İnsan Hakları / Sağlık

“Ergenlerde hormon tedavisinin amacı olumsuz bir dönemi çalkantısız şekilde geçirmeyi sağlamak”

31 Mart 2019

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Psikiyatr Koray Başar’a trans ergenlere uygulanan hormon tedavisini sorduk.

Türkiye’de trans geçiş operasyonları başvurularında önemli bir artış var. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaygın eğilim, başvuru yaşının düşmesi. Yani daha çok çocuk ve ergen cinsiyet kimliğinin doğduğunda kendisine tayin edilenden farklı olması nedeniyle yardım almak için ruh sağlığı uzmanlarına başvuruyor. Bu gelişme Türkiye’de sosyal medyada bilimsel ve güncel yöntemler dışarıda bırakılarak sürdürülen bir takım tartışmalara da vesile oldu.

Sosyal medyada halen süren bu tartışmayı ergen yaşta trans geçiş sürecinin yasaklanması gerektiğini “çocukları kısırlaştırdığı” ya da “kansere yol açtığı” gibi bilimsel olmayan iddialarla savunan kullanıcılar başlattı.

Trans ergenlerin tüm hayatını etkileyecek böylesi önemli bir sürecin ve kararın sosyal medyaya yansıması ne yazık ki bilimsel ve güncel olmayan iddiaların ve birçok yanlış bilginin dolaşıma girmesine neden oldu.

Bu konuyu, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Psikiyatr Koray Başar’a sorduk.

En baştan başlayalım mı? Trans ve tıp ilişkisinden…

Trans kişilerin tıpla ilişkilendiği tarihsel gelişime değinmeden önce sıkça kullanacağım “cinsiyetinden hoşnutsuzluk” teriminden bahsetmek istiyorum.

Trans kişiler için tıpta kullanılan “cinsiyetinden hoşnutsuzluğu” şöyle tanımlayabiliriz. Biliyorsunuz her yeni doğanın birtakım bedensel özelliklerine bakılarak cinsiyet varsayımında bulunulur. Ancak bazı kişiler, hayatlarının çok erken bir döneminden itibaren kendilerine atanan cinsiyetten farklı bir cinsiyete ait olduğunu hisseder. Bunu herkes aynı şekilde deneyimlemez, aynı şekilde ifade edemez ve dışa vuramaz. Bu kişiler bu örtüşmeme nedeniyle de ruhsal zorluklar yaşayabilirler, cinsiyet hoşnutsuzluğu tam olarak bu durumu anlatır. Aslında bu terim ‘trans’tan farklı, trans kişinin kendisi için kullanabileceği bir kimlik özelliği, cinsiyetinden hoşnutsuzluk ise ruhsal bir duruma verilen isim.

Tarihsel gelişime dönecek olursak, transların tıp ile yolunun kesişmesinin 1950’li yıllara denk düştüğünü söylemek mümkün. Peki, bu yıllara dek cinsiyetinden hoşnutsuz kişiler yok muydu? Elbette vardı ancak ne yazık ki pek çoğunun içinde bulundukları toplumun yapısına göre var olan özelliklerini kendi çabalarıyla cinsiyetlerine uydurmak yada tüm ömürlerini olmadıkları bir cinsiyettenmiş gibi geçirmek dışında pek seçenekleri kalmıyordu.

“Tıp insanların cinsiyetini değiştirmiyor”

Peki, bu yıllarda tıp nasıl yaklaşıyordu translara?

Bu yıllarda cinsiyetinden hoşnutsuzluğu olan kişilerin yaşadıkları rahatsızlık hissi patolojik kabul ediliyordu. Yani toplumun baskısı içinde ait olduğu cinsiyete bedenini, yaşamını eşitleyemeyen kişilerin sahip olduğu olumsuz ruh halinin psikolojik bir hastalıktan kaynaklandığı varsayılıyordu.

