Yaşam

Eşcinsel Onur Etkinlikleri

Pazartesi, 3 Temmuz 2006

ARŞİVDEN: Lambdaistanbul, 26-29 Haziran 2003 tarihleri arasında “Eşcinsel Onur Haftası” adı altında bir dizi etkinlik gerçekleştirdi ve “eşcinsel onur”u, yürüyüş ve basın açıklaması ile kutladı. Kaos GL’den Ali Erol, Lambdaistanbul grubundan Can, Öner, Engin ve Batman’dan etkinlik için gelen Serhat ile konuştu.

Kaos GL

*Can

Kendini tanıtır mısın?

Lambdaistanbul grubundanım. Adım Can; 23 yaşındayım.

Lambda ilk kez kendi başına bir yürüyüş gerçekleştirdi. Lambda’nın daha önce katıldığı kitlesel yürüyüş ve mitinglerden bunun farkı ve anlamı neydi?

Kaos GL’nin 1 Mayıs’ta yürümesiyle biz de cesaretlendik. Ondan sonraki 1 Mayıs’a biz de katıldık. En son da 1 Aralık’ta pankartla yürüdük. Bu anlamda görünmezliği de kırmış olduk. Tabii bu yürüyüşlerde sadece biz değil, bir sürü grup yürüyordu; ama kendimizi açığa çıkarma bakımından bu bir sebep oldu. Hem ortak politikayı benimsediğimizden hem de kendimizi kimlik olarak da ifade etmek bakımından bir olanaktı. O anlamda 1 Aralık olsun, 26 Ocak olsun, en son yine 2003’teki 1 Mayıs olsun, diğer muhalif gruplarla yürüdük. Ama bu onur haftası etkinliklerinin sadece eşcinsel kimlik üzerine, sadece eşcinsellerin uğradığı ayrımcılığa karşı eşcinsellerin görünürlük taleplerini, ne gibi istekleri olduğunu, ne gibi sorunlar yaşadığını direkt açığa vuran, spesifik bir konu üzerinde yapılmış bir eylemdi. Konu bağlamında, mesela 1 Mayıs’ta diğer muhalif gruplarla beraber bir söylem varken, bu sefer sırf eşcinsel kimlik üzerine bir yoğunlaşma vardı. Ayıran konu bu.

Eşcinsel onur etkinliği için bir hazırlığınız var mıydı, nasıl gelişti? Yürüyüş ve basın açıklaması anlamında.

Biz on yıldan beri bu onur etkinliklerini sürdürüyoruz ki Lambda’nın oluşmasındaki en büyük neden 1993’teki onur etkinliklerinin engellenmesiydi. Bunu kırdık artık, biz görünürüz. Taksim’de bir basın açıklaması okuyabiliriz. Bu güce sahibiz artık. Bunun üzerine bir tartışma geçti. Bir sorunla karşılaşabilir miyiz, çevrenin etkisi ne olur, herhangi bir sorun karşısında ne tür tepkiler geliştirilir, ne tür dayanaklarımız olur, bunun hazırlığını yapalım, sadece eşcinseller yürümesin, başka grupları da çağıralım diye tartışmalarımız oldu. Ama slogan atılacaktı, bir şey için yürüyecektik, bir kimlik ve politika üzerinden yürünmeli ve bu şekilde kendimizi açığa vurmalıyız dedik.

Belirttiğin o sorun ve kaygılar, yürüyüş öncesi yaptığınız toplantılarda giderilebildi mi?

Kendi içimizde giderildi; çünkü ilk defa eşcinsel kimlik üzerine bu kadar yoğunlaşıldı. Taksim’de olacak. Orası, polisin zor durumda hissedince nasıl davranacağı belli olmayan kritik bir bölge. Ama bir şeylerin açığa çıkması ve Türkiye çapında geniş yankı uyandırması bakımından kaygım yok. Mekanımız burada, bunu İstanbul’da yapmalıyız dedik. Eşcinsellerin de yoğun olarak bulunduğu yer burada. Biz de basın açıklamamızı burada yapmalıyız dedik. Kaygılarımız da var. Acaba polis on yıl önce yaptığı gibi bizi engelleyecek mi, şiddet kullanacak mı gibi kaygılardı ama bunlarla karşılaşmadık.

