Yaşam

Lubunya dostluklarına dair

Çarşamba, 10 Temmuz 2019
Haber: Kaos GL

Kaos GL okurlarına sorduk: “Lubunyadan dost olur mu? Hadi anlat bizlere biraz!”

Günümüz dünyasında güvenli alanlar inşa etmek, kendi olabilme potansiyellerimizi gerçekleştirmek ve belki de bazen sadece “iyi” hissedebilmek hepimiz için kolay olmayabiliyor. Heteroseksizmin ablukasıyla çevrili bu yaşamlarımızda, lubunya dostluklarımız, biraz olsun o “güvenli” alanların temelini oluşturmamızda çok önemli bir rol oynadığı gibi, kendimizi gerçekleştirebildiğimiz dünyaları yaratmak adına da oldukça etkili diyebiliriz.

Dostluklara ve dayanışmaya en çok sarılmamız gereken; ayrımcılığın, nefretin ve birbirimize yabancılaşmanın dört bir yandan yaşamlarımıza temas ettiği bu günlerde, Kaos GL okurlarına sorduk. “Lubunyadan dost olur mu? Hadi anlat bizlere biraz!” dedik. Lubunya dostluklarını ve o dostları için hangi şarkıyı armağan etmek istediklerini ise aşağıda bir güzel sıraladık. Gelin birlikte bakalım!

Ezgi Epifani: Lubunya dost bilir hayatın nasıl birdenbire çok ağır gelebileceğini!

Lubunyadan tabii ki dost olur, herkesin olabileceği gibi. Lubunya dostumla her konuyu konuşabiliyorum, istisnasız. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam. Mesele sadece konuşmak da değil, rahat konuşabilmek, yargılanmadan, ayıplanmadan, tuhaf bulunmadan kafandan ne geçiyorsa onu konuşabilmek. Birbirimizi rahat ve güvende hissettirmek. Lubunya dost bilir hayatın nasıl birdenbire çok ağır gelebileceğini, herhangi bir an ve bir yerde. Kendini korumak için çekip gitmen lubunyayı tehdit altında hissettirmez, bilir çünkü başka çıkar yol bulamamışsındır.

Lubunya dostla en çok hayatımda "gerçekten" olan bitenleri, halimi hatrımı, etrafta gördüğüm iyi şeyleri ve sorunları paylaşmayı seviyorum, onun fikirlerini de, bakış açısını da çok önemsediğimden.

Onun için armağan ettiğim şarkı, Hüseyin Badilli - Bu da geçer…

Sema Semih: Örgütlenmenin, direnmenin, mücadele etmenin ve dayanışmanın temelinde dostluk var

Tabi ki lubunyadan dost olur, neden olmasın? Fakat çoğu zaman tecrübe ettiğimiz şiddetli ve travmatik olayların tesiriyle hissettiğimiz öfkeyi birbirimize akıtabiliyoruz, sanırım ‘lubunyadan dost olmaz’ önyargısı da bu yüzden tetikleniyor. Lubunya dostlarımla (lubunya olmayan da pek yok zaten) her şeyi paylaşmayı seviyorum. Bence örgütlenmenin, direnmenin, mücadele etmenin ve dayanışmanın temelinde dostluk var. Ortak yaşanmışlıklar, benzer deneyimler var. Bunları paylaşabildikçe yakınlaşıyoruz, bazen bir durum karşısında çok şey söylemeye gerek kalmadan birbirimizi anlayabiliyoruz; ‘sen de yaşadın sen de bilirsin’ dememize gerek kalmıyor; cinsiyet belasını herkes yaşıyor ama normdan uzakta olanlar daha çok. Uzaklarda buluşuyoruz; Bana, aynı heteronormatif tezgahtan geçsek de ifade etmeye çalıştığımız farklılıklar aslında yalnız olmadığımı hissettiriyor ve özgürleştirici geliyor.

