Medya

Medyada LGBTİ+ temsili: Neyi, nasıl izliyoruz?

Cuma, 19 Nisan 2019

Kaos GL Dergisi ile ilk kez karşı karşıya gelmemi hatırlıyorum. Sene 2008’di. Bursa’da lise öğrencisiydim. Bir tanıdık vermişti. Cinsiyet kimliğim, cinsel yönelimim, cinsellik ve cinsiyet ifadem ne dersek diyelim; o dönem kendim hakkımda fazlasıyla acımasız ve içine kapanıktım. İnternette gözümü korkutan, hasta ya da günahkâr olduğumu söyleyen siteler, medyada arada sırada denk geldiğim bir ucube olduğumu dikte eden içerikler dışında ‘ibnelikle’ ilk karşılaşmalarımdandı. İlk tepkimin korku olduğunu hatırlıyorum. Elim ayağım birbirine dolaşmıştı. Neden bu dergiyi bana vermişti? Yoksa o da mı biliyordu? Acaba bütün dünya biliyor muydu beni? Ne yapacaktım şimdi? Pek de matah olmayan hayatıma ne olacaktı? Biliyordum hayatım hiç de hoş değildi, vaktimin çoğunu gizlenmeye harcıyordum ama yine de benim hayatımdı. Ya şimdi ne olacaktı? Ne? Dergiye azıcık bakıp çöpe attığımı hatırlıyorum. Daha öncesinde de aslında ibneliğimle, dönmeliğimle kurabildiğim tek duygusal ilişkinin kaygı, korku ve utanç olduğunu…

O an fark edemesem de o dergiyi elime aldığım an kişisel tarihim açısından bir dönüm noktasıydı. Sonrasında gece herkes uyuduğunda bilgisayarı açıp kaosGL.org’u okumaya başladım. Evreka! Yalnız değildim. Hatta hiç de hasta ya da günahkâr değildim. Zaman içerisinde cinselliğimle, cinsiyetimle ve dahi beni ben yapan her şeyle başka bir ilişki kurmaya başladım. Korku, kaygı, utanç değil... Kendi adıma onur da değil. Huzur ve sevgi. Bana kendimi sevmeyi öğreten yerlerin en başında Kaos GL Dergisi ve kaosGL.org sitesi geldi. “Bir insanı sevmekle başlıyor her şey” sözü var ya; benim açımdan kendimi sevmekle başladı her şey.

Medya izleme raporunu tanıtan bir yazıya böyle giriş yapmak belki tuhaf gelecek size ama “medyayı neden izliyoruz” ve “medyayı neden değiştirmek istiyoruz” sorularının yanıtı şu yukarıdaki iki paragrafta gizli. Kimseye cinsel yönelimi, cinsiyet kimliği ve ifadesi yüzünden kendisini “hasta”, “sapık”, “sapkın”, “anormal”, “günahkâr” ve “suçlu” hissettirmeyen bir medya için izliyoruz ve izlemekle kalmayıp değiştirmek için yayın hayatımızı sürdürüyoruz.

10 yıldır medyayı izliyoruz. 10 yıldır nefret söylemi, ayrımcılık ve önyargının çetelesini tutuyoruz. Çetele tutmakla kalmayıp, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığın yaygın olduğu medyayı dönüştürmek için 25 yıldır Kaos GL Dergisi ve 10 yıldır kaosGL.org üzerinden yayın hayatımızı sürdürüyoruz. Başka bir dil, başka bir habercilik, başka bir dünya mümkün diye çıktığımız yolda çeyrek asrı doldurduk. Bu sene yayınladığımız 2018 Medya İzleme Raporu işte bütün bu birikim ve deneyimin ürünü…

Neyi, nasıl izliyoruz?

Rapor, medyanın haline dair çok önemli veriler sunuyor ancak rapora geçmeden önce “Neyi, nasıl izliyoruz” sorusunu yanıtlamakta fayda var.

Kaos GL’deki medya izleme çalışmamız üç ayaktan oluşuyor. Bir yıl boyunca sürdürdüğümüz araştırma kapsamında Ajanspress’in belirlediğimiz anahtar kelimelerden taradığı haber ve köşe yazısı metinlerini inceliyoruz. Hem yazılı basın hem de dijital medyadaki metinler araştırmamızda yer alıyor.

Araştırmanın ilk ayağında haftalık olarak seçtiğimiz metinler üzerine kaosGL.org’ta inceleme yazıları yayınlıyoruz. İkinci ayağında ise sosyal medya ve internetteki nefret söylemine mercek tutuyor ve aylık raporlar yayınlıyoruz. Araştırmanın üçüncü ayağında ise Ajanspress tarafından günlük olarak süzülen haberleri Google Forms yardımıyla oluşturduğumuz ölçeğimize göre tasnif ediyoruz. Ölçeklendirmemizde metinleri başlık, yayınlandığı gazete, yayınlandığı sayfa, metnin konusu, metnin türü (haber, söyleşi ya da köşe yazısı) gibi teknik özelliklerin yanı sıra metinleri hak haberciliği kapsamında değerlendiriyoruz.