Bunun aksi olduğunu gördük yıllar içinde. Kişilerin kendilerini herhangi bir cinsiyetle tarif etmelerinin onların ruhsal yapılarının diğer yönleriyle ilgili bir soruna, bozulmaya işaret etmediği anlaşıldı. Bunun yanı sıra cinsiyet kimliğinin ve cinsiyet ifadesinin zannedildiği gibi iki cinsiyetle tanımlanamadığını, insan cinsiyetinin tüm özellikleri herkes tarafından aynı şekilde anlaşılan, deneyimlenen ve benzeşen kategoriler halinde olmadığını anladık. Dahası kişinin tüm toplumsal baskılara, bedensel ve ruhsal müdahalelere rağmen hissettiği cinsiyet kimliğinin değişmediğini de gördük. Bu durumun ve tıbbın gelişimiyle birlikte, cinsiyetinden hoşnutsuz kişilerin bedenlerini hissettikleri cinsiyetin özelliklerine göre değiştirmeleri mümkün hale geldi. Aslında tıbbın bu konuya eğilmesi ya da tersinden söyleyelim, bu konunun tıbbileşmesi, tıbbi müdahalelerin mümkün olmasıyla başladı.

Bu tıbbi işlemler 1950’lerden sonra yapılmaya başladı. Ama unutmayalım, az önce de dediğim gibi translar daha önce de, milattan önce de, her coğrafyada vardı. Sadece tıbba ulaşmadan önce translar, toplumsal koşullara göre kıyafetlerini ve görünümlerini hissettikleri cinsiyete göre düzenleyebiliyorlardı. Bugün biz bu sürece “sosyal geçiş” adını veriyoruz. Bu durumda tıbben yapılanlara da “tıbbi geçiş” demek mümkün.

Tıp bugün “cinsiyet değişikliği” mi yapıyor?

Tıp insanların cinsiyetini değiştirmiyor o sebeple cinsiyet değişikliği demiyoruz. Tıp insanların kendilerini gördüklerini cinsiyete özgü özelliklere sahip olmasına yardım sağlıyor. Üstelik bu sadece transların ya da psikiyatriye başvuran kişilerin yaptığı bir şey değil. Aslında hepimiz kafamızda belirlediğimiz cinsiyete bedenimizi uydurmaya çalışıyoruz. Memelerinin bir erkeğe göre büyük olduğunu düşünen bir erkek bununla ilgili tıptan yardım alıyor. Benzer şekilde kıllarının kadınlar için fazla olduğunu düşünen milyarlarca kadın hayatını kıllarını aldırarak geçiriyor. Özetle her insan kendi kafasındaki cinsiyet özelliğine uygun bir bedene sahip olmak için çaba sarf ediyor.

Peki, tıp cinsiyetinden hoşnutsuz olan bir kişiye yaklaşımını neye göre belirliyor? Tüm dünyada aynı şekilde mi ilerliyor süreç?

Cinsiyet geçiş ya da uyum sürecinin ilkeleri uluslararası sağlık örgütleri tarafından geliştirilen kılavuzlarda belirtilir, biz de Türkiye’de bu kılavuzları takip ederiz. Bu kılavuzlara da “bakım standartları” diyoruz; psikolog, psikiyatr, endokrin uzmanı, cerrahlar, hukukçular, etik uzmanları ve trans aktivistlerin yer aldığı bu kurum, Dünya Transgender Sağlığı İçin Profesyoneller Birliği (WPATH), bahsi geçen kılavuzları hazırlıyor. 1970’lerden beri yasal yükümlülük olmasa da tüm dünyada bu bilimsel kılavuza uyulması gerekir. Çünkü bu “bakım standartları” alandaki uzmanlar tarafından bilimsel çalışmalara dayanılarak oluşturulur ve güvenilirdir. Yasal düzenlemelerse ülkeden ülkeye değişebilir.

“Transların en çok zorlandıkları dönem ergenlik dönemi oluyor”

Trans geçiş süreci yetişkin yaşlarda uygulanıyordu neden ergenlerde de uygulanmaya başlandı?

