İnsan Hakları / Sağlık

1 Aralık, Cumhuriyet Mitingi Değildir!

Perşembe, 3 Aralık 2009

1 Aralık, Cumhuriyet Mitingi Değildir!

“Kutlama” Hiç Değildir!
 
Dünyanın, mehter ve 10. yıl marşları eşliğinde kutlanan tek 1 Aralık'ı İstanbul, Tünel Meydanında gerçekleşti. Konu Hiv – AIDS’in temsiliyeti olduğunda ne gibi talihsizlikler içerisinde olduğumuzu, nasıl ters köşe olunduğunu bir kez daha anladık. Çünkü bir kez daha ortada ne hiv pozitif bireyler, ne onların yakınları, ne de aktivistler vardı. Mikrofonlar, onlara değil, onları hayaletlere dönüştürmek üzerinden rant sağlayan istismarcılara, konuyu oy, çıkar, maddi kazanç ya da istihdam olarak anlayan ve uygulayan grupların temsilcilerine çevrilmiş, bir kez daha Hiv Pozitif bireyler “köşelerinde yutkunanlar” olmuşlardı. Geçen sene olduğu gibi gerçekleşen şey yine bir 1 Aralık değil, bazı grupların yıllık proje müsameresiydi. Peki neydi 1 Aralık? Nasıl olma(ma)lıydı?
 
Öncelikle belirtmeliyim ki, geçen sene yaşananlardan dolayı, bu sene protesto ettiğim için gitmedim. İyi ki de gitmedim, telefon çaldı; “geriye yalnızca tekbir getirerek virüs'e saldırmadıkları kaldı” diyor karşıdaki ses, hüzünle karışık bir sinir harbi. Bir diğeri, “Cumhuriyet Mitingi” bu diyor! Berlin’den bir dostum şöyle yanıtlıyor; “nasıl yani? çıktık bareback pipiyle, 10 yılda her tür sexten, 10 yılda on beş milyon genç enfekte oldu her yaştan... Gibi mi? Gerçekten ayıp artık!” bence de ayıp diyorum, camdan dışarıya bakıyorum, köşedeki tinerci çocuğa t-short giydirmişler, üzerinde “ne fark eder?” yazıyor. Çocuk da farkında değil. Fark eder diyorum, bilgisayarın başına geçiyorum. Bu kepazelik, bu palyaçoluk, bu istismar devam ettiği sürece çok şey fark eder!
 
Hâlbuki HIV – AIDS, o kimlik tanımaz büyük salgını ile bizleri ırk, dil, din, cinsiyet, meslek, yaş, klan, şemsiye gibi kutuplaşmaların tümünden bir anda soyutlamamış mıydı? Bunu tam da, bunlarla boğuştuğumuz bir çağda yapıp, insan olma ve hayatta kalma sorumluluğu üzerinden bir arada durabilmenin bambaşka bir perspektifini işaret etmemiş miydi? New York’un 80’lerinde siyah ile beyaz ilk kez bu “sayede” öpüşmemiş miydi? Unuttuk mu? Unutmuşuz ya da hiç hatırlamamışız. 
 
Herhalde anlamak gerekiyor artık, 1 Aralık Cumhuriyet Mitingi değildir, 1 Aralık psydelic festival de değildir, 1 Aralık belediye başkanlarının oy avcılığı yaptığı, konuyla ilişkisi olmayan dernek başkanlarının çıkıp projelerini sunduğu bir alan değildir. Her şeyden önemlisi, 1 Aralık bir “kutlama” değil bir “hatırlama” günüdür. Eğer bu organizasyonları yapanların mantığı ile bir benzeştirme yapacak olursak, 23 Nisan’dan çok 24 Nisan’a benzer. İçinde burukluk vardır, sessizlik vardır, biraz arkana dönüp baktığında o günün altında yatan milyonlarca masum beden vardır. İçinde düşünmek vardır, hesaplaşmak vardır, soruları ve yanıtları vardır, palyaço kılığına girip bu tarihin üzerinde tepinmek yoktur. Paneli vardır, semineri vardır, work shop’u vardır, tartışması vardır, kendisine has bir dili vardır en önemlisi. Hiçbir şey bilmeyen dahi, “world aids day” kelimelerini google yaptığında karşısına çıkar bu dil. Hiç te zor değildir, tam aksine, 1 Aralık gibi bir günü böylesine istismar etmek gerçekten mesai ister.
 
