İnsan Hakları / Askerlik

Pembe tezkere sürecim: Selam, ben eşcinselim!

Pazartesi, 8 Temmuz 2019
Haber: Kaos GL

Eşref, “askerliğe elverişli değildir” raporu alma sürecini yazdı: 41 yaşındayım, askere bir şekilde gitmeyeceğimi uzun zamandır biliyordum ama bunun yolu yöntemi konusunda bir kararım yoktu…

İllüstrasyon: Erinç Seymen

41 yaşındayım, askere bir şekilde gitmeyeceğimi uzun zamandır biliyordum ama bunun yolu yöntemi konusunda bir kararım yoktu. Askerlik işini ertelemek için atılıp atılıp af çıkınca tekrar kayıt yaptırarak devam ettiğim yüksek lisans yıllarında bir gün sabaha karşı bir otelde polis tarafından çağırılmam neticesinde 35 yaşından sonra artık okulun askerliği ertelemeye yetmediğini öğrendim. Sonraki yıllarda artan GBT uygulamalarına sık sık takılarak “15 gün içinde en yakın askerlik şubesine gideceğime” dair tutanakları imzaladım, gideceğim deyip gitmediğim o 15 günler birer para cezasına dönüşüyormuş, -zaten haberim de yoktu ama- ödemediğim para cezaları birikince karakola ifade vermeye çağırıldım. Niye askere gitmediğim ve maddi durumumla ilgili sorular soruldu. Birkaç ay sonra tekrar çağırıldım, birkaç ay sonra tekrar. Sonunda dava açılmış, karakoldan aranıp mahkeme günü, saati hakkında bilgilendirildim. Artık bir karar vermem gerekiyordu, yıllardır kendi çapımda sürdürdüğüm küçük vicdani reddimi sonlandırıp “eşcinsel raporu” almak için harekete geçecek miydim yoksa vicdani ret hakkı tanınmadığı müddetçe GBT– tutanak–mahkeme sarmalında ve biriken para cezalarıyla birlikte yaşamaya devam mı edecektim? Neredeyse her dışarı çıkışımda GBT’ye takılıyordum, şans eseri takılmasam bile bunun stresi yetiyordu, vicdani retçilerin para cezalarını ödemedikleri için haklarında yakalama kararı çıktığı, yurt dışına çıkamadıkları gibi şeyler duymuştum. Pembe tezkere almakla ilgili etik sorunlar vardı öte yandan, aşağılayıcı bir süreçti, eşcinselliği hastalık, kendini çürük olarak onaylatman gerekiyordu. Ben savaş karşıtı olduğum, bu düzenin o korkunç yerinde bulunmak istemediğim için askere gitmek istemiyordum, zorla yaptırılan bir şeyi yapmak istemiyordum (ve rapor alma sürecine girmekten korkuyordum) ama bir yanda da günlük yaşamımı çekilmez kılan GBT zulmü vardı. Sonunda dedim milletin ne dertleri var, yok yere hapse atılıp yıllarca yatanından işsiz ve aç bırakılıp bir de çıkmasına izin verilmeyen ülkesinden kaçmaya çalışırken denizde boğulanına neler neler çekiyor insanlar, ben askerlik şubesine gidip “Selam, ben eşcinselim” diyeceğim altı üstü, neyi büyütüp dram yapıyorum?  

O arada Kaos GL’de konuyla ilgili yazıları okudum, daha önce bilgim vardı ama yeni bir şey olarak 15 Temmuz sonrası artık askeri hastane diye bir şey kalmaması, raporu devlet hastanelerinin veriyor oluşu beni rahatlattı, sürecin bir hafta içinde dahi bitebileceği ihtimali gönlümü şenlendirdi, kendimi böyle böyle motive ederek önümdeki ilk Pazartesi en yakın askerlik şubesine başvurmaya karar verdim.

Ama tabi öyle olmadı, okuduğum yazılarda sıra beklememek için şubeye erken gitmek gerektiği yazıyordu, erken kalkmak için saatimi kurmuştum ama kalkıp gidemedim, sonraki gün de aynı şey oldu, sonraki gün de. Bir haftayı bir şey yapmadan, sadece bunalım bunalım takılarak geçirmeyi başardım böylece. Bu tür fırsatları her zaman iyi değerlendiririm.

