İnsan Hakları / Eğitim

Erkek: Orada kimse var mı?

Pazartesi, 19 Ekim 2009

Akdeniz Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Esma Durugönül, son zamanlarda konuşulduğunun aksine toplumda eşcinselliğin artmadığını, sadece farkındalığın arttığını belirtti. 

Akdeniz Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünce 15-16 Ekim tarihlerinde düzenlenen, “Küreselleşen Dünyada Erkeklik ve Beden” sempozyumunun koordinatörlüğünü yapan Doç. Dr. Esma Durugönül, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
 






Kaos GL temsilcisi Ali Erol da sempozyuma katılarak bir sunum yaptı.
Erol, konuşmasının başında psikiyatrinin eşcinseli ile sosyolojin eşcinseli arasındaki farka dikkat çekti.
 
Doç. Dr. Durugönül, üniversitedeki sempozyumda, ''Erkekler lightlaşıyor demek yanlış. Erkekler aslında insanlaşıyor.'' dedi.
Doç. Dr. Durugönül, sosyoloji bölümünde beden ve erkeklik alanında çalışmalar yapan 4 kişi olduklarını, kendi aralarındaki konuşmalar sonrasında böyle bir sempozyum düzenlemeye karar verdiklerini belirtti.
 
Beden ve erkeklik konusunun Türkiye'de çok fazla konuşulmadığını ifade eden Durugönül, Türk kültüründe erkeklerin her zaman güçlü, duygularını göstermeyen insanlar olarak gösterildiğini söyledi. 
 
Eşcinsellerin toplumda erkek olarak kabul edilmediğini kaydeden Doç. Dr. Durugönül, erkeklik tartışmalarının dünyada 1980'lerde, Türkiye'de ise 1990'larda gündeme geldiğini bildirdi.
Durugönül, çalışmalara başladıktan sonra öğrencileri arasında da eşcinsel olanlarla iletişim kurduğunu ve bazı öğrencileriyle bu konuda konuştuğunu kaydetti.

Sinema sanatçılarına eşcinsel bir karakteri canlandırmak isteyip istemediği sorulduğunda kimilerinin “Asla” cevabını verdiğini söyleyen Durugönül, şöyle devam etti:

“Aslında o rolü oynarken farklı bir şey yapmayacak, yine erkek olacak, bu anlaşılmıyor. Eşcinsel olduğu bilinen bazı isimler toplumda baş tacı edilirken sıradan vatandaşın eşcinsel olması sorun oluyor. Bu da 'Onlar ne yaparsa yapsın ama benim kızım, oğlum öyle olamaz' düşüncesinden kaynaklanıyor. Tepkiler çoğu zaman eğitimsizlikten kaynaklanıyor. Eğitim bunda önemli bir faktör. Kapalı ve eğitimsiz toplumlarda bu tür durumlara böyle yaklaşımlar beklemek çok daha zor.”
 
“Cinsel Tercih” değil Cinsel Yönelim 
İnsanların kendileri tercih ettikleri için heteroseksüel veya homoseksüel olmadığını kaydeden Durugönül, “cinsel tercih” sözünün yanlış olduğunu, doğrusunun “cinsel yönelim” olduğunu bildirdi.
 
Son zamanlarda konuşulduğunun aksine Türk toplumunda eşcinselliğin artmadığını, sadece farkındalığın arttığını belirten Durugönül, medya sayesinde eşcinsellerin daha fazla fark edildiğini bildirdi.
 