Önce trans geçiş sürecinde nasıl bir yol izlendiğini anlatayım; kapsamlı ve ayrıntılı bir değerlendirme sonrasında, kişiyle birlikte, onun talepleri, bedensel, ruhsal ve sosyal özellikleri gözetilerek geliştirilen bir planla geri dönüşü olan etkileri olan işlemlerden geri dönüşü zor olan müdahalelere ilerlenir. Bu şu anlama geliyor, kişiye önce psikiyatrik değerlendirme yapılır, ardından hormon başlanır en sona da cerrahi müdahaleler bırakılır.

50’lerden bugüne translar için öngörülen bütün tıbbi modeller 18 ya da bahsi geçen ülkedeki yetişkin olma yaşından sonra uygulanabilir vaziyetteydi. Bu kılavuzların başlangıçta geliştirdiği yöntem 18 yaşından sonra yapılacak işlemleri sıralıyordu ve yöntemde daha önceki yaşlarda yapılacak bir şey yoktu. Oysa her yaşta, cinsiyetinden hoşnutsuz kişiler ruh sağlığı uzmanlarına başvuruyordu.

Üstelik yıllar içinde yapılan çalışmalar gösteriyor ki cinsiyetinden hoşnutsuzluğu nedeniyle bize başvuran 18 yaşını geçmiş her dört kişiden birinin özkıyım (intihar) girişimi öyküsü var. Yani her dört kişiden biri erişkin dönemden önce intiharı denemiş.

Diğer yandan bu kişilerin en çok zorlandıkları dönem bedenlerinin kendi beklentilerinin aksine en çok değiştiği, en çok fark edildiği, çevredekilerin cinsiyete en çok dikkat kesildiği ve keskin tepkiler verdiği, ailenin gözünün de en çok üstlerinde olduğu ergenlik dönemi. Dolayısıyla transların en çok zorlandıkları dönem ergenlik dönemi oluyor.

Yıllarca tüm bunlara rağmen cinsiyet uyumsuzluğu ile bize başvuran kişilere tıbbi girişimlerde bulunmak için 18 yaşlarını doldurmalarını bekledik. Psikiyatrik olarak cinsiyet kimliği ve cinsiyet ifadesi ile ilgili keşif sürecinde olan ya da açıkça cinsiyetinden hoşnutsuzluk yaşayan çocuk ve ergenlere, tabii ailelerine de, destek sağlamak üzere yıllardır yöntemler geliştiriliyordu. Ve nihayet tıp, “18 yaşından önce bir takım hormonlar verilebilir mi” sorusunu sordu.

Nasıl hormonlar bunlar?

Ergende kullanılabilecek hormonlar yetişkinlerde kullandıklarımızla aynı değil. Erişkinlerde kullanılan hormonlar kişinin bedensel özelliklerinin cinsiyetli bir şekilde değişmesini, örneğin kıllanmanın artmasını, kas ve yağ dağılımının değişmesini sağlarlar. Ergenlerde hormonu vücutta bir takım değişiklikler sağlamak için değil kişinin cinsiyetiyle ilişkili olmadığını düşündüğü özelliklerin gelişimini durdurmak için veriyoruz. Bu hormonlarla yapılana ‘ergenliğin baskılanması’ deniliyor.

Hangi değişiklikleri durduruyor bu hormonlar?

Ergenlik bir hormonal tetiklemeyle başlıyor ve çocuk ergenliğe giriyor. Bu süreçte beden değişmeye başlıyor. İkincil cinsiyet özellikleri hormonların etkisiyle gelişiyor; ses kalınlaşıyor, vücut kıllanıyor, memeler gelişiyor gibi. Ergenliğin ilerlemesini durduran tedaviler yıllardır dünyada ve Türkiye’de de ergenlik beklenenden erken geldiğinde çocuğa uygulanıyor aslında, özetle tek amacı ergenliği duraklatmak. Ergenlik zamanından önce başlarsa, 12 yaşında ergenliğe girmesi beklenen bir çocuk eğer 8 yaşında ergenliğe girdiyse bu ilaçlar verilir ve 12 yaşında ilaç kesilir, kişinin ergenliği yaşamasına izin verilir.

