Yaşam / Siyaset

Liberallerin İslamcı Çıkmazı ve Asimetrik Harp

Çarşamba, 1 Temmuz 2009

Özgür bir dünya kolay değil. Özgür bir Türkiye, yasaksız, baskısız, komplosuz, faili meçhulsüz, takipsiz, katilsiz, maktülsüz bir ülke. Dreamland (Hayal Toprakları) diyorlar burda. Bir hayal olarak görülebilecek bu yapı dünyanın bazı yerlerinde söz konusu. Ülkesi için Tanrı belasını versin diyen biri (Başkan Obama’nın eski papazı Rev. Jeremiah Wright böyle demişti ülkesi için) hiç bir soruşturmaya tabi tutulmayabiliyor. Liberal demokrasi tümüyle olmasa da özgürlükleri tanıyan, bireylerin diledikleri gibi yaşama haklarını tanıyan bir siyasi sistem. Liberalizm bireysel özgürlükleri ve eşitliği temel alan, hukuk devletine bağlı, güçler ayrılğı ilkesini, parlementer demokrasiyi savunan ve serbest piyasa ekonomisine dayalı bir düşünce sistemi. Ve bu düşünce sisteminin Türkiyedeki yerel savunucuları Liberal Aydınların dostları, bir kısmının patronları olan İslamcılar son zamanlarda Liberal Demokrasi ile bağdaşmayacak tutumlar sergilemekteler. Türkiye’de kendisini liberal olarak tanımlayan aydınların son dönemde ‘Ergenekon’ davası ile ilgili süreçte kadim dostları olan İslamcı kesimle olan ilişkilerinde bir çıkmaza doğru gidildiği, bir paradoks halinin yaşandığı görülüyor.

Liberal aydınlar ‘Birinci Cumhuriyet’ olarak nitelendirdikleri, Atatürk İlke ve İnkılâplarına bağlı devlete karşı öne sürdükleri ‘İkinci Cumhuriyet’ tezleri ile liberalizmin batı ülkelerinde uygulanan standartları ile Türkiye’de de hayata geçirilmesini savunmaktadırlar. Bu sistem için birinci cumhuriyete karşı Türkiye’de var olan sistem muhalifleri İslamcılar ve Ulusal Kürdçülerden, serbest piyasa ekonomisine karşı olmayan ve görünürde içlerinde çoğulcu bir yapı arz eden İslamcılarla ittifak içinde olmayı tercih etmişlerdi. Türkiye’de var olan Ulusal Kürd Hareketi kendi içinde kısmen ekonomik anlamda Sosyalist değerleri savunmakta ve halen tek bir lider etrafında birleşmeyi temel alarak totoliter yönünü ve silahlı kanadını korumaya devam etmekle liberal aydınların mesafeli duruşuyla karşılaşmaktadırlar. Ancak, son Ergenekon davasıyla yaşananlar, AK Parti iktidarının söz verdiği halde gerçekleştirmediği düşünce özgürlükleri ile ilgili iyileştirmelerin, dinler üzerinde olan baskıları oratadan kaldıracak düzenlemelerin yapılmaması ve en önemlisi yeni bir Anayasa için harekete geçilmemesi nedenleriyle İslamcılara siyasi anlamda bir mesafeli duruşu gündeme getirmeliydi. Ancak bu sözkonusu olmamakta.
 
Öteki önemli bir konu ise İslamcıların etraflarına verdikleri bireysel özgürlüklerden yana oldukları görüntüsü son aylarda eşcinsellik ve eşcinseller konusunda takındıkları tutumlarla içlerinde büyük bir paradoksu barındırdıklarını göstermekte. Eşsincellik için ‘âlimlerinin’ öngördükleri ve halen dünyanın Şeriat ile yönetilen ülkelerinde uygulanmakta olan cezaları savunur tutumları ile batılı uygulamalarıyla bir liberal yaşam tarzına aslında açıkça muhalif olduklarını göstermişlerdir. Bir öteki totoliter anlayışın dışa vurumu ise İslamcıların içlerinde bulundukları çoğulcu yapılanmalarının tek bir ‘cemaat’ tarafından tekilleştirildiği ve lider anlayışının yerleşmesiyle liberallerin savunduğu çoğulculuktan uzaklaşmışlardır. Özellikle AKP iktidarı ile ve bu iktidarı destekleyen cemaatin kadrolaşması, medyada ve iş dünyasında güçlenmesi ile öteki cemaatlere karşı üstünlüğü ele geçirmesi ve hemen hemen tek olması sonucuna karşı liberal aydınların sessizliği beraberinde bir çıkmazı getirmiştir.
 
Türkiye’de İslamcıların AK Parti iktidarını meşrulaştırmak ve halk gözünde mağdurluğunu devam ettirmek için Ergenekon Davasının sürekli canlı tutulması, davanın gündemden düşmesi durumlarında yaratılan fotokopi belgelerle bir darbe tehlikesinin halen devam ettiği tezini kalıcı kılma çalışmaları ile İslamcılar sesleri çıkan ve değişik kesimlere hitap edebilen liberallerin desteklerini almaya devam etmektedirler. Liberallerin artık devamlı hale gelen bu komplo yaşama karşı çıkmalarının zamanı gelmiştir sanırım. Neden mi?
 
