İnsan Hakları

Haklarımız lütuf değil

Cuma, 19 Nisan 2019
Haber: Kaos GL

Av. Yasemin Öz: Şimdi buradayız ve haklarımızı şimdi istiyoruz. Bu bir lütuf değil. Var olmak için kimseden izin alacak da değiliz.

Kaos GL Derneği’nin İzmir’de 17 Ekim 2018’de düzenlediği Uluslararası Cinsiyet ve Hukuk Konferansında, Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı Avukat Yasemin Öz’ün konuşması:

Kaos GL 1994'te hem bir var oluş ve kendini ifade etme mücadelesi olarak yola çıktı hem de insan hakları sayılmayan LGBTİ+’ların hukukunun ülkede ve dünyada yaratılması doğrultusunda bir rota çizdi. LGBTİ+ öz örgütlenmesinin henüz oluşmadığı yıllarda LGBTİ+ hakları insan hakları kurumlarının bir kısmı tarafından dahi hak kategorisinde tanımlanmıyordu. O nedenle bunu sağlamak önemli bir alan mücadelesiydi. Bugün geldiğimiz noktada LGBTİ+’ların insan haklarının küresel düzeyde insan hakkı kategorisinde tanımlanmasını, bizim ülke sınırlarında, ülke sınırı dışındaki LGBTİ+’ların farklı coğrafyalarda yaptıkları mücadelelere borçluyuz.

Üniversite öğrencisiyken Kaos GL’ye katıldığımda, okul bittiği zaman adliyelerde bir avukat olarak nasıl var olabileceğim benim için büyük bir korkuydu. Kimliğimi gizlediğim uzun yıllar geçirdim. Kaos GL dernekleşirken kuruculardan biri olmak, görece dolapta olan kimliğimi resmi olarak açıklamak konusunda zor ve o zaman riskli gördüğüm bir karardı. Belki avukatlık yapmam engellenecekti veya açık kimliğimle türlü tacize ve olumsuzluğa maruz bırakılacaktım. Aklımda elbette türlü kaygılar vardı. Hem hiçbirimiz kahraman değildik. Olmak da istemiyorduk. İstediğimiz huzurlu bir hayattı. Ama eşit, adil ve özgürce. O adımı bana attıran güç öncelikle örgütlülüğümüz, sonrasında ise korkuyla geçen bir ömrü artık yaşamak istemememdi.

Açılmanın sonu gelmiyor, 40 yaşıma kadar kademe kademe açıldım. Açılırken benim gibi açık kimliği ile var olan avukatlardan, onların harekete yaptıkları katkıdan hem çok şey öğrendim hem de çok güçlendim. Artık bir avukat olarak açık kimliğimle her yerde var olabiliyorum. Neyse ki kaygılarımın hiçbiri gerçekleşmedi. Hatta açık LGBTİ+ kimliğimi bilen ve İstanbul Barosu yönetimine aday bir grup tarafından yönetim kurulu üyeliğine aday gösterildim. Bunlar hep LGBTİ+ mücadelesinin sonucu oldu.

Öğrencilik yıllarımda Türkiye’de LGBTİ+ örgütler yoktu. Kimlik bunalımları yaşıyordum. Kabul gördüğüm hiçbir alan yoktu. Kendimi yüksek sesle ifade edebileceğim yer yoktu. Her şeyi sıfır bilgi ve el yordamıyla tek başıma bulmaya çalışıyordum. Ve baştan beri temel isteklerim çok sadeydi; bunlara maruz kalmamak ve başkalarının aynısını yaşamaması. Bu var olma ve hak mücadelesi LGBTİ+’ların insan haklarının toplumda tanınmasını sağladı. O derece güçlü bir mücadeleydi ki bu, otoritesi sarsılanların hedefine LGBTİ+’ları almasına kadar ulaştı. Artık LGBTİ+’lar için geri dönülmez bir yerdeyiz. Hiçbir yasak ve engelleme LGBTİ+ kimliklerin var olduğu gerçeğini toplumsal hafızadan silemez. Ve kimliğini arayan hiçbir LGBTİ+ bundan sonra asla yalnız değil. Elbette bu noktada bugüne kadar Kaos GL’nin uzun yıllar süren hukuksal mücadelelerinden bahsetmek gerekir.