“Deneysel değil, güncel tıbbi karşılığı olan tedaviler bunlar”

Hormon kesildiğinde ne oluyor, geri dönüşü var mı?

Evet, bu etki tamamıyla geriye dönüşü olan bir etki. Dediğim gibi bu on yıllardır yapılan bir şey. Altını çizmekte fayda var deneysel değil, güncel tıbbi karşılığı olan tedaviler bunlar.

Şu bilgiyi de vereyim, ergenin cinsiyetinden hoşnutsuzluğu varsa bu durumun yetişkinliğe gidişi de yüzde yüze yakın. Çocuklar için aynı şeyi söylemem mümkün değil. Çocukluk döneminde cinsiyetinden hoşnutsuz olduğu saptanan kişilerin sadece bir bölümünde bu durum ergenlikte de devam eder. Ancak ergenlikle ilgili bedensel değişiklikler belirdikten sonra artarak devam eden hoşnutsuzluğun tamamına yakını erişkinliğe devam ediyor. Bu aşamada ergenliği baskılayıcı hormonlar kullanılmasıyla ilgili bilinmesi gereken şey, bu uygulamayla ilgili bilimsel çalışmalar yapıldığı, birçok ülkede on yıllardır kullanıldığı.

Ergene hangi durumlarda veriliyor bu hormonlar?

Bize başvuran kişinin çocukluktan beri devam eden cinsiyet hoşnutsuzlukları varsa ve ergenliğin ilk ipuçları belirdiğinde bu hoşnutsuzluk çok daha artıyorsa… Örnek vereyim, adet görülmeye başlandığında ya da kıllanma arttığında hoşnutsuzluk artıyorsa hormona başlayabiliyoruz. Tabii bu aşamada cinsiyetinden hoşnutsuzluğun dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi önemli. Kimlik gelişimi bu dönemde her birey için önemli ve zorlu olabilen bir süreç. Bu süreçte farklı birçok etken kişinin kendini tanımasını ve keşfetmesini güçleştirebilir. Dolayısıyla bu uygulama ile ilgili karar verilirken hem bedensel hem de ruhsal olarak ergenlikle ilgili gelişmelere ve sorunlara hâkim uzmanların titizlikle değerlendirme yapması gerekiyor.

Bunun cinsiyetinden hoşnutsuz ergene nasıl bir faydası var?

Bu uygulamayla ergenin huzursuzluğunu artıracak şeylerin gelişimi durduruluyor sadece. Bu dönemde hormon ile ergenliğin gelişmesini durdurabilirseniz kişi reşit olduğunda yani bedeni ile ilgi karar verebilecek yaşa geldiğinde hala cinsiyetinden hoşnutsuzluk duyuyorsa gerekli diğer tıbbi işlemlerle ilgili kararını alabilir.

Ayrıca ergenliği durdurulan cinsiyet hoşnutsuzluğu olan kişi, ergenlik döneminin ilave sıkıntılarını yaşamayacağı için ek travmalardan uzak tutulmuş olur. Dahası bu süreçte aile de çocuğun durumu konusunda bilgilenebilir ve varsa transfobik yaklaşımından uzaklaştırılabilir.

Özetle bu yöntem, kişinin kendi cinsiyetini keşfetmesine, ergenliğin getirdiği zorluklarla başa çıkabilmesine, ailenin ise konuyu gözden geçirerek, toplumsal değişikliler konusunda adım atabileceği zamanı kazandırıyor. Bu yaklaşımı kişiyle ilgili özellikleri dönüştüren bir girişim değil, değerlendirme için koşulları uygun hale getiren bir erteleme olarak görmek daha doğru olur.

“12 yaşın altında yapılan bir uygulama değil”

Cinsiyetinden hoşnutsuzluğu olan çocuk ergenliğe girdiğinde hangi sıkıntılarla karşılaşıyor peki?

2018 yılında çok yüksek bir örneklemle yeni yapılan bir araştırmanın sonuçlarından bahsetmek istiyorum. Eşcinsellerde 12 - 20 yaş arası özkıyım riski toplum genelinden 4 kat, aynı yaş aralığında biseksüellerde ise 4,5 - 5 kat, translarda ise 6 kata yakın. Bu araştırma bize gösteriyor ki translar için ergenlik çok zorlu bir dönem.