Sonraki pazartesi kalkıp gitmeyi başardım, Maltepe şubesi kalabalık değildi, 3-5 kişi vardı, başka zamanlarda farklı saatlerde gittiğimde de hep öyleydi. Girişte telefonunuzu kapatmanızı istiyorlar ve kimliğinize bakıyorlar, sonra danışmaya gidiyorsunuz. Danışmadaki adam niye geldiğimi sordu, hastaneye sevk edilmek istiyorum dedim, niye dedi, doğruyu söylemek zorunda olmadığımı biliyordum ama yalan da söylemek istemedim, eşcinselim dedim. Orada bunu sesli olarak söyleyebilmiş olmak bu işi yapabileceğime dair içimde bir umut yeşertti. Adam doldurmam için bir form verdi, sağlık durumum kötü diye işaretledim, altında seçenekler vardı ama eşcinsellik yoktu, açıklama bölümü vardı niye kötü olduğuna dair, boş bıraktım, yaz derse yazarım dedim demedi, sıra numarası verip askere alma bölümüne gönderdi. Orada bir kadın memura aynı şeyleri söyledim, işlemleri yapmaya başladı, “mezuniyet belgen yanında mı” dedi. ne belgesi? Üniversite mezuniyet ortalamamın yazması gerekiyormuş, bir tarihten sonra mezun olanların ortalamaları e-devlet’te kayıtlıymış ama ben eski mezun olduğum için yokmuş, okuldan transkript getirsem de olurmuş. Sonra e-devlet’te kayıtlı bir aile hekimimin de olmadığını gördü. Okuduğum yazılarda aile hekimim yoksa en yakın toplum sağlığı merkezine gidebileceğimi öğrenmiştim, yaşadığım mahalleye geri dönüp buradaki bir doktora eşcinsel olduğumu söylemek yerine o civarda bunu halletmek daha kolay göründüğü için aile hekimi seçmeden gittim. Ama kadın dedi aile hekimsiz olmaz, sen transkriptini alıp aile hekimini de ata, öyle gel. Bana yok yere zorluk çıkarttığını düşündüm. O gün okula gittim transkript için, zaman içinde okuldaki idari yapılar değiştiği için benim çok geçmişte kalan bilgilerimi tarihin tozlu raflarından bulup çıkartmak zaman aldı ve ilk gün böylece sonlandı. E-devlet’ten aile hekimi de seçtim ama 10 gün kadar sonrasını işaret eden “şu şu tarihten sonra geçerli olacaktır” diye bir yazı belirdi ekranda.

Ertesi gün tekrar şubeye gidip transkriptimi verdim, aile hekimiyle ilgili durumu söyledim, geçerli olduğunda gel o zaman dedi. Toplum sağlığı merkezine gidebileceğimi söyledim, gidemezsin o Türkiye’de ikameti olmayanlar için falan dedi, gidemezsin, giderim, gidemezsin, giderim… Niye bu kadar acele ettiğimi sordu, her zaman vaktim olmuyor dedim işlemleri yaptırmak için ama aslında mahkeme günü gelene kadar raporu almak istiyordum. Sonunda ikna olup sevk kâğıdını hazırladı, “sakatlar gider sağlamlar gitmez zaten” diye de söyleniyordu bir yandan. Böyle durumlarda haklarınızı bilmeniz çok işe yarıyor ve genelde onlar sizden daha az şey biliyorlar, duruma hâkimseniz teslim olmak zorunda kalıyorlar.

Sevk kâğıdını alıp toplum sağlığı merkezine gittim, oradaki danışma konudan bihaber olduğu için yanlış yerlere yönlendirdi, odalar ve katlar arasında bir süre gidip geldikten sonra doğru doktorun odasını bilen birine rastladım, o doktora da eşcinsel olduğumu beyan ettim, beni “psikoseksüel bozukluğum” nedeniyle Kartal’daki Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk ettiğini belirten yazıyı yazdı, o belgeyi de bir yerlere mühürlettikten sonra hastaneye gittim.

