Yaşam / Cinsellik

Cinsel Şiddetle Mücadele İçin Kavramlar: Tecavüz Kültürü

Pazartesi, 11 Mart 2019

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği ile “tecavüz kültürü”nü konuştuk: “Mağdur suçlayıcılık tecavüz kültüründen beslenen bir edim.” 

İllüstrasyon: Aslı Alpar

Kaos GL Dergi’nin 163. Sayısında Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’ne Rıza Kültürü’nü sormuştuk. Derneğin 2017 yılında gerçekleştirdiği Kavram Tartışmaları’nda cinsel şiddetle ilgili İngilizceden çevrilen kavramlarından biri olan Rıza Kültürü’nün ardından bu sayımızda da “Tecavüz Kültürü”ne yer veriyoruz.

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’ne çeviri bir kavram olarak “Tecavüz Kültürü” ne anlama geliyor, ifşa tecavüz kültürüne karşı bir araç olarak kullanılabilir mi, tecavüz kültürünü nasıl ortadan kaldırabiliriz sorularını sorduk. Yanıtlar, cinsel şiddete, tecavüz kültürüne karşı mücadele eden aktivistlerin önünde uzun ve zorlu bir yol olduğuna işaret ediyor. Tecavüz kültürünün önlenmesinde ifşayı bir araç olarak kullanırken diğer yandan koruyucu - önleyici çalışmaları yaygınlaştırmak gerektiği ortaya çıkıyor. Sözü daha da uzatmadan Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’ne bırakalım…

“Kültür her zaman hak temelli yaklaşımı destekleyen bir yerden oluşmuyor”

‘Tecavüz Kültürü’nü nasıl tanımlıyorsunuz?

Tecavüz Kültürü 70’lerde Amerika’da feminist hareketin üzerinde tartıştığı ve tecavüzün bir erkek davranışı olarak normalleştirildiği, doğallaştırıldığı durumlar için kullanılan bir kavram. Tecavüz kültürü içinde bulunulan kültürde normalleştirilen, öğrenilen, sosyal yollarla inşa edilen ve aktarılan, geniş çapta yaygın davranışların kabul gördüğü ama herkesin paylaşmadığı bir kültür ifade ediliyor.

Kültür’ Türkçedeki olumlu karşılığı ile ‘tecavüz kültürü’ bir tezat oluşturmuyor mu?

Tecavüz kültürü bir çeviri kavram. Bu kavramı kullanırken yerelleştirdiğimiz zaman sizin de söylediğiniz kavram kargaşaları ile karşılaşılabiliyor. Çünkü “Kültür” kavramına İngilizcede nötr -tarafsız-, Türkçede ise daha çok olumlu ve aidiyet içeren anlamlar yüklendiğinden, tecavüz kelimesiyle birlikte kullanılması farklı noktalardan ve farklı gerekçelerle sorunsallaştırılıyor. Kavramın tecavüzü meşru kıldığı, normalleştirdiği gerekçesi bunlardan biri, anlam olarak bunun kültür olamayacağının söylenmesi de bir başka gerekçe.

Fakat biliyoruz ki, kültür her zaman her koşulda hak temelli yaklaşımı ve davranışları destekleyen bir yerden oluşmuyor. Kültürün içinde norm olarak kabul edilen şeyler, adetler, gelenekler ve görenekler her zaman olumlu değil. Mesela, heteronormatiflik geleneklerle meşrulaştırılabiliyor ya da çocuk evlilikleri bazı kültürlerde, siyasi iktidarlar ya da gruplar tarafından onanıyor.

“Mağdur suçlayıcılık tecavüz kültüründen beslenen bir edim” 

‘İfşa’nın yaygınlaşmasını tecavüz kültürüne karşı bir eylem olarak görmek mümkün mü?

İfşa, cinsel şiddete maruz bırakıldığına dair beyanı olan bir kişinin, maruz bırakıldığı şiddeti dile getirebileceği güvenli bir alanın söz konusu olmadığı, şiddetin sistematik hale geldiği, hiyerarşik iktidar ilişkisinin hâkim olduğu ya da kişinin taleplerinin karşılanmadığı durumlarda kullanılan bir yöntem.

Eğer sosyal çevremizin içinde gerçekleşen bir beyan varsa, beyanı veren kişinin isteğine de bağlı olarak, o kişiden başka kişilerin sorumluluk alıp faille konuşması ve failin yaptığı eylemin adını koyması önemli. Cinsel şiddet türlerinin arasında hiyerarşi kurmadan diyebiliriz ki herkes fail olabilir, failin dönüşmesinin önünü de tıkamayan yöntemler geliştirmek dönüştürücüdür. Tecavüz kültürünün önlenmesinde ifşayı bir araç olarak gündemleştirmekle eş zamanlı olarak, koruyucu - önleyici çalışmaları yaygınlaştırmak gerekiyor. Bunu bir savunuculuk aktivitesi olarak düşünebiliriz. Duygulara ve cinselliğe dayalı tüm ilişkiler ve ilişkilenmelerde, rızanın varlığının sorgulandığı ve konuşulduğu bir iletişim biçiminin toplumsal olarak kabul görmesi ve yerleşmesi için savunuculuk yapabiliriz. Bir diğer işletilmesi gereken mekanizma, failin hukuk kuralları çerçevesinde ceza alması için şikâyet etmek, bu mekanizmaları yürütmek ve olayın takipçisi olmak. Tabii ülkemizde ve dünyada aslında, kişinin şikâyet edebilmesinin, rahatlıkla “ben cinsel şiddete maruz bırakıldım” diyebilmesinin önünde bazı engeller var, bunların başında mağdur suçlayıcılık yer alıyor.