Yine benzer araştırmalar gösteriyor ki bu dönemde cinsiyetinden hoşnutsuz kişilerde okula devam edememe, depresyon, kaygı bozukluğu, aileden kopma oldukça sık karşılaşılan sorunlar, ergenlik her genç için bunları alevlendiriyor ama transların karşılaştığı bazı özel sorunlar var.

Mesela atanmış cinsiyeti kadın olan ve adet görmeye başlayan erkek öğrenci okula gitmekten vazgeçebiliyor, vücuduna zarar verebilecek şekilde yeni oluşan memelerini sarıyor. Ya da trans kadın ergenlikle birlikte çıkan sakalları nedeniyle okula gitmek istemiyor, sosyal yaşamdan kopuyor… Bunlar çok ciddi sorunlar…

Tekrar altını çizelim, bu sorunları yaşayan gençlere kullanılabileceğinden bahsettiğimiz tedaviler ergenin bedensel özelliklerini değiştirmiyor sadece cinsiyetle ilişkili olduğu düşünülen özelliklerin gelişimini engelliyor. Mesela sesi kalınlaşmıyor, adet görmüyor, memeler çıkmıyor, traş olsa bile yok edemediği kılların izleri için üzülmesine gerek yok çünkü hormonlar sakalın çıkmasını durduruyor.

Bu durumda memeler gelişmediği için kişi yetişkin olduğunda mastektomi (memenin alınması) ya da ses inceltme operasyonu yaptırmak zorunda kalmaz. Öyle mi?

Asıl gaye gereksiz operasyondan kurtarmak değil, öncelikle bunu hatırlatalım. Amaçlanan cinsiyetinden hoşnutsuz çocuk ve ergenlerin ruhsal anlamda en çok zorlandıkları dönemi her anlamda rahat geçirmelerini sağlamak.

Ancak söylediğiniz gibi, ergenlerde uygulanan bu yöntem erişkin dönemde cinsiyet geçişi yapılırken de avantajlı olabiliyor. Trans erkeğin meme ameliyatı olması gerekmiyor, çünkü tedavi sayesinde ergenlik durdurulduğundan memeleri oluşmadı. Ya da trans kadının testosterona maruz kaldığı için kalınlaşan sesi nedeniyle ses terapisi görmesine gerek yok çünkü bu tedavi sayesinde testesterona maruz kalmıyor.

Benzer şekilde ergenlikte hormon kullanmayan trans kadınların el ve ayak irileşmesi sonradan hormonla ya da ameliyatla gerilemez ama ergenlik baskılandığında bu sorunu da yaşamazlar.

Yine de tekrar edelim asıl uygulanma amacı olumsuz bir dönemi çalkantısız şekilde geçirmeyi sağlamak.

Ergende hormon tedavisi için bir yaş sınırı var mı?

Evet, var. 12 yaşın altında yapılan bir uygulama değil. Ancak ne kadar vurgulasam yeterli gelmiyor, tek ölçüt yaş değil. Bu uygulama için bedensel, ruhsal ve sosyal kapsamlı bir değerlendirmenin bu alanların uzmanları tarafından yürütülmesi gerekiyor. Ailenin sürece dahil edilmesi ve desteğinin sağlanması gerekiyor, sosyal çevrede yaşanılması öngörülen sorunlarla ilgili hep birlikte stratejiler geliştirilmeli. Herkes için ve her koşullarda uygulanması doğru değil, yeterince uzmanlaşılmadan önerilmesinin, uzmanlarca değerlendirmeden uygulanmasının zararları da olabilir.

Safsatalar ve bilimsel gerçekler

Sosyal medya üzerinden yürüyen tartışmaya dönelim mi? “Çocuk gelinlere karşı çıkıyorsunuz, bu da çocuk üzerinde tahakküm” diyenler oldu…

Bu durum medeni haklarla karşılaştırılamayacak bir durum. Şöyle anlatayım, ergen hormon kullanımı sırasında “ben aslında doğduğumda tayin edilen cinsiyetteyim” derse ilacı bıraktırdığımız anda doğduğu cinsiyetin ergenliğine girer ve o cinsiyete sahip olur.

