Kültür Sanat

‘Eflatun Koza’ya Dair Okuyucu Notları

29 Kasım 2009

Cahide Birgül’ün Eflatun Koza adlı romanı Everest Yayınları tarafından yayınlandı. Birgül bu kitabıyla da, Türk edebiyatında pek izleği bulunmayan bir tür olan gerilim romanını hediye etmiş okuyucuya. Gerilim romanı gibi kurgusu zorlu bir tarzı seçmesi, Birgül’ün kendi keskin zekâsıyla da yarışması adeta. Birgül’ün kendisiyle bu yarışı, okuyucuya her seferinde daha tat veren bir gerilim romanı olarak dönüyor. 

Birgül, daha da zor olanı ustalıkla başararak, sıradan addedilen insanların, sıradan görünen yaşamlarındaki gerilimlerin peşinden sürüklüyor okuyucuyu. Her gün gördüğümüzü sandığımız insanlarda, görmüyor olabileceklerimizi gösteriyor. Bu anlamda romanlarındaki kahramanlar; Tolkien romanlarındaki Elfler ve Orklar gibi iyiliği ve kötülüğü pür olarak simgeleyip dünyayı kurtarma savaşları yapmayan, tek başına iyi veya kötü olmayan, hatta tutunamayan, sıradan anti kahramanlar oldukları için daha “tekinsiz”ler ve okuyucuda daha çok tedirginlik yaratıyorlar. Birgül romanlarında okuyucuya kitap kahramanları ile empati veya özdeşlik kurmak fırsatı da vermiyor. Öykü o yüzden okuyucunun dışarıda kaldığı ve sonunu asla tahmin edemeyeceği şekilde ilerleyen bir biçim sergileyerek, okuyucuda bir gerilim romanının yaratması gereken gerilimi yaratıyor. Eflatun Koza da bunun kusursuz bir örneği. Birgül’ün bir yazar olarak belki de en çarpıcı yanlarından biri, okuyucu ile kahramanlar arasındaki empatiyi kopardığı, iyilik ve kötülüğü felsefi olarak hiç tartışmadığı ve okuyucuya kahramanlardan birini seçme rahatlığını vermediği halde, okuyucuyu öykünün içinde sürükleyebilmesi.
 
Eflatun Koza’da da gazeteciliğe yeni başlayan sıradan bir genç kadının araştırmakla görevli olduğu kayıp iki kadının öyküsü içinden kendine bakışını izliyoruz. Bu sıradan genç kadının sıradan hayatındaki nesneler, az sayıda insanlar ve diyaloglar tüm ayrıntılarıyla resmedilirken, edebiyatta yazılmaya pek değer görülmeyen, büyük cümleler ve düşler kurmayan, adeta dünyadaki zamanını tamamlamak için yaşama devam ettiğini sandığımız sıradan yaşamların iç boğucu ayrıntılarıyla karşılaşıyoruz. Ama bu iç boğucu yaşamın bize başka bir vaadi olduğunu da hatırlatıyor öykü sık sık. Görünenin asla gerçekle aynı olmadığı gerçeğini.
 
Sonra umulmadık bir yerde temposu birden artan ve iniş çıkışları ile birlikte tempoyu hiç yitirmeyen öykü, bir Cahide Birgül klasiği olarak, en dikkatli okuyucunun bile tahmin etmekte zorlanacağı bir sonla bitiyor. Öyküde finale dair ipuçları gizlenmiş olsa da, kitabı kapattığınızda gerçeğin ne olduğuna dair kuşku ve sorular devam ediyor bir yandan. Final dahi okuyucuda bıraktığı sorularla geliyor.
 
Kitabın içerisinde yüksek sesle olmayan pek çok karşı duruşu ve sorgusu da var Birgül’ün yaşama dair. Şiddet dolu bir dünyadan kaçmaktan başka şansı kalmayan eşcinsel kadınlar, medya plazalarda sahici olmayan habercilikler, kapitalist rekabetin gündelik yaşama sıradan yansımaları… Birgül alttan alta bu soruları da soruyor ve aslında kendi duruşunu da kahramanlar aracılığıyla dile getiriyor. Bu anlamda yüksek siyaset yapmayıp gündelik yaşamın içinde gerçek politika yapmanın yolunu da gösteriyor.
 
Birgül’ün bu kitabını diğer kitaplarından ayıran bir özelliği var yine de. Kadın eşcinselliğinden açık yüreklilikle ve yaşamın içindeki olağanlığıyla söz etmesi. Aslında, kadın eşcinselliği Eflatun Koza’daki asıl öykü teması gibi görünse de, bütün öyküleri gibi, gerçek öykünün asla görünen öykü olmadığını anlıyoruz sonunda. Aslında Birgül’ün asıl yeteneği de burada kendini gösteriyor bence. Anlattığı öykünün değil, o öyküyle kahramanın içinde açılan yolun anlatıcısı olmasıyla. Ve kahramanın ruhsal yolculuğunu ve içsel çözümlerini keskin bir sadelikle yapmasıyla. Öyle ki, bir de bakıyoruz öykü bir yanda kalmış ve sonunun bir önemi yok.
 
Kadın eşcinselliği gibi marjinalleştirilen bir konuyu yaşamın içinden herhangi bir kavramı anlatır sadeliğinde anlatabilmesi ise, onun edebi gücünü gösteriyor bence. Kadın eşcinselliği Eflatun Koza’da öyle kendi sadeliğinde anlatılıyor ki, kadın kahramanların yerine kadın ve erkek kahraman konulsa, okuyucuya marjinal gelebilecek hiçbir yan yok öyküde. Anlatımdaki bu sadelik ve derinlik, onun anlatımının ne derece güçlü olduğunu ortaya koyuyor.
 
Öykünün gerideki kahramanları olan “Eflatun Kadınlara” “Eflatun Koza” yaratması bir tesadüf değil, feminizme yapılan bir gönderme kanımca. Kitabın kapağında mor mürekkeple yaratılan bir koza içinde birbirine bakan (bu anlamda birbirine bakmak, birbirini görmek isteyen) ve adeta bütünleşmiş kadın figürleri de yine lezbiyen feminizm çağrışımı yapıyor.
 
Kitabın edebi başarısı, güçlü anlatımı ve öyküsünün yanı sıra, eşcinselliğin kendi olağanlığında romana yansımış olması da, eşcinsel okurlar olarak özlemini çektiğimiz bir yapıta dönüştürmüş kitabı. Birgül’ün güçlü kalemi ve sahiciliği ile anlattığı eşcinsellik öyküsü, eşcinseller için güzel bir hediye olmuş. Birgül’ün kaleminden eşcinsellik temasını okuma şansını bulmuş olduk böylece. Bu şiddet ve ayrımcılık dolu dünyada, birbirine âşık iki kadına eflatun bir koza armağan ettiği için teşekkür ediyorum Birgül’e kendi adıma. Birgül edebiyat dünyasına yeri doldurulamayacak bir gerilim romanı armağan ederken, kozalara gerek kalmayacak bir dünyaya da umut olmuş. Kalemine sağlık Cahide Birgül…