Ancak bizlerde özellikle bu meselenin farklı bir boyutu vardır. Şizofrenler Derneği başkanının dahi temsilen şizofren olduğu bir sivil toplum geleneğinde daha önce hiç karşılaşmadığımız bir prosedür uygulanır bu alanda. Bunun altını çizmek, bir bakıma HIV – AIDS konusunda yaşanan kepazeliğinde açıklaması gibidir. Bir eşcinsel örgütlenmeden, bir sendikadan ya da bir feminist hareketten farklı olarak HIV – AIDS konusunda Türkiye de hiçbir yapılanmanın başkanlığında Hiv Pozitif bireylere yer verilmemiştir. Bu, Mor Çatı’nın erkekler başkanlığında, Lambdaistanbul’un heteroseksüeller kontrolünde olması gibi bir tuhaflığa denk gelir. Ancak gerçektir! Önce toplumsal baskılar bahane edilerek, üzerlerinde böylesi bir baskı hissetmeyen Hiv Pozitif bireyler ise demoralize edilerek, konunun üzerinde bir tür iktidar mekanizması kurulur. Kuşkusuz, günümüz dünyasında en büyük fonların HIV – AIDS konusuna ayrılmış olmasının bundaki payı büyüktür. Hiv ile enfekte olan kişiler deneyimlerinin ilk anından itibaren böylesi bir mekanizma ile karşı karşıya kalır. Kendi mikro örgütlenmeleri ya da sivil inisiyatifleri gibi bir önerme söz konusu olamaz. Deyim yerinde ise, konu HIV – AIDS olduğunda köşeler tutulmuştur. İşte bu köşelerden çıkmaktadır bu ses, bu köşeleri tutanların “sakın ha, bakın arkamıza kimleri aldık” tehdididir o marşlar! Tesadüfen değildir. Tesadüfe yer bırakmayacak kadar planlıdır. O nedenle ki, iki senedir Ak Partili belediye başkanının seçim mitingine dönmüştür aynı zamanda. Kimse de çıkıp HIV – AIDS ile iktidarların, marşların, bayrakların, milliyetlerin, ülkülerin ve ocakların ne işi var diyememiştir... Bunu soran birkaç “haddini bilmez”de hafif bir tebessümle tehdit edilmişlerdir.
 
Hiv Pozitif bireylerin yer yer kapı dışarı edildikleri, yer yer psikolojik durumlarının kötü olması bahane edilerek sözlerinin yarıda kesildiği, dernek içerisinde gerçek adlarını kullanmalarının kesinlikle yasak olduğu, bir araya gelip sosyalleşmelerinin mümkün olmadığı bir gelenektir buradaki. Haliyle bu gelenek bağlamını, “genel ahlak” değerleri üzerinden kurgular. Yani bu şu demektir, ahlaklı hiv pozitif bireyler ve ahlaksız hiv pozitif bireyler vardır burada, iyileri ve kötüleri vardır bu insanların. Örneğin transeksüeller, örneğin seks işçileri, örneğin damar içi madde bağımlıları başka sınıflardır. Buralara ait değillerdir. HIV – AIDS konusunda, konunun bahsi geçen öncelikli mağdurları değil, marjinal “beyaz” mağdurları ön plandadır. Arka planda ise gerçek yaşamın koşulladığı gerçek deneyimler Godot’u bekler.


Bir, 1 Aralık daha kutluyoruz! “Aktivistlerden” birisi kutlamalar esnasında ortaya çıkan acı manzarayı şöyle tarif ediyor; “insanlar çok korkuyor, korkmasınlar diye palyaço kılığına girdik”. 0-6 yaş eğitiminde bile modası geçmiş, ayıp sayılan bir yöntem! Bir diğeri, “Türk Pozitiflerden” bahsediyor, virüsümü sıksan kanı kırmızı beyaz akar diyor yani. Bu ülke de binlerce hiv pozitif birey var ve hepsi bu kurumla ilişkileniyor, peki neden derneğin senelerdir 25 üyesi var diye soruyorsun, “çekiniyorlar, zor durumda kalmalarını istemiyoruz” diyor bir tane “sorumlu”... Bir diğeri, bebekleri anlatıyor, Tarlabaşı’nın biraz kıyısında. Bebeklerde, ailelerde hiv pozitif olabilirler diyor. Anlıyorum ama diyorsun, ama yan sokakta da...

 
Burada yaşananlara şimdilik tesadüf diyelim. Tesadüfen buluşmuş, tesadüfen örgütlenmiş, tesadüfler üzerinden bir araya getirilmiş hiv pozitif olmayan bir kalabalık... Mehter Marşları ve 10. Yıl Marşları eşliğinde HIV – AIDS bireyler adına 1 Aralık “kutluyor”! Salonun penceresinden içeriye doluyor sesler, pencereyi kapatıyorum.