Devlet güçlerinin tutumu nasıldı?

Başlangıçta pankart açılmayacak diye düşünüyorduk, biz bayrağı tuttuk. Taksim’de gösteri yapmak, ne grubu olursanız olun yasak. Ama basın açıklaması da her Türk vatandaşının yapabileceği bir hak ve özgürlük. Ama yürüyüş başka şeye giriyor. Niçin yürüdüğümüzü insanların da görmesi bakımından arkada bir pankart açıldı. Alkış sesleri yükseldi. Gösteri modunda ve biraz da şaşkınlık içindeydik. Bir ara polis otosu geldi. ‘Nereye gidiyorsunuz?’ dedi. Konuştuk, basın açıklaması yapacağımızı söyledik. Pankartı kapattı. ‘Basın açıklamasını yapın ama pankart açmayın’ dedi. Biz pankartı açtık kapattık, açtık kapattık. Biraz oyun gibi oldu ama biz uzun bir süre, özellikle Galatasaray Lisesi’nden Mis Sokağa kadar açılmış bir şekilde yürüdük yani. Pankart ve bayrak net bir şekilde açık olarak yürüdük. İnsanların ne olup bittiğini tam olarak algılamadıklarını düşünüyorum. Belirsizlik var. Eylemliğin görünürlük üzerinde olduğuna inanıyorum. Birebir konuştuk saymıyorum.

Gözlemleyebildiğin kadarıyla katılanların duyguları nasıldı?

Herkes tabii ki heyecanlıydı. Neyle karşılaşacağını bilmiyordu. Ben şöyle bir arkama baktığımda polis engeliyle karşılaşınca ya da bir kargaşa çıkınca ona karşı durabilecek bir insan kitlesi gördüm. Hiç kimsenin dağılmayacağı gücünü hissettim. Orada yürüyüşe katılan birçok insan, Lambda’ya sadece onur haftası etkinliği için gelmiş, yeni gördüğüm insanlardı. O da bana göre daha birleştirici bir özelliğiydi yürüyüşün. Garip heyecan, ciddi bir coşku halini aldı. Miting alanında basın açıklaması okunduktan sonraki alkış sesi tam anlamıyla coşku ve cesaretti. Kaygılarından arınmış, onur haftasına yakışır bir boy gösterisiydi yani.

Sokakta, halkın tepkisi nasıldı, neden yürüdüğünüzü insanlar anlayabildi mi?

Şaşkın bakışlar çoktu. Bazı turistler resmimizi çekti. Alkışlayanlar da oldu. Küfreden olmadı. Belki alaycı bir gülümseme gelmiştir insanlardan, pek ona dikkat etmedim. Yaşlı bir çift kendi aralarında niçin yürüdüğümüzü konuşmuşlar, bir arkadaş duymuş. İnsanların hissettiği bir eksiklik var sanırım. Eşcinseller yürürse niçin yürür gibi. Toplumda önyargı var. ‘Bunlar zaten şarkıcı, bilmem ne, bunların tuzu kuru’ gibi bir anlayış hakim sanırım. Talepleri bilememeyle ilgili bir sıkıntı olabilir. Gerçek anlamda eşcinsellerin yaşadığı sorun ve ne gibi talepler geliştirdiklerine dair büyük bir bilgi eksikliği var. Bir eşcinsel ne isteyebilir ki?

Mitinglerden farklı olarak, bu yürüyüş ve basın açıklamasına medyanın gösterdiği ilgide özel bir farklılık oldu mu?

