Gökkuşağı Forumu

Çatışan Feminizmler mi?

Çarşamba, 7 Ağustos 2019

1995 yılında Judith Butler, Seyla Benhabib, Nancy Fraser ve Drucilla Cornell  “Feminist Contentions: A Philosophical Exchange” isimli farklı feminizmler arası tartışmaları içeren bir kitap yayınlamıştı. Bu eser 2013 yılında dilimize “Çatışan Feminizmler” ismiyle çevrilmişti. Kitabın orijinal ismindeki “contention” kelimesinin çatışma diye çevrilmesi oldukça riskli olsa da son yaşanan tartışmalar düşünüldüğünde çatışan feminizmler ifadesi belki de herkesin kabul etmesi gereken bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.

Geçtiğimiz Onur Haftası’nda feminizme dair soru işaretlerini tüm açıklığıyla dile getiren LGBTİ+ aktivistleri olmuştu. Bu tartışma şüphesiz feminizme duyulan bir kin veya kırgınlıkla ilgili olmaktan ziyade bizatihi kendilerini feminist olarak tanımlayan öznelerin feminizme dair metodolojik sorgulama süreçlerinin çıktısıydı. Feminizm gerçekten teorinin doğası itibariyle translara alan açamıyor ve belli açılardan LGBTİ+ kapsayıcı olamıyor olabilir miydi? Bu soruyu sormak feminist olmayanlar için oldukça kolay olabilir ancak kendini uzun yıllar feminist olarak tanımlamış birçok LGBTİ+’nın durumu düşünüldüğünde konu içinden çıkılmaz can yakıcı bir hal alıyor.

George Segal'in, “Çatışan Feminizmler” kitabının kapak tasarımında fotoğrafı kullanılan işi.

Daha “genç” kuşak için böyle olmasa da birkaç yıl öncesine kadar politika yapan LGBTİ+’ların hafızaları sayısız feminist eylemden kovulma ve dışlanma deneyimleriyle dolu. Yani aslında trans ve queer kapsayıcı feminist alan trans ve queer feministler tarafından kelimenin tam anlamıyla “söke söke” alındı.

Dolayısıyla feminizme bu kadar gönülden inanan trans feministler ve queer feministler nasıl oldu da feminizmi sorgular noktaya geldiler veya getirildiler? Tüm bu dönen tartışmalara “Transfobikler feminist değildir, gerçek feminist biziz” diyerek cevap vermek rahatlatıcı görünse de LGBTİ+ hareketinin içinde politika yürüten bir kesimin bazı natrans kadın ağırlıklı feminist oluşumlar ve çevreler tarafından hiçbir suretle feminist görülmediği de bir gerçek.

Bir noktadan sonra gördük ki cinsiyet polisliğinin yerini feminizm polisliği alıyor ve translar, trans deneyimi olan kadınlar/erkekler ve queerler tekrar tekrar feminist olduğunu hatırlatma mecburiyeti hissediyor. Birçok tartışmada queer feminist olduğumu hatırlatmak durumunda kaldığımı hatırlıyorum. Aynı şekilde sık sık trans feminist olduğunu hatırlatmak zorunda hissettirilen arkadaşların da böyle deneyimler yaşadığını biliyorum.

Tüm bunları birlikte düşündüğümüz vakit feminizmi kendi başına yeniden sorgulama isteğini queer ve trans feministlerin sırtlanmak zorunda olması oldukça ağır bir yük. Bazı natrans feministlerin queerleri ve transları kendi feminizmleriyle bağlarını sorgulatacak noktaya getirmeleri de bence asıl üzerinde düşünmemiz gereken nokta.

Önceki yazılarımdan birinde tezimi neden queer feminizm üzerine yazmayacağımdan bahsetmiştim. Bunun nedeni belki de tam da queer feminist olmamdı ancak şimdi ben de tekrar sormadan edemiyorum gerçekten öyle mi?

Belki de gerçekten feminizm “makul” transı ve queeri kaldırabiliyor ama makul olmayanı gerçekten doğası gereği tüm iyi niyetlerden bağımsız olarak kaldıramıyordur. Burada queer ve transı aynı kategoride gördüğüm düşünülmesin. Kendi tikellikleri içinde bile hayli farklı deneyim spekturumları taşıyan bu iki deneyimi birbirine indirgemiyorum ancak natrans feminizmin trans feminizme duyduğu alerji ile queer feminizme duyduğu alerjinin benzer bir mayası olduğunu söylüyorum.

Uzun zamandır kendime feminizmin bana ne kadar alan açtığını soruyordum. Arendt’in feminizme dair pozisyonu üzerine yaptığım okumalara ve geçtiğimiz onur haftasındaki tartışmalara bu son dönemdeki ağır transfobik söylemler de eklenince bu soruyu daha yüksek sesle sormaya başladım.

Belki de queer feminizm ve feminizm kelimenin tam anlamıyla çatışan feminizmlerdir veya trans feminizm ile feminizm… Belki de gerçekten bir arada siyaset yürütmenin imkânları yoktur. Birbirleriyle yine de ortak düşmana karşı dayanışan ama ayrılıklarını kalın çizgilerle belirleyen feminizmler belki de elimizdeki tek doğru çözümdür. Hatta en nihayetinde belki de bazı queerler ve translar feminist değildirler. 

Natrans odaklı feministler sık sık Butler’ın kendisinden önceki feminizm ile nasıl güçlü bir bağı olduğunu vurgulamayı seçiyorlar. Şüphesiz Butler feminist mirastan faydalanarak bir teori geliştirdi ama aynı Butler, Foucault gibi feminizm ile uzaktan yakından alakası olmayan eşcinsel bir erkekten de son derece etkilenmişti.

Odaklarını Butler’ın sadece feminist geleneğine çevirenler Butler’ın eşcinsel bir erkeğin de mirasçısı olduğunu unutuyorlar.  Mesele bir miras kavgası değil elbette ancak şunu sormak lazım Butler’ın feminizmde bulamayıp Foucault’da bulduğu şey neydi?

Butler teorisini bir feminist gelenek üzerine inşa ettiği kadar eşcinsel bir erkeğin cinsellik ve cinsiyet teorisinin de üzerine inşa etti. Bunu hatırlarsak klasik feminizm dışındaki cinsiyet ve cinsellik politikalarını hem daha iyi anlarız hem de trans feminizme ve queer feminizme daha geniş bakmış oluruz.

Aslında bu son tartışma feminizmin ve LGBTİ+ hareketinin türlü biçimlerde sürdürdüğü birçok tartışmanın neredeyse bir dörtyol ağzı haline geldi. Bütün yolların Roma’ya çıkması gibi bütün politik etik ayrılıklar tek bir yolda birleşti. “Tartışmanın her tarafının hataları olmuş olabilir” gibi ortayolcu bir söylemi asla sahiplenmeden hep birlikte feminizmi tekrar düşünmek isteyecek miyiz istemeyecek miyiz? Feminizmlerimiz tartışıyorlar mı yoksa tamamen çatışıyorlar mı?

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.