Tecavüz kültürü doğrudan bir edim değil. Gaslighting, taciz, tecavüz, mağdur suçlayıcılık gibi eylemleri nasıl ortaya çıkarıyor?

Mağdur suçlayıcılık tecavüz kültüründen beslenen bir edim. Erkeklerin bazı cinsel dürtüleri kontrol edemediği için şiddete meyilli olma düşüncesi, erkeklerin doğaları gereği şiddete başvurabilecekleri yolundaki yaklaşım, cinsel şiddetin hiyerarşilerden veya otoritenin kullanımından değil cinsellik ile ilgili olduğu varsayımı ya da hormonlardan kaynaklandığı fikri, yani toplumda cinsel şiddetle ilgili var olan mitler, doğru kabul edilen yanlış inanışlar zaten toplumsal dönüşümün önünü kapatan düşünceler.

“Tecavüz kültürünü engellemek toplumsal iyi olma hali için hepimizin sorumluluğu”

Tecavüz kültürünü ortaya ne çıkarıyor?

Hayatta kalanı suçlama, tecavüz kültürünün büyük bir parçasını oluşturur. Hayatta kalanlar, yaşadıklarını açıklamak konusundaki isteksizliklerinin sebebi olarak, sık sık saldırı için suçlanma korkularından bahsederler. Tecavüz kültürü, hayatta kalanları “şiddeti talep ettikleri” veya “aptalca kararlar aldıkları” gibi yargılarla utandıran ve suçlayan bir ortam üretir. Bu durum hayatta kalanların kendilerine uygulanan şiddeti paylaşma konusundaki isteklerini sınırlandırır. Toplumda cinsiyet kimliklerine atfedilen aktiflik ya da pasiflik tanımları da aslında hiyerarşileri ortaya çıkaran toplumsal cinsiyetin yeniden ürettiği basmakalıp yargılardır. Cinsel şiddet ne giydiğimiz, nasıl davrandığımız, günün hangi saatinde nerede bulunduğumuzla ilgili değildir. Cinsel şiddet bu hiyerarşilerin varlığından, güç ilişkilerinden kaynaklanır. Toplumda var olan, “hayır’ın aslında evet demek olduğu” yönünde inanışlar, sessizlik gibi “hayır”ın yokluğunun ise onay vermek anlamına geldiğine dair bir söylemi kullanmak, bunu davranışlarda, dilde ve diğer sosyal ilişkilerde göstermek, ya da taciz, tecavüz şakalarının normalleştirilmesi de tecavüz kültürünü ortaya çıkaran nedenlerdir. Herhalde futbol alanında gördüğümüz davranışları en belirgin sosyal eylemler olarak burada telaffuz edebiliriz. Stadyumda “tecavüz marşı” çalmak, karşı takım için kına gecesi düzenlemek, bekaretin tanımlandığı, karşı takımın yenilgisi üzerinden Japon bayrağı açmak, tecavüzle özdeşleştiren karakterlerin ikonlaştırılması ve bu karakterlerin birer maskot olarak kullanılması tecavüz kültürünü üreten edimler ve suç teşkil ediyor.

Tecavüz kültürünü yok etmek için neler yapabiliriz?

Toplumumuzdaki ayrımcı söylemler, homofobi, kadın düşmanlığı, transfobi, engellilere yönelik ayrımcılık gibi, şiddeti, adalet sistemini ve iktidara erişimi etkileyen baskıcı sistemlerle bağlantılı. Mesela, hayatın her alanında görüldüğü gibi futbol alanında da görülen yukarıda saydığımız suç unsuru teşkil eden davranışların cezasızlıkla değil ceza ile sonuçlanması yönünde kamuoyu oluşturabiliriz, stratejik davalamalar yapabiliriz. Tecavüz kültürünü engellemek toplumsal iyi olma hali için hepimizin sorumluluğu. Yalnızca siyasi otorite değil, hak temelli çalışan örgütler olarak da değil, bireysel olarak da yapabileceklerimiz var. Bu sistemleri dönüştürücü bir algıyı hem medyada görebilirsek hem gündelik hayatımızda hem de ilişkilerimizde pratik edebilirsek tecavüz kültürüne karşı bir tavır geliştirmiş oluruz.

*Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin “Televizyon” dosya konulu 164. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye; online aboneler dergi websitesinden ulaşabilir. Basılı halini edinmek isteyenler ise önümüzdeki haftadan itibaren kitapçılardan yeni sayıyı satın alabilirler. Dergiyi internetten satın almak için ise Notabene yayınları ile iletişime geçebilirsiniz. 

İlgili haber:

Cinsel şiddetle mücadele için kavramlar: Rıza kültürü