Dostlarımla onların kendi farklılıklarını, kendi biriciklikleri görerek ilişki kurmaya gayret ediyorum. Herkes çeşit çeşit renk renk, desen desen ve bence güzel olan bu. Ortak düşmanların yaratıldığı; benzer duygu ve düşüncelerin kendim ve başkalarının üzerinde bir baskı unsuruna dönüştüğü yakınlıkların içerisinde huzurlu olamıyorum. O yüzden lubunya dostlarımla yapmayı en çok sevdiğim şey partilemek. Partiler hem farklılıklarımızı kucaklamak için, hem de kısıtlı bir alanda da olsa da, kendimizi neşeli ve eğlenceli hallerle ifade edebilmemiz için bir fırsat yaratıyor. Partilerde olmayı arzuladığımız ya da bir an için dönüşmek istediğimiz ama toplumsal hayatın içinde her zaman mümkün olmayan hallerimizle bir arada durabiliyoruz; gullüm oluyor. Ve gullüm yapabilmek hem siyasal hem de toplumsal dönüşüm için çok önemli bence; baskıyı, şiddeti nefreti bir anda yok edemiyoruz; ama gullüm üstesinden daha rahat gelebilmemiz için bir araç oluyor. O yüzden galiba en çok lubunya dostlarımla eğlenebiliyorum ve yakınlaşabiliyorum; dillerimiz daha çok birbirine benziyor.

Lubunya dostlarım için Anohni’den “you are my sister” şarkısını armağan etmek isterim.

Doğa Melis: Cis heteronormatifliğin hayatlarımıza işlenmeye çalışılmasına karşı gelmiş, yetmemiş bir de kendi gibileri bulmuş insanlarız!

İstanbul Kuirfest sebebiyle rutinimden daha kalabalık bir sosyal çevredeydim. Lubunya dostluğu üzerine düşüneceğim birkaç günün Kuirfest’e denk gelmesi gerçekten büyük şanstı. Çünkü daha etkinlik için evden çıktığım ilk gün öyle heyecanlandım ki. Hangi aşklar, hangi arkadaşlar, hangi olaylar, hangi kahkahalar çıkacaktı acaba karşıma? Etkinlikler süresince bayağıdır görmediğim birçok insanı gördüm. Söyleşilerde, molalarda, baktığım neredeyse her yerde ‘bir yerden gözüm ısırıyor’ hissinin bile ne kadar güven verici olduğunu düşündüm. O an hiç tanımadıklarım bile birçok tanıdığımdan daha dostumdu çünkü. Bambaşka yerlerde, bambaska deneyimlerden geçerek geldiğimiz o salonda bizim için o kadar ortak şey var ki. Bir yandan o kadar farklı olup bir yandan öyle tanıyoruz ki yaralarımızı.

Lubunyadan dost oluyor hem de öyle derin öyle güzel oluyor ki. Zannediyorum dayanışmayı bir biçimde öğrenmiş insanlarla örüyorum hayatımı. Asla ‘bana verilenler’ paket programında olmayan, özellikle inşa ettiğim, emek verdiğim dostluklar bunlar. Bazen düşündüğüm için utandığım ve kendime söyleyemediğim bir şey ‘abla’ma çıkıveriyor ağzımdan. Yargılanmadığımı ve onun da benzer şeyleri hissetmenin nasıl olduğunu bildiğini bilmenin güveniyle çıkıveriyor. Deneyim ortaklığının önemini görüyorum. Cis heteronormatifliğin hayatlarımıza işlenmeye çalışılmasına karşı gelmiş, yetmemiş bir de kendi gibileri bulmuş insanlarız! Bakın dostlar, bu büyük bir şey. İlk oyunları birlikte oynadık ama sınıflarda konuşmadık:), komşunuz da değildim. Her yerde onlardan olmak ya da hiç orda olamamak cetvelinde savrulurken yavaş yavaş değdi ellerimiz.

Ah lubunya, ne kadar güzelsin diyor ve play’e basıp Jakuzi’den dinliyoruz. <3

Aras Onur: “Sen asıl beni açılınca bir görsen.”

Lubunyadan her şey olabildiği gibi dost da olur, düşman da. Yoldaş da olur, kanka da… Lubunya dostluğunu diğer dostlardan ayıran “bir” şey var mı, emin olamıyorum. Bir yandan küçük, kapalı, kendine has bir çevrede nispeten izole kalınabiliyormuş gibi yorumluyorum. Böylesi bir ayrışmayı zaman zaman büyük nimet olarak gördüğümü söyleyebilirim. Öte yandan bu kapalılık, tüm sosyal ilişkileri şekillendirebilecek bir mertlik etkisi de katıyor. Kendi etiğini, kendi ilkelerini kendi belirleyen bir sınıf gibi… Bunun içinde en çok sokaktan geçen insanların güne “aslında” nasıl başladığı ve zihninden neler geçirdiğine dair okumalar yarıştırmayı seviyorum. Var olanla yansıyan arasındaki farkı en güzel lubunyalar okumuyor mu!