Öncelikle İslamcılar halen daha net bir şekilde Afganistan-Taliban rejimi ile aralarına mesafe koymadıkları gibi bu rejimin eşcinseller ve kadınlar için öngördüğü uygulamaları savunmaktadırlar. İkinci olarak İran’ daki tiranik rejimin son seçimlerle vatandaşlarına yönelik şiddet uygulamalarına karşı bu uygulamaları onaylayarak ve hatta rejim muhaliflerini terorist olarak suçlamışlardır. İran devriminin temel dayanağı olan tüm kötülüklerin anası ‘büyük şeytan’ Amerika tezini şiddetli bir şekilde, üstü kapalı ya da açık savunmaktadırlar. Üçüncü olarak ellerine güç geçtiğinde insan haklarını çok rahat bir şekilde ihlal edeceklerini Türkan Saylan’a uygun gördükleri muamele ile ortaya koymuşlardır.
 
Dünyada Şeriat ile yönetilen liberal standartlara uygun bir ülke yoktur. Suudi Arabistan’dan Afganistan’a her ülkede halen insanlara fiziksel cezaların uygulandığı, kadınlara karşı baskıların devam ettiği, eşcinsellerin ölüm cezaları ile karşılaştığı, din değiştirenlerin katledildiği bir gerçek ile karşı karşıyayız. Liberal aydınların özgür yaşamlarının en yakın ve kadim dostlarının iktidarı ele geçirmeleri ile nasıl değişeceklerini yukarıda sıraladığım yakın tarihimize ait örneklerle sabit olmasına rağmen halen daha bu dostluklarını devam etmekte olmalarından dolayı bir ‘İslamcı Çıkmazı’ndadırlar.  
 
Liberaller İslamcılarla olan dostluklarını gözden geçirmelidirler. Çünkü dostlarının takiyye yapmakta oldukları hiç bu kadar anlaşılır olmamıştı. Çünkü dostları homofobiktirler. Çünkü dostları şiddet yanlısıdırlar. Çünkü dostları liberal demokrasinin hiç bir kuralına inanmamaktadırlar. Ellerine geçecek ilk fırsatta seleflerini aratacak bir düzen kuracakları konusunda tereddüt yoktur. 21.yy’da liberal aydınların hiç bir tiranik- totoliter sistem sevdalısı ile ittifak yapmalarına gerek yoktur. Atatürk hakkında yazdıklarından dolayı birinci cumhuriyet tarafından cezalandırılmak tehditi altında olanlar, cemaat ile ilgili, hocaları ile ilgili yazılar yazdıklarında birincileri aratacak bir şiddetle karşılaşacakları açıktır. Liberaller; tabularla örülü bir sistemi, oligarşiye bulaşmış, kendi içinde totoliter-tiranik, bireysel özgürlükleri benimsemeyen, kadınları şeytani bir öge olarak görmeye devam eden, eşcinselleri birer hasta, yüksek yerden aşağıya atılarak, yakılarak, üzerlerine duvar indirilerek ya da taşlanarak öldürülmesi gereken birer suçlu olarak gören bu kesimle olan dostluklarını sonlandırmalıdırlar. Sekülerliği hiç bir şekilde benimsemeyen, laik bir yaşam biçimine karşı olmakla birlikte bu yaşam biçiminin sınırlandırılması hatta ortadan kaldırılması için ellerinden geleni yapmaktan kaçınmayacak olan ancak mağdur oldukları için asıl niyetlerini saklamayı, dostlarını kaçırmamak ve erken açığa çıkmamak adına meşru gören bir anlayışın maskesi düşmüştür. 1979’da İranlı liberal ve sol aydınlar bu aldanışlarını canlarıyle ve sürgünle ödemişlerdir. Türkiyedekilerin 30 yıl önce yaşanan bu canlı örneği bir kez daha görüp örnek almaları gerekmektedir. Liberaller bu dostluklarının bedelini ‘asimetrik harp içinde’ bir ‘taraf’ olarak kaybolup gitmekle ödeyeceklerdir.

Asimetrik-gayrı nizami harp taraflarından biri hele İslamcı-Cemaat tarafı olmakla liberaller sadece kendi bakış açıları ile bir anti demokratik rejimden belki de bu rejimden daha çok demokrasiden uzak öteki anti demokratik rejimin kurulmasına yardım etmiş olacaklardır. Sanırım ki en kötü seküler rejim en iyi teokratik rejimden daha özgürlükçüdür. Şu unutulmamalıdır ki, sistem değiştirmek kolay olmaz, İslamcıların batılı dostları, onlara verdikleri sözleri hiç bir zaman tutmayacaklardır. 1923’te kurulan cumhuriyeti demokratikleştirip, Avrupa Birliği üyesi yapmakla Türkiye halkının birçok sorunu çözülebilecekken; İslamcıların peşinde koştukları Anadolu Birliği bir hayal olmaktan öteye geçemez. Ve bu hayali gerçekleştirmek çok tehlikeli sonuçlar doğuracaktır.