Medya

Bir İstanbul Masalı

Çarşamba, 29 Mart 2006
Haber: Kaos GL
‘Zekeriya karakterinin Türkiye televizyon tarihinde bir devrim olduğunu düşünüyorum. Zekeriya, TV'deki eşcinsel stereotiplerine (aşağılanan, komik, zavallı ya da suçlu, katil) uymuyor. Eşcinselliğinden utanmıyor, cinsel yönelimiyle barışık. Ayrıca patronuna karşı kendini bu konuda ezdirmeyecek kadar da güvenli. O kadar ki, toplumda eşcinsellere karşı var olan ikiyüzlülüğü onun yüzüne vurabiliyor.’

KAOS GL

Öner Ceylan

‘Bir İstanbul Masalı’, perşembe akşamları ATV'de yayınlanan, çok izlenen bir dizi. Dizi, sanırım, 80'lerdeki popüler bir ABD dizisini model almış. Yönetmen Ömür Atay; senaryo ekibinde ise daha önce severek okuduğum bir öykü kitabı yayınlanmış olan Gaye Boralıoğlu var.

Konu, iki ailenin çevresinde şekilleniyor: ARC Holding'in sahibi Arhan ailesi ve onların yanında eskiden beri çalışan Kozan ailesi. Mehmet Aslantuğ, ARC'nin patronu Selim'i, Emre Karayel ise, patronun sağ kolu ve arkadaşı Zekeriya'yı oynuyor.

15 Ocak 2004 tarihli bölümde Selim ve Zekeriya konuşurlarken, Selim, biriyle buluşacağını söylüyor. Zekeriya da, ‘Ben de biriyle buluşacağım falanca barda’ diyor. Selim'in sevgilisi gelmeyince, ‘Bari falanca bara gideyim, Zekeriya'yı göreyim’ diyor. Gittiğinde, Zekeriya'nın barda bir adamla oturduğunu görüyor. ‘Demek ki onun sevgilisi de gelmedi’ diye düşünüyor. Sonra yanlarına gidip bunu söylüyor, Zekeriya da ‘Yoo, ben ekilmedim’ diyor. Sonra Selim, ikisinin de arkadaşı olan bar sahibine bunu söylüyor, o da bara bakıp, ‘Yo, gördüğüm kadarıyla ekilmemiş’ diyor. Selim anlamamakta ısrar ediyor! Şirkette Zekeriya'ya sorunca, o da ‘O benim erkek arkadaşımdı, sevgilimdi’ diyor. Bunun üzerine Selim bozuluyor.

22 Ocak 2004 tarihli bölümde ise Selim, Zekeriya'yı odasına çağırtıyor ve ‘Bu senin özel hayatın ama şirkete taşıma’ diyor. O da, ‘Gey şarkıcıları izleyip eğlenirken sorun olmuyor, ama bana gelince iş değişiyor. Bunun tek bir adı var, o da ikiyüzlülük. Diğer ‘düzgün’ler gibi sen de ikiyüzlüsün. Ben senin farklı olduğunu düşünmüştüm’ diyor.

Ertesi hafta, Zekeriya maruz kaldığı haksızlıktan dolayı Selim'e bir istifa notu yazarak kayıplara karışıyor. Daha sonra Selim sürekli onu arıyor, ancak, ulaşamıyor. Bu arada Selim'in hoşlanmadığı kuzeni ve rakibi Teoman, bir toplantıda, kozmetik şirketinin Zekeriya'nın kullandığı fondötenler yüzünden battığını söylediğinde Selim dayanamayıp Teoman'ın boğazına sarılıyor ve ‘Bir daha Zekeriya hakkında böyle konuştuğunu duymayayım’ diyor.

Bir gün Selim arabasıyla giderken ve Zekeriya'yı bulması için sekreterine talimatlar yağdırırken yolun kenarında Zekeriya'nın bir adamla yürüdüğünü görüyor. Hemen arabadan inip onların yanına gidiyor. Bu arada Zekeriya, diğer adamla evi nasıl döşeyeceklerine dair konuşuyor. Selim'in geldiğini görünce Zekeriya onu selamlayıp yanındaki adamı ‘Arkadaşım’ diye tanıtıyor. Selim hararetle adamın elini sıkıp, ‘Çok memnun oldum’ gibi sözler söylüyor. Daha sonra adam ayrılıyor. Selim adamı soruyor ve Zekeriya da onun eski bir dekoratör arkadaşı olduğunu, evli ve iki çocuklu olduğunu, evini dekore etmek için kendisine yardım ettiğini söylüyor ve ekliyor: ‘Sen onu da bizden mi sanmıştın?’

Zekeriya karakterinin Türkiye televizyon tarihinde bir devrim olduğunu düşünüyorum. Zekeriya, TV'deki eşcinsel stereotiplerine (aşağılanan, komik, zavallı ya da suçlu, katil) uymuyor. Eşcinselliğinden utanmıyor, cinsel yönelimiyle barışık. Ayrıca patronuna karşı kendini bu konuda ezdirmeyecek kadar da güvenli. O kadar ki, toplumda eşcinsellere karşı var olan ikiyüzlülüğü onun yüzüne vurabiliyor.

Ben tüm bunlara niye şaşırıyorum? Benim etrafımda zaten Zekeriya'ya benzeyen birçok eşcinsel kadın ve erkek var. Benim şaşırdığım, bilebildiğim kadarıyla ilk kez Türkiye televizyonlarında böyle gerçekçi bir eşcinsel karakterle karşılaşmak. Bir de Zekeriya'nın ağzından ("gey" değil, "böyle", "bizden" değil) eşcinsel sözcüğünü duysak? Haydi Zekeriya! Biz yanındayız!