Basın açıklaması sırasında epey bir basın mensubu vardı. Akşam televizyonlara baktığımızda sadece birkaç kanalın göstermiş olduğu ortaya çıktı. Kanalın birinde, hiç tasvip etmediğimiz bir politik söylem de geçmiş: ‘Hoşgörü istiyoruz’. Halbuki biz hoşgörü istemiyoruz, aksine bu sadece bir beyandı. İnsanların eşcinsel oldukları için dışlandığını, ayrımcılığa uğradığını herkesin bilmesi gerektiğini anlatmak ve buna karşı bir mücadele için bir çağrı yaptık. Basında aktarım yanlışlığı var. Tam olarak magazinleştirme diyemeyiz ama acındırma gibi bir izahat var. Gazetelerde yurt dışında yapılan onca pride yürüyüşü boy boy yer alırken bizim yürüyüşümüze bu kadar kayıtsız kalmalarını ben anlamadım. Kendilerinin yarattığı prototip eşcinsel dışında bir tipin sokağa inmesini kabul etmiyorlar. Bunu görmezden gelerek bir uyanışa sebep olmak istemiyorlar. Bunun geliştirilmiş bir politika olduğunu göstermek istemiyorlar. Bu, diğer muhalif hareketleri yok saymaktan gelme bir anlayış. Eylemleri fazlalaştırdığımız zaman sanırım bizi ciddi anlamda muhatap alacaklardır. Bunun da eşcinsel kimlik üzerinde yoğunlaştığımız eylemlerle gerçekleşeceğine inanıyorum.

Basın açıklamasına pek çok kuruluş ve organizasyon davet edildi dediniz. Davet listesini nasıl oluşturdunuz?

İlk başta, birebir ilişkilendiğimiz gruplarla, ayrıca 1 Aralık’ta birlikte yürüyüp koordinasyon kurduğumuz arkadaşlarla etkileşim oldu. Dolaylı arkadaşlıklarımızın da faydası oldu. Onun dışında cinsiyetçilik, heteroseksizm üzerine düşünmüş, tartışmış, bunun üzerine sorgulama yapan gruplara, başta Amargi gibi feminist örgütlerle etkileşim kurduk. Aynı politik düzlemde, şiddet ve ayrımcılığa karşı olduğunu sergileyen gruplarla etkileşmek kolay oldu. Bunların arasında Mazlum-Der de vardı. Ezilmişliğe, ayrımcılığa karşı bir duruş sergiledikleri için biz onlara da davet gönderdik. Bu anlamda bir perspektif sağlandı. Ortak paydada yer alıp ortak eylemlik yaptığımız gruplara davetiye gönderdik.

*Öner

Yurt dışından da katılımın olacağı bir “gay pride”a valiliğin izin vermemesinin ardından Lambdaistanbul kurulmuştu. Bugün Lambda onuncu yılında bir grup olarak ilk kez onur yürüyüşünü gerçekleştirdi. Zamanında izin verilmediği için gerçekleştirilemeyen, bugün ise izin alma gereği bile duyulmadan gerçekleştirilen “pride” sürecine nasıl gelindi?

Bilmiyorum sorunun cevabı olacak mı, ama bence bu noktaya gelmemizdeki en büyük etken bir arada olmanın verdiği güçle adım adım gelindiğini düşünüyorum. Birkaç yıl öncesine kadar bile hayal edemeyeceğimiz bir şeydi. Ama özgüven ve cesaret öyle bir şey ki, insanlar tek başına yapamaz. Biz birbirimizi cesaretlendirerek bu noktaya geldik diye düşünüyorum.

Sonuçta ilk pride aslında yurt dışından gelen bir teklifti. İzin alınamadığı için tüm etkinlikten vazgeçildi. Oysa şimdi, Lambda bunu kendi başına gerçekleştirdi.

Örgüt olarak kendimize güvenmemizle ilgili bir şey. Polis bize bu eylemde çok da sempatiyle yaklaşmadı; gene aynıydı. Ama biz ne yaptığımızı iyi biliyorduk. Kendimizden emindik. Bunu daha önce kolay yapamadık; çünkü bu kurumsallaşmayla ilgili. Her ne kadar daha eksiğimiz varsa da, on yıllık süreç içinde herkesin çabası ve desteği ile kat edilmiş bir yol diye düşünüyorum. Önceki karma eylemlerde edindiğimiz deneyimin de çok büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Kaos GL’nin 1 Mayıs 2001’de başlattığı kamusal alana çıkma deneyimi de bize güç verdi. Yoksa gene yapamazdık.