"Erkekler lightlaşıyor demek yanlış. Erkekler aslında insanlaşıyor''
Doç. Dr. Durugönül, eşcinsellerin toplumda dışlandığını ve istihdam edilmediğini, bu nedenle fuhuş sektöründe yer aldıklarını düşündüğünü ifade ederek, şöyle konuştu:

“Erkekler aslında insanlaşıyor. Çünkü insanın ağlamaması, evin idaresinin sadece ondan sorulması hakça değil. 'Erkekler lightlaşıyor' demek yanlış. Bugün ağlayabilen erkeklerin sayısı artıyor. Toplum da bunu doğal görmeye başlıyor. Toplumdaki erkeğin her zaman güçlü olması gerektiği düşüncesi yavaş yavaş siliniyor. Bakımlı erkekler artmaya başladı. Bu da garip değil. Bu insanın kendini nasıl sunmak istediğini gösteriyor.”
 
“Toplumsal cinsiyet ve beden politikaları”, “Aidiyet, kimlik, temsil bağlamında erkeklik”, “Eğitim, beden ve/veya erkeklik”, “İnsan hakları ve yurttaşlık bağlamında erkeklik”, “Etik, beden ve/veya erkeklik”, “Spor, beden ve/veya erkeklik”, “Tüketim kültürü, beden ve/veya erkeklik”, “Medyada beden ve/veya erkeklik”, “Globalleşme bağlamında beden ve/veya erkeklik”, “Göç, beden ve/veya erkeklik”, “İktidar, beden ve/veya erkeklik” sempozyumda ele alınan konular.

Erkek: Orada Kimse Var mı?
Heteroseksüel Erkek, Eşcinsel Erkek, Biseksüel Erkek...
Kim Bunlar?
 
Kaos GL temsilcisi Ali Erol da sempozyuma katılarak bir sunum yaptı. Erol, konuşmasının başında psikiyatrinin eşcinseli ile sosyolojin eşcinseli arasındaki farka dikkat çekti.
 
“Erkek: Orada Kimse Var mı?” başlıklı konuşma metnini yayınlıyoruz:
 
"Bu sunumda Eşcinsel Erkekliğin Türkiye’deki seyrini okumaya ve resmetmeye çalışacağım. Tabii ki bunu Eşcinsel Hareketle ilişkisi zemininde ele alabiliriz.
 
Türkiye toplumunda eşcinsel erkekliğin kurulumu veya tersinden kendi cinsine dönük erkeklerin eşcinselliklerini kurmaları ve şekillendirmeleri tam da Türkiye Eşcinsel Hareketinin 15-20 yıllık kısa tarihinin ürünüdür.
 
Türkiye Eşcinsel Hareketi’nin yaratıcı örgütlenmelerinin başında Kaos GL gelmektedir. Kaos GL’nin ortaya çıkış gerekçelerinden biri, cinsiyetin toplumsal yönüne dair eylemli eleştiridir. Tabii ki hedefini cinsiyetsiz toplum ütopyası oluşturmaktadır.
 
Kaos GL olarak heteroseksüel erkek iktidarının yıkılmasının mümkün olduğuna inanıyoruz.
Bu yıkım bir tür tersinden iktidar fethi anlamına gelmemektedir.
Hem heteroseksüel hem eşcinsel erkeklerin özgürleşebilmesi için birlikte dönüşüm süreci olarak tanımlanabilir.
 
Belirtmem bile gereksiz ama hetero erkekleri rahatlatmak için söyleyebilirim ki birlikte özgürleşmenin imkânlarını sağlayabilecek bu dönüşüm için hetero erkelerin bir cinsel yönelim olan heteroseksüellikten vazgeçmeleri gerekmemektedir!  
 
Hepimiz “erkek çocuğu” olarak dünyaya geliriz!
 
Hepimizin malumu olduğunu sanıyorum! Erkek egemen ve heteroseksist bir toplumda yaşıyoruz. Haliyle “hepimiz” erkek çocuğu olarak dünyaya geliriz.
 
“Erkek çocuklar” olarak içine girmeye ve ona uyum göstermeye yönlendirildiğimiz, baskılandığımız ve zorlandığımız  “ERKEKLİK” bizden önce ve bizim dışımızda belirlenmiş ve tasarlanmıştır.
 
