İnsan Hakları

Hukukumuz var (mı)?

Cuma, 26 Temmuz 2019

Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’tan LGBTİ+ hak savunucusu avukatlar adalete erişim, ihlaller ve hukukun rolünü konuştu: Yasaklar, yasalar, mevzuat ve cezasızlık…

LGBTİ+'ların adalete erişiminin önündeki engeller neler? LGBTİ+’lara yönelik ihlaller nasıl cezasızlığa dönüşüyor? Bu durum LGBTİ+’lara ve LGBTİ+ harekete nasıl yansıyor?

Bütün bu soruları ve daha fazlasını tartışmak için Türkiye ve Kıbrıs’ın kuzeyinden hukukçular bir araya geldi. Ankara, Antalya, Diyarbakır, İstanbul, İzmir ve Kuzey Kıbrıs’tan hukukçular Kaos GL Derneği’nin Hukuk Çalıştayı için 24-27 Temmuz’da İzmir Seferihisar’daydı.

Hukukçular çalıştayda hem sorun alanlarını hem de bu sorunlara karşı neler yapılabileceğini konuştu. Çalıştayda Avukat Ağı’nın önümüzdeki dönemde neler yapabileceği de tartışıldı.

Kaos GL Derneği’nden Av. Hayriye Kara, düzenledikleri çalıştayların ardından avukat ağını oluşturduklarını söyledi. “Taleplerimiz var ama bu talepler net olmayabiliyor. Alandaki avukatlar olarak hukuki mücadele verirken bir yandan politika üretmemiz de gerekiyor. Bu ağ ve çalıştay ile birlikte politika üretmek istiyoruz” dedi.

Yasaklar

LGBTİ+ etkinlik ve yürüyüş yasakları LGBTİ+ hareketinin son yıllarda temel gündemlerinden birine dönüştü. Hukukçular kampta ifade ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal eden yasaklara karşı hukuki mücadele yollarını da konuştu.

Antalya BİZ Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Araştırmaları Derneği kurucularından Av. Ahmet Çevik, dernekleşme süreçlerini aktardıktan sonra Antalya Onur Haftası’na bu sene getirilen yasağı değerlendirdi. “Daha İzmir’deki yasak kararı duyurulmamış, İzmir’e bildirilmemişken Antalya Emniyeti bize İzmir yasağından bahsediyordu” diyen Çevik sözlerine şöyle devam etti:

“Valilik yalnızca 3 gün sürecek Onur Haftası etkinliklerini yasaklamadı. 15 Haziran itibariyle 15 gün boyunca Antalya genelinde LGBTİ+ etkinliklerinin tümünü yasakladı. Üç günlük Pride’ı 15 güne çıkardık biz de. Yasaklarla LGBTİ+ varoluşu kriminalize ediliyor.”

TIKLAYIN - Antalya Barosu, yasağın kaldırılması için valiliğe başvurdu

Pembe Hayat’tan Avukat Emrah Şahin Ankara’daki LGBTİ+ yasaklarını değerlendirdi: “Yasaklar konusu da çok muallakta. Net bir durum da yok. 3 Ekim’de getirilen yasak ilan edilmedi, tebliğ edilmedi, iç yazışma olarak değerlendirildi ama 3 Ekim yasağı gerekçe gösterilerek etkinlikler engelleniyor. OHAL döneminde getirilen ilk yasağı Kaos GL iptal ettirmişti ama 3 Ekim’le ilgili belirsizlik fiilen sürüyor. Bu yasağa karşı Pembe Hayat olarak dava açtık. Ankara’da bu durum tedirginlik yaratıyor.”

TIKLAYIN - Kaos GL’den Ankara’daki LGBTİ+ yasaklarına dair bilgi notu

İzmir Genç LGBTİ+ Derneği’nden Av. Deniz Yenikaya ise, İzmir LGBTİ+ Onur Haftası ve Yürüyüşüne bu yıl getirilen Valilik yasağı ile örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğini söyledi.

