İnsan Hakları / Aile

TİHEK ayrımcılıkta ısrarcı: “Hemcinslerin partner yaşamı ailenin alternatifi değildir”

Çarşamba, 22 Mayıs 2019

Düzenlediği aile sempozyumunda LGBTİ+’ları hedef alan TİHEK, sempozyumun sonuç bildirgesinde de ayrımcılık yaptı.

Fotoğraf: TİHEK Ailenin Korunması Hakkı Sempozyumu

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK), cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığa devam ediyor.

Geçtiğimiz günlerde “Ailenin Korunması Hakkı Sempozyumu” düzenleyen ve sempozyumda LGBTİ+’ları hedef alan nefret söylemini yaygınlaştıran kurum; sempozyumun sonuç bildirgesinde de LGBTİ+ haklarını hedef aldı.

Sempozyumun sonuç bildirgesinin dokuzuncu maddesinde; “Aile Kurumuna Olumsuz Etkileri Olan Ulusal ve Uluslararası Normlar Gözden Geçirilmeli, Tarafı Olunan Uluslararası Norm veya Denetim Yapan Mekanizmaların Aile Yapısı İhraç Etme Şeklindeki Yaklaşımından Sakınılmalıdır” çağrısı yapıldı.

TİHEK: “Hemcinslerin partner yaşamı asla ailenin alternatifi değildir”

Sonuç bildirgesinde “hemcinslerin partner yaşamı asla ailenin alternatifi değildir” denildi:

“Sağlıklı toplumun temeli meşru nikâhla kadın ve erkeğin kurduğu ailedir. Bunun dışında aile kavramı yerine ikame edilmeye çalışılan günümüz yaşam tarzının toplumlara dayattığı “beraberlik”, “partner yaşam”, “birliktelik” v.b. ifadeler de aile kurumuna zarar vermektedir.  Ayrıca, hemcinslerin “partner yaşamından” yeni nesiller üreme imkanı olmadığından bu tür birliktelikler asla ailenin alternatifi değildir.”

Bildiride ayrıca şu ifadeler yer aldı: “İnsan fıtratına aykırı sapkın ilişkilerin belli çevreler tarafından kasıtlı şekilde meşrulaştırılmaya çalışılması aile kurumuna yönelik ana tehditler arasında yer almaktadır.”

İstanbul Sözleşmesi de TİHEK’in hedefinde!

TİHEK, İstanbul Sözleşmesi’ni de hedef aldı. Sempozyumun bildirgesinde sözleşmeye uymama çağrısı yapıldı:

“Bu bağlamda, aile kurumuna olumsuz etkileri olan ulusal ve uluslararası normlar gözden geçirilmelidir. Ailenin korunması konusunda BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi esas olmalıdır. Bu beyannamenin kabul edildiği tarihte aileye yüklenen anlam muhafaza edilmeli, sonraki uluslararası sözleşmelerde tenakuz teşkil eden hükümler gözden geçirilmeli, değiştirilmesi talep edilmeli, milletlerarası emredici hukuk normu ile çatışan antlaşmaların batıl olacağı dikkate alınmalı, gerekirse feshedilmelidir.

“Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi maksadıyla uluslararası alanda getirilmeye çalışılan düzenlemelerden 2011 tarihli Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesinin çözüm getiren yanlarının yanısıra sorun yaratmaya müsait yanlarının olması, Sempozyumda yapılan sunumların ortak tespitleri arasındadır. 2011 tarihli İstanbul Sözleşmesine imza koyan Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin dahi geçen süre içerisinde sözleşmeyi onaylamamaları ve sözleşmeye çekince koyan ülkelerin koymuş oldukları çekinceleri kaldırmamaları sözleşmeyle ilgili ciddi sorunların olduğunu ortaya koymaktadır.

“Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddette esas alınan İstanbul Sözleşmenin sadece kadını öncelemesi, farklı kültürlerde farklı şekilde yaşanılan aile hayatını ve aile içerisindeki diğer bireyleri dikkate almaması, sözleşmenin diğer uluslararası temel belgelerle ve düzenlemelerle çelişmesi, Türkiye gibi sözleşmeyi onaylayan ve uygulayan ülkelerde, uygulamada çok ciddi sorunlara yol açmaktadır.”