Bu tamamen geri dönüşü olan bir ara dönemdir. Dolayısıyla “çocuk gelin”lerle kıyaslanamaz. Şunu da hatırlatalım, birden çok merkezde yapılan çalışmaların gösterdiği bu tedaviyi alan ergenler yaşıtlarıyla benzer düzeyde sosyal ilişkiler kuruyor, eğitim başarıları ve sağlıkları aynı şekilde iyi. Oysa cinsiyetinden hoşnutsuzluğu olan ve ergenliğe girmiş çocuklar az önce de söylediğim gibi sıklıkla okulu bırakıyor, bedenine zarar verecek eylemlere girişiyor ve ailesinden uzaklaşıyor. Fark hayati.

Peki ya “çocukları kanser yapacaksınız” iddiaları?

Hayır, onlar muhtemelen bizim çocuklara östrojen ve testosteron verdiğimizi düşünüyorlar. Oysa burada bahsettiğimiz sadece ergenliği baskılayan bir tedavi. 12 yaşından önce yapılmayan, yani çocuklara değil de ergenlere uygulanabilen bu tedavinin de kansere yol açtığı iddiası tamamen gerçek dışı. Ergenliği bastırmakla kullanılan analog ilaçlar on yıllardır erken ergenlik için kullanılıyor.

Diğer yandan östrojen ve testosteron alan erişkinlerde de kanser riskini arttırmıyoruz. Olası bedensel yan etkiler için temkinli bir şekilde takibini öneriyoruz ve o yüzden keyfi, doktor kontrolünde olmayan kullanımı tasvip etmiyoruz. Ergenlere de verilmesi önerilen tedavi bu iki hormon değil.

Ergenliğin sürmesini baskılayan hormon tedavisine ulaşamayan ergenler ne yazık ki östrojen ve testosterona keyfi biçimde ulaşabiliyorlar. Oysa bu yaklaşımla çocuklar bu hormonları keyfi biçimde almıyor. Böylece kişi bu güvenli keşif döneminde eğer doğumda kendisine atanan cinsiyete ait olduğuna karar verirse o cinsiyetin ergenliğine de girebiliyor.

Oldukça güvenli bir tedavi o zaman?

Bu yaklaşım birçok merkezde yaklaşık yirmi yıldır uygulanıyor ancak yine de bu konuda çok daha fazla araştırma yapılmalı. Uygulamada da benzer şekilde temkinli davranmak gerekiyor, ergenin ayrıntılı bir şekilde, belirli aralıklarla farklı alanlarda uzmanlarca izlenmesi gerekiyor. Bedensel ve ruhsal anlamda değerlendirme ve bunu bilimsel bir şekilde yürütebilecek bir merkeze ve ekibe sahip olmak gerekiyor. Sürecin bilimsel kılavuzlara uygun şekilde takibi şart. Bu takibi sürdüren ergen uzmanı, endokrinolog ve psikiyatrın kişi ‘hayır ben trans değilim’ dediğinde buna da açık olması gerekiyor. Diğer yandan çocuğun ailesine de destek verilmesi gerekiyor.

Ergenlere yönelik hormon tedavisine karşı çıkanlar dışında bir de trans kimliğinin kabul edilmemesi durumu var. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çocuğun cinsiyet kimliğinin sosyal davranışlarla belirlenebileceği gibi yanlış bir inanış var.  Yani kendini kız olarak ifade eden bir çocuğa “oğlan oyuncakları” vermekle o çocuğun cinsiyeti değişmeyecek, bu biliniyor.

“Ben kadınım” diyen 8 yaşındaki çocuk, 20 yaşında yine “kadınım” demeyebilir. Burada ailenin ve hekimin onun cinsiyet kimliğine yön vermeye çalışması boşa… Bu anlamsız ve bilimsel olmayan çaba yerine hem aile hem de hekim o çocuğun sorunlarının üstesinden gelmesi adına ona destek olmak zorunda.

