İnsan Hakları / Nefret Suçları

“Nefret suçlarının ortadan kaldırılmasının önündeki engel cezasızlık politikası”

Pazartesi, 20 Mayıs 2019

Kaos GL’nin 2018 Nefret Suçları Raporu’na göre kişiler hayatları boyunca cinsel yönelim ya da cinsiyet kimlikleri nedeniyle saldırıya uğruyor, saldırı o anla sınırlı kalmıyor. Nefret suçlarının ortadan kaldırılmasının önündeki en önemli engel ise, cezasızlık politikası.

Kaos GL Derneği, 2018 Yılında Türkiye’de Gerçekleşen Homofobi ve Transfobi Temelli Nefret Suçları Raporu’nu kamuoyu ile paylaştı.

Derneğin her yıl anket yoluyla hazırladığı rapor için Türkiye’deki çok sayıda şehri kapsayan iletişim ağı ile Ankara’daki bireysel ve kurumsal iletişim ağları kullanılıyor.

Saldırılar öngörülebilir değil ve o anla sınırlı kalmıyor

Rapor, cinsel yönelimleri ya da cinsiyet kimlikleri nedeniyle saldırıya uğrayan kişilerin neredeyse hayatları boyunca ve kendi evleri dâhil hayatın her alanında bu saldırılarla yüz yüze kaldıklarını gösteriyor.

Saldırılar, diğer toplumsal kesimlere yönelik nefret suçlarında çoğunlukla olduğu gibi, belirli bir politik olayın arkasından, görece öngörülebilir bir biçimde gerçekleşmiyor, saldırı anıyla sınırlı kalmıyor ve sonrasında farklı biçimlerde sürüyor.

Mağdurlar önceden tehdit ve taciz ediliyor, saldırıların gerçekleştiği sırada pek çok görgü tanığı yer alıyor ve görgü tanıklarının yarısından fazlası herhangi bir tepki vermiyor ya da olaya müdahale etmiyor.

Nefret suçlarının ortadan kaldırılmasının önündeki en önemli engel: Cezasızlık

Raporda, nefret suçlarının ortadan kaldırılmasının önündeki en önemli engel olarak “cezasızlık” kültüründen bahsediliyor:

“Gerçekten de nefret suçlarının ortadan kaldırılmasının önündeki en önemli engel olarak “cezasızlık” kültürü görülebilir. Mevcut yasal sistemde bu tür saldırıların “suç” olarak algılanmaması kamu vicdanında meşrulaştırılabilir olmasıyla yakından ilişkilidir. Cezasızlık uygulaması sürdükçe, mağdurların hak arama konusundaki isteklilikleri de giderek sönümlenmektedir. Talebimiz, Hükümet’in liderliğini üstlendiği çoğulcu, kapsayıcı ve destekleyici politikalar ile cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini ayrımcılık ve nefret suçlarına karşı koruyan bir ulusal mevzuattır. Ancak bu şekilde homofobik ve transfobik nefret suçları ile mücadele edilebilir ve Türkiye Cumhuriyeti insan hakları yükümlülüklerini yerine getirmiş olur.”

Raporda sunulan 62 anket, 48 mağdur ve 14 tanık tarafından yanıtlandı. Sadece, olay esnasında şahsen olay yerinde bulunan kişilerce doldurulan tanıklık anketleri geçerli sayıldı. Anket kayıtları; “güvenilirlik, tamamlanmışlık, tutarlılık ve mükerrer bildirimleri ayıklama kriterleri” ile filtrelendi.

Saldırıların çoğu okul ve sokaklarda

Rapora göre, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 2018 yılında da homofobi veya transfobiye dayalı nefret suçlarının büyük kısmı okulda, evde, evin civarında, toplu taşıma araçlarında veya duraklarında, kafe ve barlarda, sokakta veya diğer kamusal alanlarda işlendi.

Mağdurlar ikiden fazla hak ihlaline uğruyor

Mağdurlar, ortalama olarak, vaka başına iki hak ihlaline uğradılar: 62 yanıtlayan 121 ihlal türü bildirdi. Çoğunlukla, cinsel yönelim veya cinsiyet kimliğine dayalı nefret söylemleri ve şiddet tehdidi, "daha ağır" ihlallere eşlik etti. Fiziksel şiddet uygulanması dördüncü sırada yer aldı.

121 ihlalden 18’i cinayete teşebbüs, fiziksel şiddet veya diğer cinsel saldırıları içerecek biçimdeki fiili saldırılar olarak gerçekleşti. Bu suçları içeren toplam 17 vakadan sadece 9’u polise bildirildi, sadece 1’i mahkemeye taşındı.

“Mağdurlar; devlet ve hukuk sisteminin kendilerini koruyacağına inanmıyor”

Rapora göre, mağdurların çoğu ailelerinden ve kolluk kuvvetlerinden ciddi biçimde korkuyorlardı. Mahkemelere veya diğer devlet aygıtlarına güvenmiyorlardı. Bu nedenle de kolluk kuvvetlerine veya mahkemelere son derece az sayıda olay ihbar edildi. 62 vakadan sadece 9’u polise bildirilirken sadece 2’si mahkemeye intikal etti. Hiçbir vakada polis olayı nefret suçu olarak değerlendirmedi. Raporun önsözünde bu durum şöyle açıklanıyor:

“Nefret saldırılarının pek azının güvenlik güçlerine, savcılıklara ya da Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu veya Kamu Denetçiliği Kurumu gibi şikâyet mercilerine ihbar edilmesinin ve vakaların büyük çoğunluğunda mağdurların şikâyette bulunmamasının başlıca nedeni, bu temel yurttaşlık haklarının tanınacağına ve devletin yasal güçleri ve hukuk sistemi tarafından korunacaklarına dair inançsızlıklarıdır. Tersine, söz konusu kurumlarca daha da mağdur edilmekten korkmaktadırlar.”

Failler iki veya daha fazla

Vakaların üçte ikisinde failler iki veya daha fazla sayıda kişiden oluşuyordu. 62 olaydan 17’sinde failler üçten fazla kişiydi ve linç niteliği vardı.

Saldırılar görgü tanıkları önünde gerçekleşiyor

Olayların yarısından fazlasında saldırılar iki veya daha fazla sayıdaki görgü tanığının gözü önünde yapıldı.

Görgü tanıklarının yaklaşık üçte biri (%35) olaylara tepki vermedi. Yüzde 25’i mağdurları destekleyici tavır aldı. Vakaların yüzde 32’sinde bazı görgü tanıkları mağduru desteklerken bazıları faillerin yanında yer aldı.

Raporda görgü tanıklarının tutumuna şöyle dikkat çekiliyor:

“Görgü tanıklarının nefret suçlarına sessiz kalması ya da kolaylaştırıcı bir yaklaşım içinde olması bir yandan suçun işlenmesini kolaylaştırmakta diğer yandan nefret suçlarına yol açan ideolojilerin toplumsal arka planına dikkat çekmektedir.”

2019 Nefret Suçları Araştırması başladı!

Kaos GL, 2019 yılında homofobik ve transfobik nefret suçuna maruz kalan ya da tanık olanları araştırmaya katılmaya çağırıyor. Araştırma sonuçları rapor olarak yayınlanacak.

Araştırmaya katılmak için buraya tıklayın.