Hastaneye giderken feminen görünmenin işe yaradığına dair yazılar okumuştum ama günlük hayatımda göze batan bir dış görünüşe sahip değilim, zaten renkli kıyafetlerim de yok, zorlama bir şey de yapmak istemedim ve hatta her zamanki halimle, kirli sakalla gittim. Uzun saçlarımın beni yeterince feminen göstereceğini umut ettim. Eşcinsel olduğumdan zaten eminim, bu bendeki apaçık bir bilgi –ki kabul edebilmek için yıllarımı vermişim, şüpheye yer kalmamış. Bunu kimseye ispat etmemi gerektirecek bir durumda değilim diye düşündüm, sadece görmelerine izin verebilirim ya da görmelerinden korkmamam yeter. Belki de ilk defa eşcinselliğimi –saklayabildiğimden ya da saklamaya çalıştığımdan da değil ama- saklamamanın bana avantaj sağlayacağı bir durum yaşıyordum. Bu da bana bir güven verdi.

Sağlık kurulu denilen bir bölüme yönlendirdiler hastanede, sağlık kurulundaki danışma da eski binadaki evrak kayıt bölümüne gönderdi, eski binayı bulup, koridorlarını aşıp küçük bir odada evrak kaydını yaptırdım. Evrakı sağlık kurulunun ofisine götürdüm, oradaki kadın aldı baktı inceledi, bişey bişey numarasıyla tarih yazılmamış, eksikleri tamamlatıp geri getir dedi, lanet olsun evrağınıza da numaranıza da diye söylenerek Maltepe’ye geri döndüm. Doktor beni tekrar görünce eksik yazdığını anladı neyse, özür diledi. Hastaneye döndüm, aynı kadın 3. Kattaki psikiyatri bölümüne gitmem gerektiğini söyledi, gittim, orada da sağlık kuruluna gitmem gerektiğini söylediler, dedim zaten oradan gönderdiler ama yok dediler burada olmuyor… geri döndüm. Numarayı eksik yazan doktora söylendikten sonra beni yanlış yere gönderen kadın yanındaki çalışma arkadaşlarına sorarak sağlık kurulu içindeki psikiyatri bölümüne gitmem gerektiğine karar verdi. Ama o gün öğleden sonra heyet olduğu için poliklinikler çalışmıyormuş, yarın sabah gelecekmişim. İkinci gün de böyle bitti.

Sonraki sabah psikiyatri bölümüne gittim, kapının önünde kuyruk vardı, numara sistemi yoktu, ayakta öyle bekliyorsunuz ve sıra ilerlemiyor. Yan yana bir sürü başka poliklinik var ve insanlar hepsinde birden sıra tutmaya çalıştıkları için çok karmaşa oluyor, sıraya ortasından dalanlar, kapının yanında bekleyip her açıldığında kendini içeri atmaya çalışanlar, gerginlikler, kavgalar, psikolojik dayanıklılığımızı ölçmek için böyle bir uygulama var diye teori üretenler. Sinir bozucu bir buçuk saatin sonunda doktoruma ulaşmayı başardım, zannediyorum ki eşcinsel olduğunu nasıl fark ettin, kendinden bahsetsene biraz gibi şeyler soracak, samimi bir sohbete dalacağız, kafamdan bir sürü şey geçmiş beklerken girince anlatırım diye. Evrağımı aldı, adımı sordu (elindeki kağıtta yazıyor?), bir yandan bilgisayarda bir şeyler arıyor. Kayıt yaptırdın mı dedi, evrak kaydını soruyor herhalde diye düşünüp yaptırdım dedim, aradı taradı, kaydın yok, danışmada yaptır diye evrağı geri uzattı. Sinirlenip “bir buçuk saattir bekliyorum, kimse bana kayıt yaptırmam gerektiğini söylemedi” dedim. “Rahatsızlığın ne senin” dedi, eşcinselim dedim. Çürük raporu vereceğiz o zaman dedi, biraz rahatlayıp kayıt yaptırmaya gittim. (Hem askerlik şubesinde hem hastanede evrakta kullanılacak fotoğrafları webcam kullanarak kendileri çekiyorlardı, ilk kez karşılaştım, pratik bir uygulama.

Kaydı yaptırıp psikiyatriste geri döndüm, şu meşhur 586 soruluk test için psikoloğa yönlendirdi. O sırada beni yanlış yerlere gönderip kayıt yaptırmam gerektiğini de söylemeyen sağlık kurulu çalışanını görüp bağırıp çağırmaya başladım, sonra sıraya girmeyip kapının dibinde bekleyen yaşlı kurnaz çiftle kavga ettim. Benden önce de biri delirip çığlıklar atmıştı, onun rüzgârına kapılıp biraz stres attım. Danışmadakine de keşke saydırsaydım, bir şey soruyorsun yüzüne bakmıyor, tersleyip duruyor herkesi.