Kaos GL’ye katıldığım üniversite yıllarında Kaos GL dergisi için “LGBTİ+’ların Türkiye'deki hukuki durumu nedir?” konusunu araştırıp yazı yazmam istenmişti. Yıl 1995 veya 1996, biz ekip olarak haklarımızın peşine düşmüştük. Bütün mevzuatı tarayıp Medeni Kanun'daki cinsiyet geçiş ameliyatları düzenlemesi dışında LGBTİ+’larla ilgili olumlu veya olumsuz bir düzenleme olmadığını şaşkınlıkla görmüştüm. LGBTİ+ var oluşu yasaklayan, kısıtlayan, açıkça hukuka ve ahlaka aykırı ilan eden tek bir yasal düzenleme yoktu! Bir yerlerde bir yasaklama olacağına emindim oysaki. Çünkü madem yasa LGBTİ+’larla ilgili tek bir olumsuz düzenleme içermiyordu, biz o zaman toplumda hangi gücün ve mekanizmanın etkisiyle bu kadar dışlanma ve şiddet yaşıyorduk? Aklım almamıştı. Toplumsal sistem 22 yaşımda suratıma çarpmıştı. Ben artık onun adını biliyordum. Hukuki hiçbir düzenleme olmaması dergi ekibine de tuhaf gelmişti. Henüz öğrenci olduğum için "Emin misin? Yazıyı basıp yanlış bilgi vermeyelim" minvalinde konuşmalar yapmıştık. Ama yazı basıldı. Ve yıllar içindeki tecrübemiz gösterdi ki o bilgi gerçekti. Türk hukuk sisteminde cinsiyet geçiş ameliyatları ve askerlikle ilgili düzenleme dışında LGBTİ+’larla ilgili bir düzenleme yoktu ve hâlâ öyle.

İnsan hakları alanında çalışan tüm örgütler için hukuk önemli bir alandır. Hukuk hiçbir zaman objektif değildir. Her zaman ideolojiktir. Adalet arayışının karşılığı objektivite değil ideolojik yaklaşımlardır. Bu anlamda adalet arayan pek çok insan ve kesim için yasalar büyük bir engel ve hayal kırıklığı olarak karşımıza çıkabilir. Çünkü hukuku siyasetçiler yapar ve içeriğini de siyasi yaklaşımlar belirler. Bu anlamda hukuku belirleyecek politika yapmak hak mücadelesinin vazgeçilmezidir.

Hukuk teorisine göre, bazen hukuk toplumun önünde gider ve ilericidir, bazen toplum hukukun önünde gider ve ilericidir. İdeal olanı bunların senkronize olmasıdır. Mücadelemizin yükseldiği yıllar muhafazakâr politikaların da yükseldiği yıllara tekabül etmesine rağmen, haklarımız konusunda toplumun hukukun önüne geçtiği bir noktadayız. Toplumu kazanmak da büyük bir yol kat ederek gerçekleşiyor. Bu konuda hiç azımsanmayacak bir yol aldığımızı düşünüyorum. Ancak yasal düzeyde ilerleme kaydedemediğimiz açık. Yasa değişikliği ile elde edemediğimiz hukuku, mahkeme kararları ile lehimize çevirme konusunda da bir ileri iki geri olsa da bir yol alındığını düşünüyorum. Önemli olan mücadeleyi asla bırakmamış olmamız. Haklarımızla ilgili yasa taslaklarına giren tüm ifadeler TBMM’de yasalar görüşülürken son dakika çıkarıldı. Bugün elimizde İstanbul Sözleşmesi olarak adlandırılan Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi dışında LGBTİ+’ların haklarına değinen bir hukuki metin yok. Yasal dayanağımız bundan ibaret. Ama onun dışındaki yasal dayanaklarımızı ve meşruiyetimizi biz ellerimizle yarattık.

Kaos GL olarak, hukuk alanındaki önemli mücadelelerimizden biri, 2004 yılında Dernekler Kanunu'nun değişmesinden sonra dernekleşme sürecine adım atmamız oldu. Artık 7 kişi bir araya gelsek ve tüzüğümüzü Dernekler Müdürlüğü'ne teslim etsek dernek oluyorduk. İlk genel kurulumuzu 6 ay içinde yapmak gerekiyor ve 16 üye sayısına ulaşmamız gerekiyordu. O güne kadar tüzel kişiliğimiz olmadığından resmi bir topluluk değildik. Her işlemi kişiler üzerinden yürütmek gerekiyor ve riskleri de kişiler taşıyordu. Biz kimseyi riskle baş başa bırakmak istemiyorduk. Ancak Türkiye'nin ilk LGBTİ+ derneğini kurmak isteyecek 16 kişi olabilir miydik? Devlete karşı açık olmak kolay mıydı? Karamsar ve çekimser arkadaşlar da vardı, benim gibi "Gerekirse heteroseksüel dostlarla başlarız, mutlaka buluruz 16 kişi" diyenler de. Bir yıl süren tartışmalardan sonra kurmaya karar verdik de derneği. Başlangıçtaki düşüncemiz derneğin "ahlaka aykırı" olduğu gerekçesiyle kapatılabileceği ama en azından bundan sonra hukuk yollarına başvurabileceğimiz bir sürecin işleyeceği idi. Hukukta adı konmamış statümüze olumlu veya olumsuz bir resmiyet kazandırmak istiyorduk. Olur da dernek yasal bir tüzel kişilik kazanırsa, LGBTİ+ örgütlenmenin önünü açacak ve LGBTİ+’ları güçlendirerek kimliklerimize yasal zemin de oluşturmuş olacaktık. Nitekim Ankara Valiliği Medeni Kanun'daki "Ahlaka aykırı dernek kurulamaz" maddesine dayanarak Ankara Savcılığı'na kapatılmamız için başvurdu. Ancak beklenmeyen oldu, Ankara Savcılığı dernekleşmemizi örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirerek derneğin kapatılması için dava açmayı reddetti. Bu LGBTİ+’lara yasal statü kazandırmak anlamında attığımız en önemli adımdı. Bugün yüz binlere varan Onur Yürüyüşlerimiz gerçekten bir avuç inanan insanla başladı.