Bizden uymamız ve uygulamamız beklenen erkeklik, değişmez ve dönüşmezmiş gibi bir başka deyişle ezelî ve ebedî olarak sunulur.
 
Toplumsal bir kategori olarak Erkeklik
 
(Oysa) ERKEKLİK, toplumsal bir kategori olup, değişmekte, dönüşmekte ve sürekli yeniden kurulmaktadır.
 
Bu süreci bizlere Kadın Kurtuluş Hareketi, aynı anlamda kullanacak olursak Feminizm ve Eşcinsel Kurtuluş Hareketi politika ve pratikleriyle göstermiştir.
 
Son 15 yıldır Türkiyeli erkek eşcinseller erkekliklerinden daha az kuşku duymakta ve kendilerini erkek eşcinsel ve/veya gey olarak tanımlamaktalar.
 
Pek çok travesti ve transeksüel samimi gözlemlerini ve fikirlerini paylaştıklarında, son 15 yıldan bu yana “dönen” ve/veya “kestiren” tv ve ts sayısında gözle görülür bir azalma olduğunu söylemektedirler.
 
Pek çok heteroseksüel erkek, kendisine bir iktidar sunan ve/veya en azından belli bir rant sağlayan mevcut erkeklikten yorulduğunu ve gönülsüzlüğünü daha fazla ve daha belirgin bir şekilde belli etmeye başlamıştır.
 
Kendi cinsine dönük erkekler ve/veya doğrudan kendini eşcinsel erkek olarak adlandıran erkekler arasında da farklı erkeklikler ve erkeksilikler şekillenmektedir. 
 
Varolan durum

Peki, var olan durum bize hangi imkânları sunmakta…
Mevcut erkekliğin direnç noktası ne…
 
Ne mutlu bize ki heteroseksüel erkek iktidarının tüm söylemlerine ve uygulamalarına rağmen mevcut ERKEKLİK’in yekpare olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
 
Artık Erkeklikten bahsetmek yerine mevcut erkekliği besleyebilen erkeksiliklerden söz edebiliriz. Tabii ki bu erkeksilikler farklı kanallardan akacaktır…
 
Mevcut erkekliğin homofobiyi ürettiğini, beslediğini ve de karşılıklı homofobi üzerinden kendini kurduğunu biliyoruz.
 
Tam da bu noktada yine bir imkân olarak tespit edebiliriz, mevcut erkeklik, yalnızca heteroseksüel olmayan erkekleri baskılamıyor. Aynı zamanda kalıba uymayan heteroseksüel erkekleri de baskılamakta ve hayatlarını çekilmez kılmaktadır.
 
Mevcut erkeklik, toplumun farklı sosyokültürel, sosyoekonomik ve sosyopolitik kesim ve ortamlarında farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Haliyle bu tanım farklı erkeksi pratiklerle şekillenmektedir.
 
Tahmin edilebileceği gibi söz konusu toplumsal süreçler ister eşcinsel ister heteroseksüel olsun tüm erkekler için geçerli olmaktadır.
 
Heteroseksüel erkeklik yekpare olmadığı halde, heteroseksist zihniyet, eşcinsel erkekleri hâlâ “erkek” olarak görmeye yanaşmamaktadır. 
 
HANGİ EŞCİNSELLİK? HANGİ DÖNEMİN EŞCİNSELLİĞİ?
 
Konuşmama başlarken, Türkiye toplumunda eşcinsel erkekliğin kurulumunu, Türkiye Eşcinsel Hareketinin 15-20 yıllık kısa tarihinin ürünü olarak kaydetmiştim.
 
Peki, bu kısa tarihin daha öncesinde ne oldu?
Daha öncesi derken kabaca iki dönemden söz edebiliriz. Böylece “hangi eşcinsellik” ve “hangi dönemin eşcinselliği” sorularını da cevaplamayı deneyebiliriz.
 
Bunlardan ilki, sosyal-kültürel gerçeklik ile oryantalist efsane ve fantezilerin birbirine karıştığı saray-hamam muhabbetleri ile Osmanlı!
 