İstanbul Sözleşmesi

2012 yılında ilk olarak Türkiye tarafından imzalanan ve 1 Ağustos 2014’ten beri yürürlükte olan İstanbul Sözleşmesi olarak anılan Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi, imzacı devletlere dört konuda yükümlülük getiriyor: Kadına karşı şiddeti önleme, şiddetten koruma, şiddet eylemlerini kovuşturma ve mağdur destek mekanizmaları oluşturma.

Sözleşmede hükümlerin cinsel yönelim temelli ayrımcılık yapılmadan uygulanması gerektiği de yer alıyor.

TİHEK insan hakları ihlallerini meşrulaştırıyor

Kaos GL Derneği, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun LGBTİ+ hakları karşıtı tutumuna ilişkin basın açıklamasında kurumun ayrımcı pratiklerini şöyle sıralamıştı:

“Kısa adı TİHEK olan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, LGBTİ+’ları yok sayan bir kanun ile kuruldu ve yola çıktı. Bugün, kanununun ruhuna uygun olarak translara yönelik apaçık bir ayrımcılığa ilişkin başvuruyu reddetmekten çekinmeyen, düzenlediği sempozyumda LGBTİ+’lara yönelik apaçık nefret söylemlerinin dile getirildiği ve LGBTİ+ kişilerin insan onurlarının kutlandığı Onur Yürüyüşü esnasında üyesinin dahi homofobik açıklamalar yapmaktan çekinmediği bir “insan hakları” kurumu olarak icraatlarına devam ediyor.”

Açıklamanın tamamı için tıklayın.

TİHEK Kanunu’nun kendisi de ayrımcı!

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK), 2016 yılında çıkartılan kanunla kuruldu. Kurumun karar organı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu olarak belirlendi.

Kurum; cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılığı görmezden gelerek LGBTİ’lere ayrımcılık yapıyor. Kanuna göre cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hal, sağlık durumu, engellilik ve yaşa dayalı ayrımcılık yasaklanıyor. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği kanunda yer almıyor.

TİHEK nasıl kuruldu?

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kurulması hakkında yasa tasarısı 2016 yılında Şubat ayında TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nda incelendi. CHP ve HDP’nin tasarıya ‘cinsel yönelim ve cinsel kimlik’ eklenmesi talepleri AKP’nin homofobik tepkisi sonucu kabul edilmedi. HDP, komisyon çalışmalarından çekildi.

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılığı kapsam dışında tutan tasarı alt komisyona gönderilebilecekken AKP'nin ısrarı sonucu komisyon tarafından incelenip doğrudan oylanmak üzere meclise iletildi. Böylece tasarının alt komisyonda daha detaylı incelenmesi önlenmiş oldu. Muhalefetin ve sivil toplumun önergelerini sunması için yeterli vakit tanınmadı.

Hükümet’in hazırladığı cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hal, sağlık durumu, engellilik ve yaşa dayalı ayrımcılığı yasaklayan ancak LGBTİ’leri ve taleplerini görmezden gelen tasarının komisyondaki görüşmeleri sırasında tartışma yaşandı.

50 LGBTİ örgütü “İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Yasası’nda eşcinsel, biseksüel, trans ve intersekslere ayrımcılık yapma!” diyerek basın açıklaması yayınladı.

Sivil toplum örgütleri LGBTİ’lere ayrımcılık yapan, insan hakları oluşumlarını süreçten dışlayan İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanun Tasarısı’na karşı kurumsal ve bireysel imza kampanyası başlattı.

TBMM’ye seslenen örgütler, “Bizler, Türkiye’de insan hakları, ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik için çalışan sivil toplum örgütleri olarak, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu Tasarısı ile sunulan yapının ve öngörülen çerçevenin, gerekçesinde belirtilen amaç ve işlevi gerçekleştirme imkanı olmadığına dikkat çekiyoruz” dedi.