Dünyada çocuk, ergen ve erişkin psikiyatrisinde gördüğüm şey şu; benim ona destek olmamla, benim güvenli alanlar sağlamamla o çocuğun iyiliği mümkün. Ben çocuğun yaşadığı sorunu tespit edip, o sorunu çözeceği hedefe yürümesine yardımcı olabilirim, cinsiyet açısından sonuç ailesinin istediği gibi olmayabilir ama hiç kimsenin elinde bir kişinin cinsiyetini şekillendirecek bir güç yok. Aksi düşünüldüğü zamanlarda aile ve çocuk arasındaki ilişkiyi bozan, meslek etiğine yakışmayan durumlar yaşanıyor.

“Çocukluğumda geçirdiğim en kötü günler psikoloğun daha çok birlikte zaman geçirmem önerisi ile ‘erkek gibi yürü’ denilerek, itilip kakılarak babam tarafından maça götürdüğü günlerdi” diyen çok hasta gördüm. Aile ile vakit geçirmek genel olarak iyi bir öneridir, ancak cinsiyetine şekil vermeye çalışmak ne çocuğa ne de aileye iyi gelmiyor. Aile kendini suçluyor diyor ki, “ben bir şeyi eksik bıraktığım için böyle oldu”. Çocuk da kendini suçluyor, “uzman değişebileceğimi söylediği, yani bu mümkün olduğu halde beceremedim” diye.

Biz uzmanlar olarak takım tutar gibi cinsiyet tutan insanlar değiliz, olmamalıyız; trans olmak da olmamak da bizim açımızdan daha olumlu bir sonuç değil, olmamalı. Uzmanın sadece çocuğun güvenliğini sağlamaya, kendini en iyi keşfedeceği ortamı ona sağlamaya çalışması gerekiyor. Bu daha kolay olan yol değil, ama böylesi hem çocuk hem aile için daha iyi sonuçlanıyor.

“Kadınlar eğer ‘benim bedenim, benim kararım’a inanıyorlarsa, trans yetişkinlerin yanında olsunlar”

Son olarak, tüm verdiğiniz bilgilere rağmen ergenlerde hormon tedavisine karşı çıkacak olanlara ne söylemek istersiniz?

Türkiye’de erişkin olduğu halde beyan ettikleri cinsiyet kimliği dikkate alınmayan ve hissettiği cinsiyetin belgesine sahip olmak için zorunlu kısırlaştırma dâhil birçok operasyonu olmak zorunda kalan kişilerin hak ihlallerine karşı çıksalar keşke.

Diğer yandan ergenliği tıbbi yardıma başlamak için erken bulanlara göre her yaş çok erken olacaktır. Birçoğuna sorun, 18 yaş da erken üniversite bitsin, iş bulsun, para kazansın, sosyal çevresi olsun… Bu bahaneler bitmez… Siz translardan bunları talep ettiğinizde bilin ki o kişiler bir hayat kuramıyor. Aksine birçok trans kendi olarak hayatını sürdüremeyecekse eğitime, işe ya da hayatına devam etmemeye karar veriyor. Trans ergenlere, bir yandan ergenlik diğer yandan cinsiyetinden hoşnutsuzluk ve toplumsal yargılar ağır geliyor. Tüm bunlarla yalnız mücadele etmeleri çok güç. Gönül, beden, arkadaşlık ilişkilerini yola koyamıyorlar. Tıp onlar için bir kolaylaştırıcı yol olarak bu yaklaşımı uyguluyor ve bu baskılardan kaçınmalarına izin veriyor. Üstelik uzmanların kontrolü altında. Buna bir şans vermeleri gerekiyor… Kadınlar eğer ‘benim bedenim, benim kararım’a inanıyorlarsa, bu uygulamalara erişilebilmesi için hem trans ergenlerin hem de cinsiyet kimliklerinin beyanla belirlenemediği trans yetişkinlerin yanında olsunlar, onların haklarını savunsunlar.