Şiddet, kolluk ve yargı

“Herhangi bir LGBTİ+ kişi sokakta şiddete uğradığında polis çoğu zaman ilgisiz. Eğer yargı sürecinin başlamasını   istiyorsanız, sizin sürekli koşturmanız gerekiyor. Çoğu zaman polis de savcılık da ilgisiz kalıyor.”

Av. Faika Paşa, bu sözlerle Kıbrıs’ın kuzeyindeki cezasızlık politikalarını anlattı. Türkiye’deki içtihadın Kıbrıs’ın kuzeyini de etkileyebildiğini söyleyen Paşa, “Türkiye’deki bir gelişme Kıbrıs’a da yansıyor. Türkiye’de LGBTİ+ haklarındaki gerileme Kıbrıs’ın kuzeyinde de etkileri oluyor” dedi.

LGBTİ+’lara ve özellikle seks işçisi trans kadınlara dönük keyfî uygulamalar, kötü muamele, şiddet ve cezasızlık döngüsü çalıştayda konuşulan konulardan biriydi. Avukatlar, farklı şehirlerdeki durumu ve yaşananları aktardı.

Pembe Hayat’tan Av. Emrah Şahin, bekçilerin şiddetini şöyle anlattı: “Mahalle bekçilerinin gelmesi ile seks işçilerine yönelik tehdit, hakaret ve fiziksel şiddet vakalarında da artış oldu. Bunun yanı sıra karakollarda işkence ve kötü muamele iddiaları da mevcut.”

Ankara’dan Avukat Candan Dumrul ise, olağanüstü hal sonrası yargı yolunun ciddi bir şekilde tıkandığını söyledi ve şöyle devam etti:

“Olumlu ya da olumsuz kararı bir kenara bırakalım, karar almak bile artık çok zor ve uzun bir süre. Ankara’da örneğin eşcinsel bir çiftin davasında 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında değerlendirmek istemeyen savcılarla da karşılaşıyoruz. Bu çok açık bir şekilde homofobi.”

Nefret suçlarında durum ne?

Kaos GL’nin 2018 Nefret Suçları Raporu’na göre kişiler hayatları boyunca cinsel yönelim ya da cinsiyet kimlikleri nedeniyle saldırıya uğruyor, saldırı o anla sınırlı kalmıyor. Nefret suçlarının ortadan kaldırılmasının önündeki en önemli engel ise, cezasızlık politikası.

Rapora göre, mağdurların çoğu ailelerinden ve kolluk kuvvetlerinden ciddi biçimde korkuyorlardı. Mahkemelere veya diğer devlet aygıtlarına güvenmiyorlardı. Bu nedenle de kolluk kuvvetlerine veya mahkemelere son derece az sayıda olay ihbar edildi. 62 vakadan sadece 9’u polise bildirilirken sadece 2’si mahkemeye intikal etti. Hiçbir vakada polis olayı nefret suçu olarak değerlendirmedi. Raporun önsözünde bu durum şöyle açıklanıyor:

“Nefret saldırılarının pek azının güvenlik güçlerine, savcılıklara ya da Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu veya Kamu Denetçiliği Kurumu gibi şikâyet mercilerine ihbar edilmesinin ve vakaların büyük çoğunluğunda mağdurların şikâyette bulunmamasının başlıca nedeni, bu temel yurttaşlık haklarının tanınacağına ve devletin yasal güçleri ve hukuk sistemi tarafından korunacaklarına dair inançsızlıklarıdır. Tersine, söz konusu kurumlarca daha da mağdur edilmekten korkmaktadırlar.”

Rapora ulaşmak için tıklayın.

Mülteci hakları

“Mültecilik nedenlerden birisi de LGBTİ+ olmak. Uluslararası koruma başvurularının reddi, sınırdışı kararları, mülteci LGBTİ+’lara yönelik nefret suçu yıllardır karşılaştığımız sorunlar.”