Pride, Lambda İstanbul grubu için ne anlama geliyor? “Pride” nasıl “eşcinsel onur” haline geldi? Örneğin Kuzey Amerika’daki etkiyi Türkiye’de yaratmak için ‘pride’ın Türkçeleştirilmesi yeterli oluyor mu?

Önce pride’ın bizim için anlamına değineyim. ‘Eşcinselliğimizden utanmamak’.Yoksa, eşcinsel olduğumuz için başkalarından üstün, daha nitelikli olduğumuz anlamı yok. Kimlik oluşumu sırasında, başlangıçta herkesin yerden yere vurduğu, aşağıladığı kimliğe mensup inanların ilk önce bir onur kimliğine ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. O da bu; yani siz bize istediğiniz kadar iğrenç, sapık, pis deseniz de değiliz. Biz memnunuz ve onur duyuyoruz, gibi bir şey. İlk sıralar her şeyde olduğu gibi İngilizcesi tercih edildi. Daha sonra “eşcinsel gurur” kavramı ortaya atıldı. Fakat gurur sözcüğünün, kibir gibi negatif ve olumsuz kavramları çağrıştırdığı düşünüldü. Onur sözcüğü önerildi ve o benimsendi. Son yıllarda ‘onur’ kavramıyla, adıyla kutluyoruz. ‘Batı’daki etkiyi yaratır mı’ derseniz; biz burada bir ‘Stonewall’ yaşamadık. Ama bir taraftan da gey-lezbiyen kavramları ve yürüttüğümüz eşcinsel mücadele, kimlik politikaları üzerinden yürüyen bir hareket. Türkiye bunu Batı’dan esinlenerek alıyor, kabul etmek lazım. Dolayısıyla sorgulayacaksak hepsini birden sorgulamamız lazım. Burada yürüttüğümüz hareket acaba buraya uyuyor mu diye. Samimi olmak gerekirse benim kafamda hâlâ soru işaretleri var.

“Gay pride” bir süredir örneğin Fransa’da da kutlanıyor. Kuzey Amerika’da “gay pride” şu an ne anlama geliyorsa gelsin, çıkış itibariyle bakıldığında toplumsal amacına ulaşmış gibi görünüyor. Gey ve lezbiyen kimliğin görünürlüğü, kamusal alanda kendini var etmesi açısından. Örneğin Fransa’da da “gay pride” olarak kutlanıyor ve ‘bunun Fransızcası yok mu, Fransa’da aynı etkiyi gösterir mi’ diye bir soru sorulabiliyor. Bu anlamda, Türkçeleştirme, Türkiye’deki eşcinsellerin görünürlüğü ve kamusal alanda özgürleşmesi için bir uyarlama niyeti mi taşıyor, böyle bir niyet varsa nasıl ortaya konulması düşünülüyor?

Biz zaten 1969 olaylarını anarak kutluyoruz. ABD’de yapılan kutlamalar da hâlâ o olaydan yola çıkılarak yapılıyor. O yüzden, Kuzey Amerika’da yaşanmış bir gelişmeyi kutluyoruz aslında. Tabii ki kavram olarak uyarlama var ama farklı bir kavram geliştirelim diye düşünmedik henüz.

Batı’da, Gay Pride’a yönelik eleştirilerde, ‘isyanımız, Stonewall ayaklanması, çay partisine dönüştürüldü’ diye yakınılıyor. Lambdaistanbul olarak hangi ‘pride’ı kutluyorsunuz?