Bilmeyen, duymayan kalmış mıdır?
Şark-İslam klasikleri üzerinden bazen düz bazen edebi bir anlatımla, eşcinsel varoluşun sosyal-kültürel hayatına dair ipuçlarına ve gerçeklerine ulaşmak mümkün.
Pekâlâ, herkes kendi fantezisine göre fesli bıyıklı veya tüysüz nazenin Türk erkeklerinin arzı endam ettiği bir dünyada salınmak da isteyebilir…
 
İkinci dönem ise Cumhuriyet ile kurumsallaşıyor.
Aslında Cumhuriyet öncesi, Osmanlı’nın son döneminde başlıyor ikinci dönem.
 
Bu dönemde Türkiyeli eşcinseller için bir görünmezlik sürecine giriliyor.
Eşcinsellik realitesi, bürokratik seçkinler arasından kovuluyor; sosyal, kamusal alanlarda telaffuz edilmemeye başlanıyor.
 
“Eşcinsel”, günümüze kadar süren, suçu olmayan suçlu konumuna itiliyor.
Görünmezlik ablukasıyla kuşatılan eşcinseller sosyal ve kültürel hayattan tümüyle dışlanıyorlar.
Karanlık park köşelerine, kıyıda köşede kalmış bir iki hamama hapsedilen hayatlar, “ahlâksız”, “hasta” ve “sapkın” diye damgalanıyor.
Yüzünü Batı’ya dönmüş Cumhuriyet Türkiye’sinde, eşcinsellerin payına da bunlar düşüyor…
 
Tüm bu dönem boyunca, eşcinsellik, daha doğru bir anlatımla erkek erkeğe cinsel ilişki, sosyal-kültürel bir kıskaca alınıyor.
Bu durum ikili bir hayat tarzını şekillendiriyor.
Eşcinsel birey, sosyal kültürel hayatını norm olan hetero erkek hayatına göre kuruyor, kurmak zorunda kalıyor, böylece adını koymadan gizlice eşcinsel ilişkilerini yaşıyor.
 
Eşcinselim diye ortaya çıkmayıp, erkeklik kategorisinden beklenen davranışları yerine getirdiği sürece sosyal, ahlakî, dinî, siyasî kurumların şemsiyelerinin altında kolayca kendine bir yer bulabiliyor.
 
Oyunu kurallarına göre oynayamadığı için veya riyakâr vicdanların topluca rahatlatılması için seçilen kurban niyetine, elbette köyün delisi misali her mahallenin bir “ibne”si olacaktır!
 
12 Eylül!
Derken 12 Eylül askeri darbesi ile Türkiye’de taşlar yerinden oynuyor.
Tüm toplumsal kesimler gibi eşcinsel erkekler ve travestiler de büyük zulümlere maruz kalıyorlar.
İkili oynayıp kendini gizleyemeyenler, kıyıya köşeye itilip zaten dışlanmış vaziyette olanlar metropollerden zorla sürülüyorlar.
 
Buna paralel özellikle travestilere yönelik baskılar kısa sürede geri tepiyor. Ahlak polisinin, devlet televizyonunun ve diğer resmi kurumların eşcinsel ve travestilerin hayat alanlarındaki çemberi baskı, zulüm ve işkence ile daraltması, sorunun odaklaşmasına ve daha da görünür olmasına yol açıyor.
 
Yine askeri darbe ile sosyal kültürel ilişkiler değişikliğe uğruyor.
Hâlihazırdaki örgütlenmeler ve bu örgütlenmelerin şekillendirdiği insan ilişkileri dönüşmek zorunda kalıyor.
Daha önce sesi çıkmayanlar, söz hakkını kullanamayanlar, hâkim ilişkilerin kıyısında, gölgesinde kalanlar yeni sesler ve yeni açılımlar olarak sosyal hayatta bir bir ortaya çıkmaya başlıyorlar.
 
