Yaşam / Gezi/Mekan

Murat Çelikkan: Üstünü örttüğümüz her meselenin mağdurları var

Çarşamba, 10 Nisan 2019

Hatırlayan Şehir’in yazarlarından Murat Çelikkan, KaosGL.org’a konuştu: Yasaklar, LGBTİ+ mücadelesi hafızasının bir parçası ve yasakların mücadelenin önünü aldığını bugüne kadar görmedik.

“Bu tur kitabıyla anıt yapıları ve meydanları gezerken geçmişin mağdurlarını hatırlayarak ve mağduriyetin nedenleri üzerine düşünerek bugün yaşadıklarımızı anlamanın kolaylaşacağına inanıyoruz.”

Bu sözler, Hafıza Merkezi’nin yayınladığı, “Hatırlayan Şehir: Taksim’den Sultanahmet’e Mekân ve Hafıza” kitabının önsözünden. Asena Günal ve Murat Çelikkan’ın birlikte kaleme aldıkları bu çalışma okuyucularına kalıcı bir bellek rehberliği sunuyor.

Bir kitap ve bir internet sitesi projesi olan Hatırlayan Şehir bizleri 17 mekân, meydan ve bina üzerinden gayrimüslimlerin sosyal ve kültürel hayatına, azınlık ve insan hakları ihlallerine ama aynı zamanda demokrasi ve toplumsal uzlaşma için sosyal hareketlerin hikâyelerine götürüyor.

TIKLAYIN: Mekan unutmaz: İstiklal Caddesi ve LGBTİ+ hareketi

Murat Çelikkan ile kitabı, hafıza ve mekan ilişkisini, post-truth (gerçek sonrası) dönemde hafıza çalışmalarının önemini ve “nostalji” tehlikesini konuştuk.

Mekanlar, ihlaller ve mücadele tarihi

Kitap fikri nasıl ortaya çıktı?

Üst üste iki sene Columbia Üniversitesi ile ortak olarak Türkiye’de bölgedeki sivil toplum çalışanlarına yönelik yaz okulları yaptık. Hesap verilebilirlik ve geçmişle yüzleşme üzerine üniversitenin bir sömestr boyunca sürdürdüğü programı biz burada bir haftada gerçekleştirdik. Kuzey Afrika, Kafkaslar, Ortadoğu ve kısmen Balkanları içeren; çok talep gören bir yaz okuluydu. Çeşitli alanlarda teorik sunum ve dersler oluyordu. Katılan örgütlerin sahadaki pratik deneyimleri de yer alıyordu. Bu sunumlar sırasında Türkiye ile ilgili çok fazla şey anlatmadığımızı fark ettik. Bunu da iki saatlik bir derse sıkıştırmak yerine bir tur planladık. Asena ve ben farklı tarihlerde Columbia’daki bu programa katılıp New York’ta turlara katılmıştık. Asena da katılımcılara İstanbul turunu yaptırdı.

Türkiye’de giderek sivil alanın daralması, hak ve özgürlüklerinin budanması ortamında bu yaz okulunu yapamaz hale geldik. Fakat üzerine düşündükçe bu turun Türkiye hakkında fikir vermek açısından önemli olduğunu fark ettik. Asena’nın tura katmadığı başka güzergahları da katınca Türkiye’de hem kimlik mücadelesi verenlere, özellikle azınlıklara ve sol mücadele verenlere yönelik ihlalleri hem de mücadele tarihini toparlayabileceğimizi gördük. Böylece kitap oldu. Çok kolay olmadı. Sekiz ayda bitirmeyi planladığımız bir projeydi ancak projenin arasına iki cezaevi, iki de gözaltı girdi. O yüzden biraz uzadı. Ama sonunda bitti ve çıkarabildik.

Kitapta ve interaktif haritada yer alan 17 mekanı neye göre belirlediniz?