Bizim kutladığımız onur etkinliklerinin Stonwall’un özüne daha uygun olduğunu düşünüyorum. Batı’da, özellikle de ABD’de kutlanan onur etkinliği çok evcilleşti diye düşünüyorum. Genellikle böyle olur; ilk etkinlikler özüne uygundur, sonra nesiller değişir, kutlamaya dönüşür. Sonuçta otuz dört yıl geçmiş ve o zamanı hatırlayan çok az insan var. Stonewall öncesi korkuyu, sinmişliği, ezikliği çok fazla yaşamamışlar çünkü. Toplumsal olarak görünür bir ortamda doğmuşlar, dolayısıyla onlar için bir eğlence. Yurt dışından bir heteroseksüel, onur etkinlikleri sırasında bize şöyle sordu: ‘Daha doğru dürüst bir etkinlik yapamıyor musunuz?’ Bunu sorarken bizim yoksunluklarımızı, imkan sıkıntımızı kastediyordu. Şurada beş yüz bin kişi, orada yüz bin kişi yürüdü, İstanbul’da elli kişi mi yürüdü, diyor. Halbuki, bilmez ki elli kişi bizim için ne kadar büyük. Ben biraz öfkelendim ve ‘istemem’ dedim. Batı’daki gibi çay partisi kutlanmasın. Batı’dakiler tamamen ticari, sömürüye dayalı. Batı’daki muhalif eşcinsel gruplar bu ‘pride’ı her zaman yuhalıyorlar. Orada pride, evcilleşmenin bir sembolü gibi şu anda.

Evcilleşmekten bahsettin ve Gay Pride’ı biz Stonewall’un ruhuna uygun kutluyoruz dedin. Biliyoruz ki Lambda İstanbul, 1 Mayıs gibi büyük çaplı etkinliklerde de taleplerini dillendiriyor. Pride gibi bir etkinlikte mesajı ulaştırma ile diğer kitlesel yürüyüşlerin arasında bir fark yok mu? İleride Türkiye’de de evcilleşmiş bir pride en büyük korkum dedin. Bu topraklarda bunun böyle olmaması için Lambda olarak neler yapılabileceğini düşünüyorsunuz?

Sondan başlayayım. Aslında biz bir bakıma şanslıyız. Batı’da bu hareket belli bir yerlere geldi. Ben hâlâ Türkiye’yi Stonewall öncesi gibi görüyorum. Özellikle Stonewall filmini izlediğimizde çok benzer noktalar bulduk. Barlarda eşcinsellerin yaşadığı şeyler, polise karşı sinmişlik bizim burada zaten yaşadığımız şeyler. Tek bir farkı var; internet gibi haber alma olanakları sayesinde Batı’daki hareketlerden daha fazla haberdar olduk, esinlenebileceğimiz daha fazla ayrıntıya ulaştık. Bizim şansımız da burada bence. O hareketin neden zaman içinde evcilleştiğini sorgulama fırsatına da sahibiz; onlar bu şansa sahip değildi. Korktuğumuz gibi olmamasının tek yolu bence sorgulamak. Kimse bugünden şöyle böyle olacak diye kestiremez Birkaç hafta önce bir arkadaşımın toplantıda ‘gökkuşağı, pembe üçgen gibi semboller yararlı mı zararlı mı’ diye bir kaba tartışma konusu ortaya attı. Bu sembollere karşı muhtemel duygusal saplanmalara karşı neler yapılabilir gibi bir şey ortaya attı. Bir yandan bu kaygıyı da taşıdığımızın göstergesi bu. Pride, şu anda bizim için bir anlam ifade edebilir ama on yıl sonra farklı bir noktaya gelinirse, o zaman eski bir şeye duygusalca bağlanmak ve şovenizm yaratmak yerine, onu kesip atıp başka bir şey yapmaktan da çekinmemeliyiz bence. Bu da sorgulamayla olacak bir şey. Önceki sorunu unuttum.

1 Mayıs gibi büyük etkinliklerde de Lambda taleplerini dile getiriyor. Bu anlamda pride ve diğer kitlesel etkinlikler arasında bir fark var mı?

Kendi açımızdan farkı şu ki tek başına bir kamusal alanda yürüdük. Katılan insanlar için tek tek önemliydi. Toplandığımız sırada da o heyecan belli oluyordu. İnsanlar için, bunu yapıp yapamayacağımıza dair önemli bir deneyimdi. 1 Mayıs’a nispeten daha fazla oldu. ‘Bu cesareti kendimde bulabilecek miyim acaba’ diye sorular oluşuyor çoğu insanın kafasında. Bu birlikteliğin gücüne insanlar bir şekilde kapılıyor ve önce zannettiklerinden daha güçlü olduklarını görüyorlar.

