullanmak gerekiyor haber yapmaları için. Okullar zaten kamuoyu baskısı yoksa hiçbir konuda işlem başlatmamayı seçiyorlar, savcılıklar da öyle. Ne kadar normal değil mi LGBTİ+'ları bu kadar açıktan tehdit etmek. Şunun aynını başka bir azınlık, ezilen, öteki için yapsalardı infial yaratırdı. Bu tepkisizlik ciddi bir ayrımcılığın sonucu aslında. Evrensel etiğin işlediği, hukukun üstünlüğünün olduğu, kanun önünde eşitliğin olduğu başka bir ülkede çoktan gazeteler haber yapmıştı ve bu nefret çetesinin çökertilmesi için işlem başlatılmıştı.

Yapılması gereken, olması gereken belli halbuki. Öncelikle basının görevi nedir? Gazeteci kimdir? Muhalif gazeteci kimdir? Bu kadar ciddi bir tehdidin mini etekli kadın öğrencilere yapılmasını beklemeyendir. Muhalif basın da eril dediğimizde anlaşılmıyoruz; ama ben eminim ki bu tehdit mini etekli kadın öğrencilere yönelik yapılsaydı en azından muhalif basında infial oluşturacaktı, muhalif basının yüce gönüllülüğünden değil; çünkü aslında muhalif basındaki erillik mini etekli kadının kamusal alanda özgürlüğünü düşünmüyor, daha ziyade kendi makro siyasi gücüne tehdit geldiğini düşündüğü için “karşı mahalleden” gelen böyle bir nefrete ses çıkarıyor. Aynısı muhafazakar erilliğin başörtülü kadınları savunmalarında da mevcut. Oysa ki insan hakları böyle savunulmaz, nefretle ve şiddetle böyle mücadele edilmez. Eşitlik bu değildir, hukukun üstünlüğü hiç bu değildir. Yapılması gereken belli, herkesin işini yapması. Basının bu nefreti haberleştimesi, Şehir Üniversitesi’nin titizlikle soruşturma başlatması, hem yazan hem beğenenler hakkında, üniversiteyle ilişkileri varsa gerekli disiplin işlemlerinin yürütülmesi, savcıların sosyal medyada işlenen bu nefret suçunu ülkende herkesin güvenliğini korumaları için sağlanan bilimel ve teknolojik imkanlarla soruşturması, suçluların bulunması, dava açılması, gereken cezayı almaları. Yapılması gereken bunlar. Şiddet toplumu olmak istemiyorsak herkesin ve de bu herkesin parçası olan dezavantajlı azınlık grupların maruz bırakıldıkları şiddete birlikte karşı durmamız gerekiyor. Yoksa nasıl yaşayacağız? Nasıl güvende ve huzurlu hissedeceğiz? Nasıl özgür olacağız? Yapılması gerekenleri yaptırmak sorumluluğumuz, ülkedeki herkesin refahı için sorumluluğumuz.  

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.