Mekanların çoğu Asena tarafından turu yaparken belirlenmişti. Sadece mekanlarla sınırlı kalmaması gerektiğini, o mekanlardaki ihlalleri olduğu kadar mücadele tarihini de işin içine katmamız gerektiğini düşündük ve böylece belirlendi.

İnsanların her gün geçtikleri mekanlarda sadece turist kalmaması…

Kitabın sunuşunda da post-truth eğiliminden bahsediyorsunuz. Post-truth dönemi ve eğiliminde hafıza ve mekan çalışmalarının önemi nedir sizce?

Hakikat ve toplumsal hafıza birer mücadele alanı. Özellikle 21. yüzyıl; demokrasilerin ve insan haklarının boğulmasına ve sona ermesine ilişkin 20. yüzyılda bizim alıştığımız yöntemlerden farklı yöntemleri gündemimize getirdi. Bir gecede iktidarın bir askeri darbe ile el değiştirmesine alışıkken; 21. yüzyılda karşımıza seçilmiş liderlerin adım adım demokrasiyi boğdukları ve demokrasiyi kullanarak bunu yaptıkları bir süreçle karşı karşıya kaldık. Aslına bakarsan bu sadece Türkiye’ye özgü değil; otokratik eğilimleri olan her yönetim biçiminin kullandığı bir durum. Birçok ülkede bunun örneklerini görüyoruz. İşin ilginç yanı; söylemlerin hepsinde aynı olması. Önce sistemin bir güvencesi olarak adalet mekanizmasına saldırıyla başlıyor. Sonra da gerçeğe, hakikate dönük saldırılar geliyor. Bunun taşıyıcıları olan gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum yöneticilerinin hepsi bu saldırıların hedefi haline geliyor.

Bazı toplumsal sorun ve çatışmaları çözmek için bunların kökendeki nedenlerine eğilmek lazım. Hafıza burada önem kazanıyor. Mesela herhangi bir barış sürecinde bazı anlaşmaları sağlamak, kökteki nedenleri ortadan kaldırmak ve dönüştürmekle mümkün oluyor. Kalıcı bir barış böyle inşa ediliyor. Bizimki bu hafıza alanında verilen mücadeleye katkı niyetinde. Bugün bir sürü kazanımımız ve bir sürü kaybımız var. Bu kazanımların hangi bedeller ödenerek geldiğini; kayıplarda ise devlet taktiklerini göstermek ve hatırlatmak açısından önemli diye düşündük. İnsanların her gün geçtikleri ya da ziyaret ettikleri mekanlarda sadece turist kalmaması, mekanın tarihini ve hangi ihlallerle ayakta durduğunu hatırlamalarını sağlamak için bir çaba…

LGBTİ+ hareketi ve hafıza

Taksim Meydanı, 30 Haziran 2013. 11. LGBTİ+ Onur Yürüyüşü. Fotoğraf: Serra Akcan, NarPhotos.

Tam bu noktada kitabın önemli bir kısmını İstiklal Caddesi üzerinden Onur Yürüyüşleri oluşturuyor. LGBTİ+ hareketi ile dirsek temasında olan bir gazeteci, araştırmacı olarak Onur Yürüyüşü’nün birçok aşamasına şahit oldunuz. Nereden nereye gelindi sizce?

Geçenlerde kitaba bakarken geç 80’lerde ve 90’larda Beyoğlu çevresindeki çeşitli kulüplerde bilinç yükseltme çalışması diyebileceğim çalışmalara paralel olarak hiç kitapta bahsetmediğimiz ancak çok önemli bir şey olan Express dergisinin LGBTİ’lere sayfa ayırması var. O zaman LGBTİ olarak kullanılmıyordu tabi eşcinseller deniliyordu…