Lubunya dostum için armağan ettiğim şarkı, “Sen asıl beni açılınca bir görsen” (Tarkan, Usta Çırak)

Ahmet Çevik: “Lubunya dostlarına daha güçlü sahip çıkar”

“Ne demek lubunyadan dost olmaz ...” Lubunya dost ile zor günler paylaşılır, her türlü ayrımcılığa maruz kaldığı için dostlarına daha güçlü sahip çıkar ... sadece zor günler değil güzel günlerimiz de olur güleriz yer yüzünün en renkli en çıkarsız kahkahalarını birlikte atarız belki sonrasında gülmekten gözümüzden yaş gelir karnımız kasılır... en kıymetlisi en magazini gullümü olmadan olmaz ...

Lubunya dostuma şarkı armağanım, Yonca Evcimik - vurula vurula "yalan bu ögretilenler yalan bırak beni bildiğim gibi seveyim"

Seçin Tuncel: Düşünsene, yanında kendini gerçekleştirmek için dünyayı karşısına almış biri var

Olur bal gibi olur, beni öldürmeyen lubunya güçlendirir demişler. Mesela Tuba, Umut ve Begüm sayesinde bugün hiçbir şeyden korkmam. Hiçbir şeyden midem bulanmaz. Çünkü benim güçlenmem için dünyadaki en pis eşek şakalarını bana yapmaya kendilerini adadılar... Bu nedenle hayata daha sıkı sarıldım ve bu sayede olmadık şeyleri çok yıpranmadan atlattım. 

Mesela Sibel Can'ın istiridye içinde şarkı söyleyerek sahne almasına midye dolma benzetmesi yapan çok cishetero görmedim. Lubunya unutmaz, affetmez: müren balığı gibi zamanında yaptığın bir hatayı aniden çıkarak söyleyiverir. Bu da tabii bir insanın kişiliğinin gelişmesi için çok önemli bence. Cishetero arkadaşlıklarımı biraz sıkıcı buluyorum, benim en büyük kıstasım o. Düşünsene, yanında kendini gerçekleştirmek için dünyayı karşısına almış biri var. Boru mu?

"Geldim gideceğim hep de değişeceğim
Şu kısacık hayatı kana kana içeceğim
Rüzgâr olup eseceğim
Gökte süzüleceğim
Kimsin sen deseler
Ben sadece varım diyeceğim" 

Şarkı: Varım / Nova Norda 

Ceylan Begüm Yıldız: Lubunya dostluğu, daha kendini bilmezken o kalabalığın ve tek tip lise formasının içinde birbirini seçmek demek

Açıkçası son yıllarda lubunya olmayanlarla dost olmakta bayağı zorlandığımı itiraf etmek durumundayım. Bu durumu biraz rahatsız edici bulsam da, elbette anlaşılır bir nedeni var. Gerçi sırf lubunya olmak da dost olmak için yeterli değil elbet. Lubunya ne iyi ki tekil bir öznelliğe karşılık gelmiyor ve herkesle de o dostluk bağını, iletişimini yakalamak mümkün değil. Ama genel olarak karakterime, inandıklarıma zıt bir  başka lubunyayla iletişimi lubunya olmayan birine nazaran daha rahat kuruyorum.

Lubunya dostluğu, en eski lubunya dostumu düşünerek cevaplarsam, benim için daha kendini bilmezken o kalabalığın ve tek tip lise formasının içinde birbirini seçmek demek. Sadece bir bakışta dünyaları konuşabilmek demek. Araya saatler, yıllar, kıtalar girse de uzaklaşmamak demek. Bilemiyorum lubunya olmayanlarla bu iletişimi bir noktaya kadar yakalayabiliyormuşum gibi geliyor. Toplumun, normların sınırları gelip o iletişimi de sınırlıyor sanki. En normatif ya da toplum tarafından normatifleştilmiş lubunya bile asla o kalıplara birebir uymuyor, uyamıyor. Bu hem lubunya olmanın gücü hem de laneti gibi. Dostum bir lubunyayla bir bakış yeterken, dostum diyebileceğim bir na-trans hetero erkekle 100 saat konuşsam nakka iletişemeyebiliyorum ya da beraberken sessizlikten bu kadar keyif alamayabiliyorum.

Sanırım yapılması gereken en banal, en sıkıcı şey bile olsa lubunya dostlarımla yapmayı tercih ederim. Ama en çok  kırda, bayırda, parkta beraber yürüyüş yapıp konuşmayı seviyorum. Sonra beraber direnmeyi seviyorum, beraber yaratmayı seviyorum.