Farklı nedenlerle rapor almak için psikiyatriye başvuran herkese aynı testi yapıyorlar sanırım, hakkında okuyup bilgilenmiştim. Aynı soruları farklı biçimlerde tekrar sorarak tutarlılık arıyorlar. Sadece doğruları söylersem kendiliğinden tutarlı olurum diye düşündüm ben de. Ama net bir fikrimin olmadığı, kararsız kaldıklarım oldu, kötü çeviri nedeniyle tam olarak ne sorulduğunu anlayamadıklarım oldu. Aile ilişkileriyle ilgili sorular vardı, dini inançla ilgili olanlar vardı, paranoyak olup olmadığını ölçen sorular vardı; birinin beni takip ettiğini düşünürüm, kafamda geçen düşüncelerin okunduğunu düşünürüm gibisinden. Doğrudan eşcinsellikle ilgili iki üç soru vardı. Şöyle şöyle karakterdeki kadınları beğenirim diye bir cümle vardı, onu doğru diye işaretledim ama yanlış bir şey mi yaptım, homoseksüelliğime halel getirmiş olabilir miyim diye endişelendim sonra, beğenmekte cinsel bir ima yoktu, hoşlanırım dese olurdu ama…

Sosyal becerileri ölçen sorular vardı, ben süper asosyal bir insan olduğum için öyle cevapladım, genel motivasyonla ilgili sorular vardı, tembel, isteksiz, enerjisiz biri olarak cevapladım, cevap çizelgesiyle soru dosyasını geri vererek üçüncü günü tamamladım.

Ertesi gün bir sorun çıkmayacağından emin olarak test sonucunu almaya gittim ama sürpriz, test sonucu geçersizdir yazıyordu. Bir süre kendi kendimi yedikten sonra neden geçersiz olduğunu sormak için psikoloğa geri gittim. Kendini kötü göstermeye çalışmışsın dedi. Yalan söylemekle suçlandığım için yine sinirlendim, ben eşcinsel olduğum için başvurdum, kendimi kötü göstermeye çalışmak bir işime yaramaz, niye böyle bir şey yapayım? dedim. Neyse sempatik bir adamdı, raporuna bakalım tekrar dedi. Hayata karşı bir isteksizliğin var mı, diye sordu incelerken, evet dedim depresif biriyim. Raporu tekrar yazacağını, 10 dakika sonra gelmemi söyledi, gittiğimde yeni raporu katlayıp zımbalamış, işime yarayacak bir şey yazdığını söyledi. Alıp psikiyatriste gittim, açtı okudu, beni Rorschach testi için Erenköy’e sevk ettiğini söyledi sonra. Yine bir sürpriz, ikinci rapor da pek işime yaramamıştı demek.  

Günlerden Perşembe’ydi, öğleden sonra ve ertesi gün poliklinikler çalışmıyormuş (çok nadir çalışıyorlar, yakalamak maharet istiyor), sonraki hafta da bayram tatiliydi, bayram sonrasına kaldı her şey. Dördüncü gün de böylece sona erdi.

Bayramdan sonraki hafta İstanbul dışında olduğum için boş geçti. Sonraki pazartesi artık mahkeme günüm gelmişti ve ben hedeflediğim raporun hâlâ çok uzağındaydım. Sabah 10 demişlerdi mahkeme saati için, gittim, muhtemelen aynı sebepten gelen başka genç erkekler de vardı, hepimizden kimliklerimizi topladılar. Sonra tek tek çağırmaya başladılar, ne zaman çağırılacağını bilmediğin için oradan ayrılmadan beklemen gerekiyor, giren 3-5 dakika kalıp çıkıyor. İsmim söylendi sonunda, girdim, küçük bir odada yüce Türk adaletini temsil ettiği için tepede bir yerde oturan hâkim karakoldaki gibi maddi durumumla ilgili sorular sorarak seri şekilde benim ağzımdan bir ifade yazdırmaya başladı. Son derece kötü olan maddi durumumu beyan ettikten sonra bedelli askerlikten yararlanıp yararlanmadığımı sordu, yararlanmış olsaydım yalan söylediğim ortaya çıkacak ve para cezasını basacaktı anladığım kadarıyla. Yararlanmadım ama askerlik şubesine başvurdum, hastaneye sevk edildim dedim, rahatsızlığımdan dolayı askere gidemedim diye yazdırdı ifadeyi. Raporu henüz alamamış olsam da durum işime yaradı sanıyorum.