*Serhat

Seni tanıyabilir miyiz?

Adım Serhat Şen; 21 yaşındayım. Batmanlıyım.

Batman’dan “Eşcinsel Onur Haftası Etkinlikleri” için mi geldin?

Evet.

Nasıl öğrendin?

Lambda’dan öğrendim. Bunun Türkiye’de ilk olarak yapılması çok anlamlıydı. Tüm zorlukları aşarak ta buraya kadar geldim.

‘Eşcinsel onur’ senin için ne anlama geliyor?

Daha da özgürleşmemiz için bir adım. Bunun, toplumsal özgürleşme adına binlerce anlamı var.

Etkinlik, eşcinsel onuru ve eşcinsellerin özgürlüğü için istediğin gibi geçti mi?

Evet, istediğim gibi geçti. Çünkü katılım yeteri kadar sağlanmıştı. Arkadaşlar kendini saklama gereği de hissetmiyorlardı.

Sokakta, kamusal alanda yapılan bir etkinlikte eşcinsel kimliğinle ortaya çıkmış oldun. İlk defa mı?

Daha önce 1 Mayıs’ta da Lambdaistanbul grubuyla birlikte göründüm. O zaman da çok heyecanlanmıştım. Ondan sonra zaten cinsel kimliğimi gizlememe kararı aldım. Bu onur etkinliklerinin Türkiye’de yapılıyor olması çok önemli. Aslında yıllar önce başlanmış olmalıydı. ‘Şu an toplum hazır değil, bir müddet sonra ortaya çıkılmalı’ gibi söylentiler vardı. Orijinal kimliğimle insan içinde göründüm. Eşcinsellerin bu takıntılara müdahalesinin ertelenmemesi gerekir.

Batmanlı bir eşcinsel olarak İstanbul’da yürüdün. Peki ‘onurlu bir eşcinsel’ olarak Batman’da yaşayabiliyor musun?

Kesinlikle hayır. Çünkü şiddete meyilliler ve hatta beni seks işçiliğine zorlayanlar bile vardı.

Kimdi bunlar?

Batman’da psikopat diye bilinen insanlar. Sıradan insanlardan da hakaret gelirdi. Bana ‘top’ denildiği için intihar girişiminde bulunmuştum.
Ama daha on beş gün önce Batman’da yürürken bana benzer hakaretlerde bulunduklarında çok rahattım. Çünkü yanlış içinde değildim. Kendimden emindim. Aslında Batman’da kurduğum eşcinsel ilişkim de çok azdır.
16 yaşındayken hocama açılmıştım ki onun da bir gey olduğunu düşünüyordum. Bunu bir hastalık olarak değerlendirmişti. O yaşta tamamen psikolojim bozuldu ve kendimi hasta kabul ettim. O sıra doğru bir insana başvurmuş olsaydım, eşcinselliğimi iki yıl erken ve daha sağlıklı şekilde kabul edecektim. 19 yaşında Batman’dan kaçtım. Ablamın büyük etkisi oldu; sürekli eşcinselliğimi yüzüme vururdu.

Batman’daki diğer eşcinseller ne yapacak? Batman’da eşcinsel olarak yaşamak mümkün olmayacak mı?

Bir ara ben Batman’da bir grup oluşturmayı düşündüm; fakat kendimi yeterli bulmamıştım. Heteroseksüel arkadaşlarımız yanımızda olabileceklerini söylediler. Fakat Batman’da eşcinsel olmak çok zor, mümkün olmadı.

Şu an Batman’da yaşamıyorsun?

Bundan sonra Batman’da yaşamayı düşünmüyorum. Çünkü aileme açıldıktan sonra annem sürekli hocalara muska yazdırıp, büyü yaptırıyor. Bu da psikolojimi olumsuz etkiliyordu. Psikolojik baskı devam ediyor. Ben abime ilk açıldığımda çok şaşırdım. Çünkü, ‘Daha yirmi yaşında eşcinsel olduğunu kabul etmen benim için çok anlamlı’ demişti. Ama aylarca benimle konuşmadı. Ben Batman’dan ayrılacağım zaman bana ‘Giyimine çeki düzen ver’ dedi. Gey olduğumu bilmediği zamanlarda giyinişime hiç söz söylemezdi.