Araştırma yöntemimize göre bir metnin hak haberciliği kapsamında değerlendirilebilmesi için “LGBTİ+’ların insan haklarına saygılı haber yapılmış”, “LGBTİ+ örgütlerinin LGBTİ+ haklarına ilişkin görüşlerine yer verilmiş”, “LGBTİ+’ların yaşadığı ayrımcılık, nefret saldırısı gibi hak ihlallerini hak temelli habercilik ilkeleri çerçevesinde görünür kılmış” gibi kriterlerden en az birini taşıması gerekiyor.

Hak haberciliği kapsamında değerlendirilmeyen metinleri ise 3 ayrı başlıkta inceliyoruz.

1. Metinde LGBTİ+’lara yönelik insan hakları ihlali var mı?

Bir metinde homofobik, bifobik ya da transfobik nefret söyleminin olması; LGBTİ+ kimlik ve varoluşların “hastalık”, “suç”, “günah”, “ahlaksızlık”, “sapkınlık” olarak tanımlanması; metnin dilinde ayrımcılık olması o metinde hak ihlalini tespit ederken kullandığımız alt başlıklardan sadece birkaçı. Çoklu kodlama yaptığımız bu bölümde metinleri detaylıca analiz ediyoruz. Bir metinde sadece nefret söylemi olduğunu belirtmekle yetinmeyip hangi bağlamda olduğuna da bakıyoruz.

2. Metin LGBTİ+’lara yönelik önyargıları besliyor mu?

Bu soru ile LGBTİ+’ların stereotipler üzerinden temsil edilip edilmediğini, karikatürleştirme, marjinalleştirme gibi yöntemleri tespit edip görünür kılmayı amaçlıyoruz.

3. Son olarak metinleri görsel temsil açısından değerlendiriyor, aşağılayıcı görsel temsil olup olmadığına bakıyoruz.

Senenin sonunda bütün bu çalışmalar Medya İzleme Raporu’nu oluşturuyor ve rapor internet medyası ve yazılı basında LGBTİ+ temsiline ilişkin kapsamlı bir çerçeve sunuyor.

2018 Medya İzleme Raporu: Haberlerin yarısı LGBTİ+’lara yönelik önyargıları besledi!

2018 raporundan öne çıkan bazı başlıklar medyadaki durumu anlamak açısından önemli.

* Yirmiden fazla değişken ile yazılı basını inceleyen araştırma kapsamında 2442 metin incelendi. Bu metinlerin yaklaşık yüzde 56’sı (1366 metin) ulusal medyada yayınlanırken; yüzde 44’ü (1076 metin) yerel medyadaydı.

* Araştırmanın genel sonucu 2018’de yazılı basında yayınlanan haber, söyleşi ya da köşe yazılarının neredeyse yüzde 50’sinin (1148) hak haberciliği ilkelerine uygun olduğunu ortaya koyuyor. Bütün metinlerin neredeyse yarısını oluşturan 1130 metinde ise LGBTİ+’ların temel hakları ihlal edildi, nefret söylemi ve/veya ayrımcı dil kullanıldı ya da metinlerin LGBTİ+’lara ilişkin önyargıları besleyen içerik tercih edildi.

* Hak haberciliği kapsamında değerlendirilmeyen haberlerin yüzde 85’inde (957); haber yoluyla cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği hak ihlaline yol açıldı. 2018 yılında 782 haber, söyleşi ve köşe yazısında LGBTİ+’lar ayrımcı bir dille temsil edildi. Bu, LGBTİ+’ları konu edinen bütün içeriklerin yüzde 34’ünü oluşturuyor. Bütün metinlerin yüzde 16’sına tekabül eden 383 metinde nefret söylemi tespit edildi. 123 metinde ise LGBTİ+ kişiler ya da dernek, kurum ve kuruluşları hedef gösterilerek nefret suçu işlendi.

603 metinde (LGBTİ+’ları konu alan metinlerin yüzde 26’sı) lezbiyen, gey, biseksüel, trans ya da interseks olmak “suç” gibi gösterildi. 381 metinde (yüzde 16) LGBTİ’ler “ahlaksız” olarak işaretlendi. Bu oranlar “sapkınlık”, “hastalık” ve “günah” olarak işaretlenmede ise şöyleydi:

“Sapkınlık”: 344 metin, yüzde 15

“Hastalık”: 249 metin, yüzde 10

“Günah”: 313 metin, yüzde 13

Rakamların ötesinde

Yukarıdaki veriler rapora dair genel bir izlenim sunsa da; raporda yer alan iki ayrı önemli veri rakamların ötesine geçebilmemizi sağlıyor. Bunlardan ilki, LGBTİ+’ların hangi konularda haber olduğu.