Sonrasında her şey daha hızlı gelişti. Dernekleşmemiz pek çok imkânı da beraberinde getirdi. Çalışmalarımız için daha çok finansal kaynak bulabilmeye başladık. Bu da o güne kadar yoksulluk pahasına gönüllü yaptığımız ve pek çoğunu yapmak isteyip yetişemediğimiz her şeye insan kaynağı yaratmamızı sağladı. Kaos GL’nin dernekleşmesi pek çok LGBTİ+ grubun dernekleşmesine ve ülkeye yayılmasına da vesile oldu. Bu da insan haklarında yeni ağları ve toplumsal anlamda duyulma, yayılma ve meşruiyeti arkasından getirdi.

Bir yandan LGBTİ+’ların hak ihlallerine yönelik danışmanlık yapmaya, bir yandan bunları kayıt altına alarak insan hakları ihlali raporları yayınlamaya başladık. Yalnızca bu raporlarla kalmadık, LGBTİ+’ların insan hakları konusunda tematik araştırma ve yayınlar da gerçekleştirdik. Hak ihlallerine ilişkin davaları takip edip mahkemelerde adalet aradık. Biz adalet aradıkça bazı davalarda sonuç alabildiğimizi, mahkemelerin yaklaşımlarının değiştiğini gördük. Bunu yalnızca hukuk alanında yaptıklarımızla başarmadık. Aynı zamanda toplumsal dönüşüm için hayatın her alanında yaptıklarımızın birleşmesiyle, kendi hukukumuzu kendimiz yaratma çabamızla gerçekleştirdik. Konu LGBTİ+’lara yönelik nefret cinayetlerine gelince haksız tahrik indirimini koşulsuz uygulayan mahkemelerden, indirim yapmayan mahkemeleri gördüğümüz süreçleri yaşadık. Yasa yapım süreçlerinde aktif yer alarak haklarımızın yasalara girmesi için emek sarf ettik. Şimdilik bir sonuç alamamış olsak da, kuşkusuz doğuştan bize ait olan haklarımızı talep etmeye devam edeceğiz. Yazdığımız hak ihlalleri raporlarını devletler üstü kurumlarla paylaştık. Avrupa Birliği Türkiye İlerleme Raporlarına yıllık yansır hale geldik. Birleşmiş Milletler’in Türk hükümetine LGBTİ+’lara yönelik hak ihlalleri ile ilgili soru yöneltmesini sağlayan bir noktaya evrildik. LGBTİ+’ların küresel düzeyde hak ihlallerinin sona ermesi için hak mücadelemizi diğer ülkelerdeki LGBTİ+ örgütlerle ve devletler üstü kurumlarla işbirliği ve lobicilik yaparak ülke sınırları dışına taşıdık. Biz bu ülkede ilerlerken, dünya da başka yerlere evrildi. Dünyayla birleşen mücadelemiz farklı coğrafyalarda farklı etkilerde yankı bulmaya devam ediyor.

Kaos GL açık olarak katıldığı ilk miting olan 2001 yılı 1 Mayıs mitinginden bu yana deklare ettiği üzere, Anayasa’nın eşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığının açık bir şekilde eklenerek LGBTİ+’ların başta yaşam, eğitim, sağlık, barınma, istihdam hakları olmak üzere tüm haklarının güvence altına alınmasını talep ediyor. Söz konusu madde değişikliği, ayrımcılık yaratan tüm kanunların ortadan kalkmasına ve ayrımcı uygulamaların silinmesine yol açacaktır. Bu talebimiz bugüne kadar kabul görmedi. “Belki gelecek yüzyıl” diye açıklama yapan hükümet yetkilileri oldu. Bizler gelecek yüzyılı görmeyeceğiz. Şimdi buradayız ve haklarımızı şimdi istiyoruz. Bu bir lütuf değil. Var olmak için kimseden izin alacak da değiliz.

*Konuşmanın tam metni ilk olarak Kaos GL dergisinin 164. sayısında yayınlanmıştır.