Bu sözler Mültecilerle Dayanışma Derneği ve İzmir Barosu Göç ve İltica Komisyonu’ndan Av. Eda Bekçi’ye ait. Bekçi, son dönemde geri göndermelerin daha fazla gündemde olduğunu ancak geri göndermelerin yeni olmadığını söyledi. Son dönemde Suriyeli mültecilerin zorla geri gönderilmelerine ilişkin ise şöyle konuştu:

“Hem Suriyeliler hem de diğer mülteciler gözetim altına alınıp geri gönderme işlemlerine maruz kalıyor. Suriye savaş bölgesi olduğu için oraya Suriyeliler sınır dışı edilemezler. Fiziksel ve psikolojik baskı ile rızaya dayalı geri dönüş belgelerinin imzalatıldığı, kelepçeli halde parmak izi ile imza, darp ile imza alma ve uzun süreli idari gözetim tehditleri ile geri dönüşe zorlandıkları iddiaları mevcut. ‘Sen şimdi git, nasılsa geri dönersin’ gibi ifadelerle, işkence boyutunda uygulamalarla geri göndermeye zorlanıyor.”

Bekçi, geri gönderme merkezlerinde mülteci LGBTİ+’ların daha fazla kötü muameleye maruz bırakıldığını da ekledi.

Kaos GL Derneği Mülteci Hakları Program Koordinatörü Av. Hayriye Kara ise, Türkiye’de bulunan mülteci LGBTİ+’larla birlikte çalışmanın önemine değindi:

“Mülteci LGBTİ+’ların Türkiye’de yoğun olarak ikamet ettikleri şehirlerde birebir görüşmeler yapıyoruz. Bu sebeple hukukun boğuculuğundan kurtulup onlara temas etme, hikayelerini dinleme fırsatımız oluyor. Çünkü mülteciler sayılardan ya da mağduriyetten ibaret değiller. Hepsinin ayrı hikayesi, ayrı hayatları var. Haliyle hem hukuk alanında hem de aktivizm bağlamında en önemli konu birlikte politika üretmek.”

Geçiş süreci

Çalıştayda tartışılan konu başlıklarından biri cinsiyet geçiş sürecini düzenleyen kanun ve mevzuatlardı. Kuir Kıbrıs Derneği’nden Av. Faika Paşa, Kıbrıs’ın kuzeyinde “cinsiyeti yeniden tayin sürecine ilişkin mevcut düzenlemenin değişmesinin” bir ihtiyaç olduğunu söyledi.

İstanbul’daki Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nden (SPoD) Av. Hatice Demir ise, Anayasa Mahkemesi kararından sonra geçiş ameliyatları için izin davalarında sorunların azaldığını ancak Medeni Kanun’un geçiş süreçlerini düzenleyen Madde 40’tan dolayı sorunların devam ettiğini söyledi. Demir, “Nüfus kayıtlarında değişiklik için yargıya cinsiyetin ne olduğunu her seferinde sil baştan anlatmak durumunda kalıyoruz” ifadelerini kullandı.

TIKLAYIN- “AYM’nin kaygısı transların sağlığı değil kamu düzeni!”

Barolarda LGBTİ+ komisyonları ve örgütlenme

İzmir Barosu’nda LGBTİ+ Hakları Komisyonu ve Ankara Barosu’nda LGBTİQ+ Hakları Merkezi’nin kurulması da çalıştay konuları arasındaydı. “Barolarda LGBTİ+ komisyonlarının kurulması ayrımcılığa karşı mücadelede büyük önem taşıyor. Baroda LGBTİ+ haklarının tartışılmaya başlanması emniyeti de toplumu da etkiliyor” diyen Antalya Barosu’ndan Av. Aylin Onursev, diğer barolarda da komisyonların kurulması gerektiğini söyledi. Onursev, “Avukatların iki cümle kadar bile olsa LGBTİ+’lara ayrımcılık üzerine düşünebilmesi çok önemli. Avukatlar da ayrımcı olabiliyor ve bu ayrımcılıkla mücadelede barolara büyük sorumluluk düşüyor” dedi.