Batman’da senin bildiğin, tanıdığın eşcinseller şu anda ne yapıyorlar, nasıl yaşıyorlar?

Tam olarak dört kişiyle konuşmuştum. Bunun dışında tahmin ettiğim bazıları da vardı. Bu dört kişinin de ikisi açıktılar. Ama her yerdeki gibi onlar da sadece aktif ilişkiye girdikleri için kendilerini eşcinsel kabul etmiyorlardı. Bu da beni çok rahatsız ediyordu.

Güneydoğuda, örneğin Batman veya Diyarbakır’da, eşcinseller kendi bayraklarıyla bir grup olarak yürüyecek olsalar katılır mısın?

Kesinlikle. Bu benim için çok anlamlı olur. Diyarbakır veya Batman gibi bir yerde, en azından 1 Mayıs için eşcinseller olarak bir şeyler yapılabileceğini düşünüyorum. Batman’dayken gelecek sene 1 Mayıs’ta tek başıma bile yürümeyi göze almıştım.

Senin dışında, bölgedeki eşcinseller böyle bir yürüyüşü nasıl karşılarlar?

Kesinlikle korkup kaçarlar. En çok homofobik gey Batman’da var. Görünmenin gerçekliğini bende seyrettikleri için benden de korkarlardı. Fakat Güneydoğu’da eşcinsel sivil toplum girişimi gibi bir çalışma yapılırsa onlar için de çok iyi ve anlamlı olur. En azından bilinçlenip cesaretlenirler. Tek başıma yeterli olmak isterdim ama imkânsız. Heteroseksüel arkadaşlar bana destek olacaklarını söylüyorlar fakat eşcinsellerden hiçbir şekilde destek görmüyorum, çoğu da gizli zaten.

Böyle bir girişim mümkün olur mu? Yani 1 Mayıs veya başka bir vesileyle?

Tabii ki güzel olur. Güneydoğu’da çok önemli bir atılım olurdu GL’yi kabul etmeleri için.

Metropole kaçmayan, kaçamayan Güneydoğulu eşcinseller ne yapıyor?

Sürekli heteroseksüel rolü oynamak zorunda kalıyorlar. Çoğunun intihar girişiminde bulunduklarını biliyorum. Bu da üzücü bir olay.

Güneydoğu’dan metropollere gelemeyecek eşcinsellerin geleceklerinin nasıl olacağını düşünüyorsun?

Türkiye’nin genelinde eşcinsel olmak çok zor. Toplumun tutumu sistemin ekmeğine yağ sürüyor. Taşradan ve özellikle doğudan gelen eşcinseller metropollerde seks işçiliğine mecbur kalıyorlar. Çok üzülüyorum, hiçbir eşcinsel kendi halinden memnun değil. Ailem de beni seks işçiliği yapmakla suçladı. Onlarla konuştum.

Şu an ailen seni kabul ediyor mu?

Evet, fakat psikolojik baskı devam ediyor.

Değişmen yönünde mi?

Evet. Çünkü evlenmemi istiyorlardı. Ben amcamın oğluna aşıktım ama amcamın kızıyla evlendirmeyi düşünüyorlardı.

Bir eşcinsel olarak bundan sonra hayatını nasıl kurmayı düşünüyorsun?

Bir heteroseksüel gibi bir işte çalışıp para kazanmayı. Aslında seks işçiliğine karşı değilim fakat benim midem kaldırmaz. Sosyal sistem seks işçiliğine zorluyor, o ayrı bir şey.

*Engin

Engin, ne zamandır Lambda’dasın?

1997 Mart’tan beri.

Lambda’nın toplumsal etkinliklerine katılmıyorsun? Bu konuda bize neler söylemek istersin?