Adliyeden çıktıktan sonra hemen yanındaki hastaneden sevk kâğıdını alıp Erenköy’deki hastaneye gittim. Orada danışmadaki kadın da beni nereye göndereceğini, ne yapacağını bilemedi, başhekimliğe çıkmamı söyledi, oradakiler hasta kabul bölümüne gitmem gerektiğini söylediler, dedim zaten oradan gönderdiler, hasta kabule gittim, yine başhekimliğe çıkmamı söyledi, dedim az önce oradan geldim ya zaten. Biraz beklememi söyledi, sonra birden randevu için kayıt yapması gerektiğine karar verdi. Bir buçuk hafta sonrası için gün verdi. Daha önce olamaz mıydı, ama beni askerlik şubesi gönderdi, randevusuz almanız gerekiyor falan dedim, en yakın tarih o dedi, artık mahkeme de geçtiği için fazla üstelemedim.

Bir buçuk hafta sonra Rorschach testi için Erenköy’deki psikiyatriste gittim, çok tatlı genç bir kadındı, arkadaşça yaklaştı. Çocukluğumdan, annemle olan ilişkimden, rüyalarımdan bahsetmemi istedi, bir yandan notlar alıyordu. Sonra o mürekkep lekelerini bir şeylere benzetme testini yaptı, en son da boş bir kâğıtla kalem uzatıp bir insan çiz dedi. Bolca çocukluğumdan bahsettiğim için küçükken tuttuğum defterlere çizdiğim büyük gözlü, kabarık saçlı, kabarık elbiseli kadınlar aklıma geldi, bundan bahsedip öyle bir şey karaladım. 10 dakika içinde raporumu yazacağını söyledi, bu kadar hızlı beklemiyordum, çok sevindim.

Raporu bir zarfın içinde zımbalayıp verdiler. Alıp Kartal’daki hastaneye döndüm. Oradaki psikiyatrist değişmişti, raporu açıp okudu, bazı yerlerin altını çizdi. Önceki testin raporunun çekmecede olduğunu söyledim, onu ararken diğer psikiyatrist için “hiçbir işi doğru düzgün yapmıyor bu kadın” diye söylendi. İlk raporu da bulup okudu ve bence yeterliymiş bu dedi. Ne? Yani boşu boşuna mı beni Erenköy’e sevk edip zaman kaybettirmiş?

Sonuç raporunu yazmaya koyuldu, ne yazacağını bilemedi, önündeki dosyalarda bir şeyler aradı, eşcinselliği psikoseksüel bozukluk diye tanımladıklarını söyledim. İki testin sonucunu özetleyip askerliğe elverişsizdir diye biten kısa bir sonuç yazdı. Tüm evrağı bana verdi, danışmadan raporun çıktısını alıp kendisiyle birlikte 3 hekime imzalatmam gerekiyormuş. O sırada testlerin sonuçlarını okuma fırsatım oldu. 586 soruluk ilk testin sonucu kısaydı ama hakkımda isabetli şeyler yazıyordu, heteroseksüel uyum bozukluğu diye de sonlanıyordu, yeterliymiş gerçekten. Önceki doktor Erenköy’e sevk etmek yerine raporu hemen yazsaydı bir hafta içinde ve mahkemeden önce her şey hallolmuş olacakmış, sadece işimi uzatmak, zorluk çıkarmak istemiş.

Rorschach testi sonucu daha uzun ve ayrıntılıydı, hakkımda güzel ve işime yarar şeyler yazıyordu, özdeşim süreçlerimde feminen unsurlar dikkat çekiyormuş, pasif bir imge çiziyormuşum gibi. İmzaları aldıktan sonra tüm evrağı sağlık kurulu ofisine götürdüm, iki gün sonra sabah 8 buçukta heyet için gelmemi söylediler. Gittim.