Ankara Kırmızı Şemsiye Derneği’nden Av. Günçe Çetin ise barolardaki LGBTİ+ hakları komisyonlarının sivil toplumla ve özellikle LGBTİ+ dernekleri ile birlikte çalışması gerektiğini vurguladı, “Baroların ve barolardaki LGBTİ+ hakları komisyonları LGBTİ+ hareketinden ve LGBTİ+ derneklerinin çalışmalarından beslenmeli” şeklinde konuştu.

Av. Çetin, barolarda seks işçilerinin alanda yaşanan sorunlara ilişkin çalışmalar yapması gerektiğini de söyledi.

Kaos GL’den Av. Yasemin Öz, şu anda barolarda LGBTİ+ komisyonlarının kurulabilmesinin LGBTİ+ hareketinin başarısı olduğunu söyledi ve ekledi:

“Çok uzun yıllardır LGBTİ+ hareketinin kendisini bir insan hakları hareketi olarak inşa edebilmesi ve yarattığı dönüşüm sonucu LGBTİ+ hakları baroların görmezden gelemeyeceği bir noktaya geldi. Haliyle son dönemde Barolarda LGBTİ+ komisyonları kurulması gibi yaşanan olumlu gelişmeler LGBTİ+ hareketinin yadsınamaz haklılığının sonucudur. LGBTİ+ hareketinin açtığı alan üzerinden LGBTİ+ avukatlar da açılabiliyor, mücadele edebiliyor.”

Diyarbakır’dan Av. Müzeyyen Nergiz de barolarda örgütlenmenin önemli olduğunu söyledi. “LGBTİ+’ların insan haklarını savunma mücadelesinde barolara önemli sorumluluklar düşüyor. LGBTİ+ haklarının insan hakları mücadelesinin bir parçası olduğunu hatırlamalı ve hatırlatmalıyız” dedi.

İzmir Genç LGBTİ+ Derneği ve İzmir Barosu LGBTİ+ Hakları Komisyonu’ndan Av. Deniz Yenikaya ise baroda LGBTİ+ hakları komisyonunun ve çalışmalarının LGBTİ+ hakları açısından önemli olduğunu söyledi. Kaos GL ve İzmir Barosu LGBTİ+ Hakları Komisyonu’ndan Av. Kerem Dikmen ise, barolardaki LGBTİ+ komisyonları ve hak mücadelesinin sürdürülebilir olması gerektiğini söyledi, “Sürdürülebilir bir mücadele için LGBTİ+ komisyonları ve genel anlamda baronun bileşenleri ile iletişimde olmak gerekiyor” dedi.

Av. Hatice Demir, LGBTİ+ avukatların ayrımcılığa uğrayabildiğini belirterek, “Genel anlamda LGBTİ+ hakları için çalışmanın yanı sıra barolarda cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığı da konuşmamız gerekiyor. LGBTİ+ avukatları hedef alan ihlallere karşı baronun çalışması gerekiyor” şeklinde konuştu.

TIKLAYIN - İzmir Barosu LGBTİ+ Hakları Komisyonu kuruldu!

TIKLAYIN - Ankara Barosu’nda LGBTİQ+ Hakları Merkezi kuruldu!

İş hukuku ve çalışma hakkı

Çalıştayda tartışılan bir diğer konu iş hukuku ve çalışma hakkı idi. Kaos GL İnsan Hakları Program Koordinatörü Murat Köylü, çalışma hakkının ihlal edilmesinin diğer ayrımcılıklara da zemin hazırladığını söyledi. “İstihdam konusu ve istihdamda yaşanan ayrımcılık zincirleme bir ayrımcılık silsilesi yaratıyor. Haliyle istihdam temel çalışma alanlarından birisine dönüşüyor” dedi.