Eşcinsel sesler de bunlardan biri olarak gün ışığına çıkıyor…
 
Bugün bile Türkiyeli eşcinsellerin büyük çoğunluğu için “out” olmak bir kâbus olma özelliğini sürdürse de artık eşik aşılmıştır.
 
Keyfi ve fiili onca zulme maruz kalınmış olsa da eşcinsel olma hali zaten “suç” değildi…
Özgüveni ve kendisine olan saygısı artan eşcinselin haliyle ahlâksız, hasta, günahkâr veya sapık olarak damgalanması artık işe yaramıyordu…
 
Orada Kimse Var mı?
 
80 öncesinin asi ve devrimci –tabii ki hetero!- erkeğinin uzun saçı kısalıyor, kestirmeyeninki ise “atkuyruğu” halini alıyor…
 
Asilik akla bile gelmezken atkuyruklu uzun saçlı bir erkek, “entel” diye durumu kurtaramıyorsa arkasından “karı kılıklı” veya “ibne” lafını yiyor…
 
“Karı kılıklı ibneler” ise aynı dönemde Zeki Müren ya da Bülent Ersoy “gibi” olmadan da “eşcinsel” olabileceklerini öğreniyorlar…
 
Arkasından konuşulan “o biçim” veya “ibne”nin yerini kendi adına konuşan ve eyleyen eşcinsel veya gey alıyor…
 
Eşcinsel, ayrı bir varoluş olarak kendini ortaya koydukça hetero erkekler "Erkeklik"lerini ispatlamak için kılıktan kılığa girme eziyetinden kurtuluyorlar…
 
Eşcinsel erkeği yarısı “kadın” yarısı “erkek” şeklinde resmeden medya, masa başında çizdiği bu resmin realiteye uymadığını çabuk kabul ediyor…
 
Bıyıktan çoktan vazgeçmişken göğüs kıllarını tıraş etmenin erkekliğe halel getirmeyeceğini tecrübe eden hetero erkek, “farklılaşma”da sınır tanımadığı gösteriyor…
 
Diğer taraftan hetero erkeğin vazgeçtiği bıyık, kıl ve tüy ve hatta maçoluğu devralan yeni erkek erkeğe varoluşlar, eşcinsellikler şemsiyesi altındaki pratikleri çeşitlendiriyor… 
 
Tabii ki tüm bu süreçlerin aynı zamanda sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik kanallarla ilişkilerini de akılda tutmalıyız…
 
Eğer ki bu değişiklikler ve farklılaşma pratikleri birer “sorun” olarak görülüyorsa veya ahlaki açıdan damgalanıyorsa açıktır ki yoksulların ve alttan gelenlerin erkeklerinde de görülmeye başlanmasındandır!
 
Bilinir, burjuva ve zengin erkekler yaptığında görmezlikten gelinir.
Daha doğrusu alt kesimlerdeki insanlar aynı şeyleri yapmaya başlayana kadar ses çıkarılmıyor.
Alt kesimlerde benzer davranışlar görülmeye başlandığında yaygara koparılıyor.
 
Tabii ki bu noktada egemen ahlakın ikiyüzlülüğü kaydı düşmek gerekecektir…
Bu ikiyüzlülüğün burjuva sınıfı tarafında yaşananlar güya gizlidir!
Hafta sonu travestiliğinden, 'bi' kereden bir şey olmaza kadar o cephede her şey meşrudur.
Kılıfına uydurabilirsen her şey denenebilir gerisi magazin muhabirleri ile danışıklı dövüşe kalmıştır.
 
Onlardan biri yaparsa macera olur, yoksullardan biri yaparsa sapıklık olur.
Onlardan biri yaparsa çılgınlık olur, yoksullardan biri yaparsa soytarılık olur.
Onlardan biri yaparsa kendini bağlar, yoksullardan biri yaparsa genel ahlaka uymaz."