O bu satırları okur mu bilmem ama en eski lubunya dostumu düşünerek bir şarkı armağan ediyorum, Hole- Violet nostalji olsun kanka ;)

Burak Göksel: Gri olan Ankara pazarlarına gullümle beraber gökkuşağı yağar!

Lubunyadan dost bayağı şugar olur. Hayatın daha da renklenir. Gri olan Ankara pazarlarına güllümle beraber gökkuşağı yağar, midende kelebekler uçuşur. Bunun yanında güvende hissedersin, hele bir de dostun madi bir lubunya ise. En ufak problemde çabalar senin çözüm bulabilmen için. Kendinin gibi sahiplenir derdini.

Açık sözlü olup, yalandan uzak bir ilişki olması ayırır diğer dostluklardan. Çekinmeden söyler ne düşündüğünü, geciktirmeden. “Ay ne madi olmuşsun.” der, sen de üstünü değiştirirsin. Lubunya dostun varsa eğer bir adım öndesin. Nedeni ise, kimsenin göremediği şeyleri görür. Gerçek anlamda farklı bir bakış açısıyla yönlendirir. Çeşitli zorlukların üstesinden gelebilmek için önsezi ve iyi gözleme ihtiyacı vardır. Bu nedenle gelişir gözlem yetenekleri. Seni etraflıca gözlemler ve patır patır söyleyiverir yanlışlarını, eksiklerini. Bana çok büyük avantajları oldu bu durumum. İyi yol gösterdi güzel kalpli lubunyalarım. Bu değerli dostluğun önündeki tek engel önyargı galiba, aşalım lütfen.

Lubunya dostum için, Amanda Lear - The Sphinx şarkısı gelsin.

Mert Güzel: Beni dostuma bağlayan şey acılarının acılarımla olan benzerliği oldu

Yara almış insanların dostu olur bence. Yara almış insanların yara almış dostları olur. O yüzden dostlar koşulsuz şartsız sevgiyi iyi bilirler. Birbirlerini yaralamazlar, benzer mücadeleler verirler, ömürlük bağlanırlar, sarar-sarmalarlar...

Yıllar önce bir arkadaşım "Lubunyanın lubunyadan başka dostu yoktur." demişti. Sanırım benim için gerçekten de öyle. Bir lubunya olarak tek dostum yine bir lubunya. Beni dostuma bağlayan şey acılarının acılarımla olan benzerliği oldu. Lubunya dostluklar diğer dostluklara pek benzemiyor. Bir kere lubunyanın gullümü var. Lubunya dostluklar o gullümle güçleniyor, büyüyor, samimileşiyor. Semih'le (dostumla) beni ayakta tutan şey de işte bu gullüm oldu. En sert kavgalarımızın ardından bile eksik etmedik gulümü.

Biz Semih'le aynı örgütü, aynı arkadaşları, aynı sözleri, aynı evi paylaştık. Mücadelemiz, hayallerimiz hep ortak. Yani ben dostumla kendimi paylaştım.

Semih'le aynı sabaha uyanmak, kupada Türk kahvesi içmek, balkonda müzik dinlemek, eski klipleri izlemek, sahnenin ortasında kendimizden geçene kadar dans etmek, gıybet yapmak, ortak bir sabaha uyanacağımızı bilerek gece aynı yastığa baş koymak... Bunlar benim onunla en çok yaşamayı sevdiğim şeyler. Bunlar bizim yıllardır tekrar ettiğimiz ve ömür boyu da edeceğimiz paylaşımlar.

Beraber en çok Madonna-Bitch I'm Madonna şarkısında dans ettik. Sonsuza kadar dans edelim diye bu şarkı bize gelsin.

Kerem Dikmen: Umutlarımı paylaşmayı seviyorum

Lubunyadan dost olmaz mı ayol, tabi ki olur :) 

Yani kendi hayat çizgimde lubunya dostlarım oldukça, normalliğin ve olağanlığın bana çizgi diye sunduğu birçok sanal simgenin aslında gerçek hayatta karşılığının olmadığını gördüm. Diğer dostluklardan da anlayabilirdim bunu belki ama böyle gelişmedi işte. Bu arada böyle genel bir soru kategorisi üretilebilir mi? Sanmıyorum. Ama kendi özel alanımda umutlarımı, geleceğe dair beklentilerimi, bazen kaygılarımı bazen de sevdiğim müzikleri paylaşmayı seviyorum.

Kendimi özgür hissettiren parça, "Şarkı Söylemek Lazım" dostlara gelsin.