Farklı nedenlerle askerlik için rapor almaya gelmiş genç erkekler bekliyordu yine. Saat 9’dan itibaren tek tek içeri çağırmaya başladılar, 10’da bana sıra geldi. Önce boyumu ve kilomu ölçtüler, sonra da kırmızı bir mürekkeple parmak izimi aldılar. Sonucu 4’te gelip al dediler. Ne? Sabahın 8 buçuğunda çağırıp zaten önceden yazılmış bir rapora gerekli imzaların atılması için 5 saat daha beklememi mi istiyorsunuz? Demedim ama çok sinirim bozuldu yine.  5 saat oralarda vakit geçirdikten sonra askerliğe elverişsizdir raporumu alıp askerlik şubesine doğru yola çıktım. Artık her şey bitmek üzereydi, raporu verecektim, sonucun adresime postalanacağını söyleyeceklerdi ve bitecekti.

Öyle olmadı. İşlemleri yapan kadın aile hekiminin yazdığı sevk yazısını istedi. Dedim o hastanede kaldı, geri vermediler. Biz size o kâğıttan iki tane vermiştik, birini buraya getirecektiniz dedi, hayır dedim bir tane vermiştiniz, bir tane vermişlerdi. Hastaneden bir kopyasını alıp getirmem gerektiğini söyledi. Artık mesai sonu gelmişti, araya hafta sonu da gireceği için sonraki haftaya kalmıştı evrak getir götür işi. Yine çok sinirlendim, alay edilmiş gibi hissettim, sadece bana zorluk çıkarmak için bunu yaptıklarını düşündüm. Benim gibi hastaneden rapor alıp şubeye gelen başkaları da vardı, hepsinin elinde sadece tek bir rapor vardı, hangisi sevk kâğıdı getirmiş gösterin, ben de getireyim diyebilirdim. Şubeden çıktıktan sonra bunları düşünüp kendi kendimi yedim.

Sonraki hafta hastaneye gidip sevk kâğıdının bir kopyasını istedim, hemen çıktısını alıp verdiler. Şubeye götürdüm, yine bir sürü yeni evrak hazırlandı uzun uzun, imzalandı mühürlendi. Bana geçici bir askerliğe elverişsizdir raporu verdiler sonunda. Aslı bağlı bulunduğum şubede yazılıp Ankara’da onaylatıldıktan sonra 3-6 ay içinde adresime gönderilecekmiş.

Acaba geçici raporumu çantamda mı taşısam, boynuma mı assam? GBT’ye takılırsam alıp gözlerine sokarım. Şubeye gittiğim ilk andan itibaren artık teslim olmuş olduğum için beni aramaktan vaz mı geçtiler, yoksa asıl rapor onaylanana kadar kaçak olmaya devam mı ediyorum bilmiyorum. Niyeyse bu işlemlere başladıktan sonra hiç GBT’ye takılmadım.

Toplamda bir aya yayılan 8 gün bu işlerle uğraşmışım. 586 soruluk testi cevaplamak ve Erenköy’deki 20 dakikalık sohbet dışındaki tüm süreç evrak getirip götürmek, imzalatıp mühürletmek, beklemek beklemek beklemekten ibaretti. Her şey ne kolay oldu dedim bitince. Ama olayın içinde bir sürü terslik yaşarken hiç öyle hissetmiyordum. İşin zorlandığım yeri o kısımlar olduğu için bu kadar çok ayrıntı anlattım.

Kaos GL’de daha önce okuduğum yazılar çok işe yaradığı için ben de yazmak istedim başkalarının işine yarar umuduyla. Eğer benim gibi tereddüt eden, geç kalmış, korkan, çekinen başkaları varsa –mutlaka vardır- hiç gerek yok o kadar sıkıntıya. Hakkınız olan raporu alıp rahat edin. Zannettiğim gibi aşağılanmış değil güven kazanmış hissederek çıktım üstelik süreçten.

Sevgi ve dayanışmayla.

*Askerlikle ilgili danışmanlık almak için danisma@kaosgl.org adresi üzerinden Kaos GL Derneği ile iletişime geçebilirsiniz.

**KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

Askerlik yazı dizimizdeki diğer yazılar:

“Elverişsiz” yazısını görünce çok sevindim

“‘Askerliğe elverişli değildir’ raporunu nasıl aldım?”

“Pembe tezkere” sürecimden notlar…

Askerlikten muaf raporu alma sürecim

Askerliğe nasıl elverişli değilim?

Ben de “Askerliğe Elverişli Değildir” raporu aldım

Bir pembe tezkere hikayesi: “Eşcinsel olduğumu yazabilirsiniz”

Şerbetli pembe tezkere

Zorlu ve ötekileştiren bir askerlik süreci