Grafikte de görebileceğiniz üzere LGBTİ+’lar en çok siyaset haberlerinde yer aldı. Muhtemelen ilk akla gelebilecek konu olan kültür-sanat başlığından daha çok haberin siyaset haberlerinde yer alması ülkemizde LGBTİ+ hareketinin nasıl algılandığı ve aslında güncel siyasal ortamın bir özeti denebilir. Ankara’da hâlâ devam eden LGBTİ+ yasağı, yerel yönetimlerde LGBTİ+ eşitliği için çalışmalar ve siyasetçilerin nefret söylemleri gazete sayfalarındaydı. LGBTİ+ eşitlik ve özgürlük mücadelesinin çok katmanlı yapısını düşündüğümüzde siyasetin bu kadar öne çıkması hem LGBTİ+ haklarının siyaset tartışmalarının bir parçası haline geldiğini hem de siyasetin LGBTİ+ realitesine olumlu ya da olumsuz bir şekilde refleks göstermeye başladığını gösteriyor.

Öte yandan nefret suçları ve adli vakalar diye ayrılan iki başlık, LGBTİ+’ları hedef alan ayrımcılığın boyutunu göstermesi açısından önemli. Adli vakalar başlığı ile kast edilen LGBTİ+ kimliğinin adli süreçlerde gündeme gelmesi. Rapordaki veriler özellikle son dönemde seks işçisi trans kadınlara polis ve bekçi baskısının artmasının medyaya yansıması olarak okunabilir. Bir diğer başlık olan çalışma hayatı ise LGBTİ+’ların çalışma hakkının gasp edilmesi ile birlikte okunduğunda hak mücadelesinin önceliklerini olmasa da acil olarak eğilmesi gereken meseleleri gösteriyor.

Temel hak alanlarından olan eğitim, sağlık ve barınma alanlarında ise LGBTİ+’lar kendine çok az yer bulabildi. Mültecilere ilişkin haberlerde de mülteci LGBTİ+’lar görünmezdi.

İkinci önemli başlık ise haberin kimle ilgili olduğu. Her ne kadar “LGBTİ+” ifadesinin kendisi tek bir kimliği işaret ediyor gibi algılansa da; yazılı basında lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks çeşitliliğinin ne ölçüde temsil edildiğine ayrıca odaklandık.

Bir yıl boyunca üretilen 2278 içeriğin büyük bir çoğunluğunda genel olarak LGBTİ ya da LGBTİ+ ifadesi kullanıldı. Haberlerde kendisine en çok yer bulabilen grup 556 içerikle translar oldu. Ancak transların büyük çoğunlukla adli vakalar ve polis operasyonlarına ilişkin haberlerde yer aldığı gözlemlendi.

LGBTİ+ toplumunun içinde en görünmez gruplar ise biseksüeller ve intersekslerdi. Medyada intersekslere ilişkin sadece 10 metin yer aldı. Biseksüeller ise sadece 107 metinde yer aldı.

Öte yandan tıbbın hastalık tariflemesinde kullandığı “homoseksüel” kelimesinin hâlâ çok fazla kullanılıyor oluşu bir yandan ideolojik bir tercih iken; diğer yandan LGBTİ+ hareketinin kavram setine basın çalışanlarının uzak olması ile de açıklanabilir.

Raporun bu bölümü LGBTİ+ topluluğu içerisindeki çeşitliliğin basın tarafından nasıl kısıtlı ele alındığını gösteriyor. Öte yandan LGBTİ+ hak mücadelesi yürütenler için de bir yol haritası oluşturma noktasında kaynak oluşturabilir.

Sonuç niyetine

Dilin büyülü bir şey olduğunu bilerek medyayı izlerken yeri geldi sinirlendik, yeri geldi mutsuzluğa kapıldık. Ancak raporda da görebileceğiniz üzere sevindiğimiz, ifade ve örgütlenme özgürlüğü yasaklarla kısıtlanırken gazetede gördüğümüz bir kelime ile yeniden umut dolduğumuz anlar da oldu. O anları çoğaltmak için yazmaya devam!

*Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin 165. sayısında yayınlandı. Dergiye; online aboneler dergi websitesinden ulaşabilir. Basılı halini edinmek isteyenler ise önümüzdeki haftadan itibaren kitapçılardan yeni sayıyı satın alabilirler. Dergiyi internetten satın almak için ise Notabene yayınları ile iletişime geçebilirsiniz.