Türkiye’de 12 Eylül darbesi sonrası daha önce sadece siyasi tercihler üzerinden yükselmiş olan mücadele büyük ölçüde feminizmin yükselmesi ile kimlik mücadelesi ile bütünleşti. Kimlik mücadelesi dediğimizde ise ister etnik, ister dinsel, ister cinsel olsun bunun bir hiyerarşisi yok. Hepsi kimlik mücadelesi. Dolayısıyla bu bilinç yükseltme çalışması gibi buluşmaların bugün başarılan birçok şeyde katkısı olduğunu düşünüyorum. Belki diğer hareketlerden farklı olarak bu birikimin daha sonraki kuşaklara aktarılabildiği fikrindeyim. Birçok siyasi ve toplumsal harekette çok az görülen bir şey ancak LGBTİ+ hareketi bana kalırsa bunu başarabildi. LGBTİ+ mücadelesinin böyle bir özelliği var ve LGBTİ+ mücadelesi içerisinde olanlar mücadelenin geçmişi ve başlangıcı konusunda iyi kötü fikir sahibi. Nerelerden geçildiğini, nelerin tartışıldığını bilmek tekrar tekrar aynı şeyleri yapmamak açısından çok önemli. O sebeple de çok hızlı aşama kaydedildiğini düşünüyorum. Tabi ki bunda Lambdaistanbul ve Kaos GL’nin payını unutmamak lazım. Muhakkak o tarihe kadar da çok çeşitli yerlerde örgütlü olmayan mücadeleler de veriliyordu. Ancak Kaos GL ve Lambdaistanbul’un çalışmaları LGBTİ+ varlığını gün yüzüne çıkardı. Bu da mücadele içerisinde yer almak isteyen insanları çekti. Dolayısıyla bu iki örgütlenmenin çalışmaları bana kalırsa Onur Yürüyüşü’nün yapılabilmesinde çok önemli rol oynadı.

Son dört yıldır bu yürüyüş yasaklı. Ankara’da iki yıldır bütün LGBTİ+ etkinlikleri torba bir yasakla yasaklı. Bu yasaklama kararları hafızayı da inşa eden mekanla ilişkimizi nasıl etkiliyor?

Yasaklar tabi ki mücadelenin gelişmesi önünde engeller oluşturuyor. Ama Cumartesi Anneleri de bir dönem her Cumartesi öğlen 12’de Galatasaray Meydanı’ndaki toplanmalarına ara verdi. Sonra da devam ettiler. O günün koşullarında oraya giden herkesi gözaltına alıyorlardı. Bunun için ara verdiler ama sonra tekrar başladılar. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Yasakların, mücadelelerin önünü aldığını bugüne kadar görmedik. Dolayısıyla ben bu yasakların geçici olduğunu düşünüyorum. Bu yasaklar da özellikle Onur Yürüyüşü ve LGBTİ+ mücadelesi hafızasının bir parçası. Nasıl ki Cancan bir parçasıysa, nasıl ki Sansaryan Han bir parçasıysa bu da bir parçası.

Üstünü örtüp kapattığımız her meselenin mağdurları var

Hafıza çalışmalarında nostalji ve nostaljik bir bakış açısı riskinden bahsediliyor. Sizce hafıza çalışmalarında nostaljiden nasıl çıkılabilir? Daha yaşayan bir meseleye nasıl dönüştürülebilir?

Nostalji hayatın hangi alanında olursa olsun romantik bir şey. Gerçekle bağı çok kurulabilecek bir şey değil. Tek yadsıyamayacağınız şey değişim. İktidarlar dahi değişimin önünde duramıyor. Değişime açık olmak lazım. Fakat, gelecekte ne istediğimizi bilmek için geçmişte ne yaşadığımızı bilmenin de çok büyük önemi var. Bu hem kendi durduğumuz noktayı belirleyebilmek açısından önemli hem de bir şeylerin üstünü örtüp kapatmanın mümkün olmaması açısından. Üstünü örtüp kapattığımız her meselenin bazı mağdurları var. Verilen mücadele mağdurları da kapsamak zorunda. Onların belki bugün o mağduriyetlerine verilecek karşılık kalmamış olabilir ama bu mağduriyet tanınmak zorunda. Bu açıdan değişime açık olmak ve geçmişi de gözardı etmemek gerekir.