Av. Hatice Demir ise, “İş hukukunu cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve HIV alanlarında yeniden ele almak, halihazırda varolan yasa ve mevzuatları bu gözle de incelemek ve en önemlisi iş hukukunda uzmanlaşmak için çalışmamız gerekiyor. İş hukuku ve ayrımcılık alanında avukat eğitimleri düzenlemek ve bu alanda uzmanlaşmayı teşvik etmek gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Dr. Reyda Ergün, istihdamda LGBTİ+’lara ayrımcılığın çok farklı biçimlerde ortaya çıkabileceğini söyledi ve ekledi:

“Eğitim hakkından eşit yararlanmayı engelleyen cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve interseks durumu temelli ayrımcılık, çalışma hayatına erişim konusunda büyük bir engel olarak karşımıza çıkıyor. İşe alım süreçlerinde işe uygunluk niteliklerinin heteronormatif ve cisnormatif tanımlanışı; genel olarak çalışma hayatının mekânsal yönlerden LGBTİ+’ları dışlayıcı biçimde tasarlanması; homofobik ve transfobik söylem, tutum ve davranışlar; cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve interseks durumuna dayalı taciz; mobbing; aile kavramının yine heteronormatif ve cisnormatif tanımlanışından kaynaklanan ayrımcı uygulamalar, istihdamda LGBTİ’lere yönelik ayrımcılık örnekleri olarak ilk solukta sıralanabilir.”

İstihdamda ayrımcılık ne durumda?

Kaos GL Derneği’nin “Türkiye’de Özel Sektör Çalışanı Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İntersekslerin Durumu” araştırması özel sektörde ayrımcılığı ortaya koyuyor.

Çalışmanın 2018 sonuçlarına göre katılan 198 kişiden 32’si, işe alım sürecinde “tamamen açık olduğunu”, 19’u “kısmen açık olduğunu”, 46’sı “açıklama gereği duymadığını”, 9’u “zaten belli olmadığını”, 89’u “tamamen gizlediğini”, 3’ü ise “isteği dışında öğrenildiğini” belirtti.

Araştırma katılımcılarının mevcut işyerlerinde çalışma süreleri, çoğunlukla “yeni başladım” veya “1-3” yıl şeklinde belirtiliyor. Raporda bu durum şöyle açıklanıyor:

Türkiye’de Özel Sektör Çalışanı Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İntersekslerin Durumu 2018 Yılı Araştırması

“Türkiye’de Kamu Çalışanı Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İntersekslerin Durumu” çalışmasının 2018 raporuna göre ise işyerinde tamamen açık olduğunu beyan edenlerin oranı yüzde 7.

Bizzat maruz kalınan cinsiyet kimliği ve/veya cinsel yönelime dayalı ayrımcılık deneyimlerine ilişkin soruya verilen cevaplardan, katılımcıların sadece yüzde 22’sinin ayrımcılığa maruz kalmadığını beyan ettiği, yüzde 14’ünün ayrımcılık mağduru olduğunu ifade ettiği, toplamda yüzde 64’ünün ise ayrımcılığa maruz kalmamasını cinsiyet kimliği ve/veya cinsel yönelimini gizlemesine (yüzde 44) veya “cinsiyet kimliği ve/veya cinsel yöneliminin belli olmamasına” (yüzde 20) bağladığı anlaşılıyor.

Kamu Çalışanı LGBTİ’lerin Durumu 2018 Yılı Raporu

2019 araştırması devam ediyor

Kaos GL Derneği, LGBTİ+ çalışanların Türkiye’de özel sektör ve kamu istihdamındaki durumunu anlamak ve emek gücüne tam, eşit ve özgür katılımlarının sağlanma çabalarına katkı sunmak amacıyla hazırlanacak 2019 raporu için anket çalışmasına başladı. Çalışma; Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Araştırmaları Merkezi ile birlikte yürütülüyor.

Geçtiğimiz yıllarda “Özel Sektör” ve “Kamu” diye iki ayrı araştırma şeklinde yürütülen çalışma bu yıl birleştirildi.

Türkiye’de Özel Sektör ve Kamu Çalışanı LGBTİ+’ların Durumu 2019 Araştırması; özel sektörün ve sivil toplumun farkındalık artırma ve kapasite geliştirme etkinliklerine bilgi zemini oluşturacak. LGBTİ+ çalışanları kapsayan özel istihdam ve toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının geliştirilmesi için harcanan çabalara destek olacak.

Ankete katılmak için tıklayınız.