Katılmıyorum; çünkü out değilim. Kamusal alanda yapılan etkinlikler görünürlük bazlı etkinliklerdi. Açık olamayan biri buna katılırsa kendisiyle çelişir.
Zaten bunun cevabı sorunun içinde. Ama ‘neye açık değilsin’ gibi bir soru gelecekse onun cevabı da ayrı.

Out olmayan bir Lambdalı olarak eşcinsel onur yürüyüşü ve basın açıklaması hakkında ne düşünüyorsun, senin için anlamı neydi?

Benim için anlamı aslında Lambda için anlamından farklı değil. Görünürlük çok önemli. Eşcinsel hareketin temel parçası. Çünkü görünür olmadan bu hareketin çok verimli olamayacağını, hatta kendi içinde de çelişki yaratacağını düşünüyorum. Bu anlamda Lambda görünür olmalı ama bireyler açık olup olmama konusunda kendi kararlarını kendileri verebilirler; bu Lambda’yı bağlamaz. Açık olmayan birisi de Lambda’ya destek verebilir. Çünkü desteğin belli bir sınırı yok. Maddi destekten kişisel desteğe, çalışma desteğine kadar bir çok destek verilebilir. Açık olmayan insan bize destek veremez gibi Lambda veya başka bir grupta, böyle bir kıstas yapamayız. Tabi en ideali de açık olan insanların sayıca çok olmasıdır. Daha fazla olmaları hareketi daha güçlü kılar.

Senin sözünü ettiğin çelişki kişisel hayatına yansıyor mu? Bu çelişkinin olumsuz karşılığı oldu mu ya da oluyor mu?

Kişisel olarak açıklığı ben savunuyorum ve görünürlüğü destekliyorum. Ama bunda da bir denge var. Hiçbir zaman ‘ben gizliyim, Lambda da gizli olsun’ gibi bir tavrım yok. ‘Ben gizliyim ama siz açık olun, açılın açılın’ da demiyorum. Bunun bir yolu var; doğru olanlar bulunur, sonra bunlar bize uyuyor mu uymuyor mu kararlaştırılır, bazı hamleler yapılır. Bu anlamda benim açık olmamamın Lambda’da bir sorun yarattığını sanmıyorum. Bireysel olarak açılmamı engelleyen, göze alamadığım şeyler var. Bunlar da tabi ki ben de rahatsızlık yaratıyor. Örneğin iş yerimde açık değilim. Yanımda eşcinsellikle ilgili konuşmalar ya da aşağılayıcı sohbetler geçtiği zaman müdahale etmek ya da eşcinsellik hakkında o insanlarla konuşmak istiyorum. Bir yandan da patronum nedeniyle ya da oradaki insanların bu konudaki cehaletleri nedeniyle bunu göze alamıyorum. Bu konuda çıkacak bir gerilim beni dışlamalarına ve dolaylı olarak da basit bir bahaneyle işimi kaybetmeme neden olabilir. Ya da bu tartışmalar zihinsel açıdan bana ağır gelebilir. Daha gerilimli bir hayat beni bekler; yani işimin dışında ‘eşcinsel savunuculuğu’ gibi bir misyon yüklenebilir bana. Her eşcinsellikle ilgili her konuda ben muhatap alınabilirim.

Katılan arkadaşların büyük bir heyecan içinde olduğunu gördüm. Bu heyecan sana nasıl yansıdı?

Bana daha çok yansıdı aslında. Çünkü ben, basın açıklaması yapıldığı sırada gazetecilerin yanında fotoğraf çektim. Ama o kadar heyecanlıydım ki ellerim, bacaklarım titriyordu. Beni en çok etkileyen şey topluluğun önünde açık olmaktı: Açık olmak sadece belli kesime, ailene karşı değildir. Kameraların önünde de açıksın. Ve adeta şöyle bağırıyorsun: “Ey toplum, işte o eşcinsel eşcinsel dediğiniz benim. Doğru-yanlış birçok yargılar uydurduğunuz, aşağıladığınız, birçok şey düşündüğünüz ya da tanımadığınız kişi benim” diyorsunuz. Bütün zor duyguları üstlenerek kalabalığın karşısına çıkıyorsun ve alkış alıyorsun. Bu beni çok etkiledi.