Yaşam

Sara Ahmed, Judith Butler’la söyleşti: Queer, translar ve interseksler

Perşembe, 30 Mayıs 2019
Haber: Kaos GL

Judith Butler: “Queer”, toplumsal cinsiyeti ve cinselliği “sabitlenmemiş” insanlar olduğumuz anlamına geliyorsa, o zaman ikili cinsiyet rejimi içinde net bir kategoriye gereksinim duyan ya da bunu isteyenler için queer hareket içinde ne gibi bir alan var?”

Judith Butler Ankara'daki Homofobi ve Transfobi Karşıtı Yürüyüş'te, 2010

Sara Ahmed, Judith Butler’la söyleşti. Sexualities’de yayınlanan söyleşiyi İpek Tabur, Çatlak Zemin için Türkçeleştirdi.

Sara Ahmed’in sorularına Judith Butler’ın farklı sorularla karşılık verdiği ve birbirlerinin aldığı pozisyonların içinden geçerek düşündüklerini dile getirdikleri söyleşide Judith Butler, kırılganlık, queer, performativite, cinsiyet, transfobi ve ayrımcılığa dair konuştu:

Bir zamanlar “queer”, hizaya girmeyen, kolaylıkla kategorize edilemeyen toplumsal cinsiyetler ve çeşitli cinsellikler için bir tür şemsiye terim işlevi görmüşse de bugün kendi içinde bir mücadeleye sahne oluyor. Pek çok trans ya da trans hakları savunucusu queerin dışlayıcı bir terim olduğunu, trans deneyimini ne kapsadığını ne de tanımladığını iddia ediyor. Queerin bazı versiyonları haklı olarak beyaz olmakla ve sınıfsal ayrımcılığı savunmakla eleştirilmiş olsa da ben “queers of colour” [derisi renkli queerler] hareketinin queer terimini oldukça güçlü bir biçimde yeniden yönlendirdiğini, potansiyelini demokratikleştirdiğini, mücadelenin genişleyen bağlamı içinde terimin sınırlarını hem ifşa ettiğini hem de bu sınırlara karşı çıktığını ve böylelikle “kolektif” kavramının daha eski versiyonlarına karşı duran daha karmaşık bir ittifakı açıkça ifade ettiğini düşünüyorum.

“Queers of color” teriminin ırk ve kolonyalizmi çokkültürcülük çerçevesi içinde tartışan jeopolitik bağlamların dışında nasıl işlediğine dair bazı sorular var. Bazı gruplar daha belirgin olarak tanımlanmak istiyor, diğerleriyse bu çerçevenin fazlasıyla Amerika Birleşik Devletleri temelli olduğundan endişe ediyor. Fakat beni en çok etkileyen şey, queer aktivistlerin, gerek HIV politikalarını sadece Avrupa-Atlantik bağlamında değil aynı zamanda küresel güneyde, özellikle de Afrika’da önemli oranda dönüştürmeyi hedefleyen örgütlerde gerekse de Avrupa’daki göçmen karşıtı milliyetçilik ve ırkçılık ile mücadele eden örgütlerdeki çalışma biçimleri oldu. Güney Amerika’yla da önemli bağlantılar mevcut. Oradaki hareketler de “postkolonyal”in mevcut kuramsallaştırmalarının kendilerini içerme ve dışlama biçimlerini tartışıyorlar. Güney Amerika’da queer politika, diktatörlük sonrası koşullarla ve kendi bağlamlarında farklı bir soykütüğe sahip olan “demokrasi”yle uğraşıyor ve kamusal alan ile ekonomik güvencesizlik yapılarını tartışıyor. LSE’deki (London School of Economics) Leticia Sabsay’dan bu konu hakkında çok şey öğrendim.

Lakin son zamanlarda “queer”e yöneltilen en güçlü eleştiri trans camiasından geldi. Bu eleştiri farklı biçimler aldı. Ben bu eleştirilerin gerekli olduğunu kabul ediyorum ve görüşlerimi söylenen bazı şeylerden yola çıkarak yeniden ele alıyorum. Aynı zamanda “interseks” üzerine çalışanların “queer”i bazen pek de yararlı bulmadıklarını fark ettim ve bunun nedenlerini anlamanın önemli olduğunu düşünüyorum. “Queer”, toplumsal cinsiyeti ve cinselliği “sabitlenmemiş” insanlar olduğumuz anlamına geliyorsa, o zaman ikili cinsiyet rejimi içinde net bir kategoriye gereksinim duyan ya da bunu isteyenler için queer hareket içinde ne gibi bir alan var? Ya da toplumsal dışlamanın belirli biçimlerinden kurtulmak ve iyi hayatlar sürebilmek için az çok tartışmasız bir toplumsal cinsiyete gereksinim duyan insanlar için ne gibi bir alan var? İnterseks koşulları olan pek çok insan, ikili bir sistem içinde kategorize edilmek istiyor ve romantik bir biçimde “tüm kategorilerin ötesinde” addedilmek istemiyor.

Elbette bu konu üzerinde gerek trans gerekse interseks camialarında süregiden farklı tartışmalar var, ancak “queer” savunucularına gönderilen mesaj oldukça yerinde: Bazı insanlar belirgin bir isme ve toplumsal cinsiyete gereksinim duyuyor ve bu isim ve toplumsal cinsiyet temelinde tanınmak için mücadele veriyor. O yaşamı yaşanabilir kılan hitap biçimlerinin nasıl tesis edileceği ve bu biçimlerde nasıl ısrar edileceği temel bir mesele. Başka bir mesele de bireycilik aracılığıyla değil de ortaya çıkmakta olan toplumsal bir olgu olarak otonomi meselesi: Kendimi nasıl isimlendiriyorum, yasa ya da tıbbi kurumlar içerisinde kendi statümü nasıl tesis edebilirim ve belirli bir toplumsal cinsiyete sahip olarak ya da tesis edilmiş bir toplumsal cinsiyet kategorisi içinde yaşama arzuma, benimle ittifak kurduklarını iddia eden fakat belirli bir şekilde isimlendirilip tanınma arzuma karşı pozisyon alanlar tarafından ne derece itibar edilecek? Bu benim için anlamlı bir soru ve tam da bu nedenle iktidarın nüfuz ettiği bir toplumsal alan içinde otonomi ve cisimleşmeye dair soruları yeniden düşünmek bizim için çok önemli.

Söyleşinin tamamını okumak için tıklayınız.